İçeriğe geç

Aydan Doğanlar

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Aydan Doğanlar

Bölüm 3

Bölüm 3

Malikânenin yüksek vitray pencereleri devasa bir gürültüyle patladı. İçeri savrulan cam kırıklarıyla birlikte, sıradan yaratıklardan çok daha iri, siyah zırhlar giymiş iki Safkan muhafızı salona daldı. Gözleri kan kırmızısı parlayan bu yaratıkların gelişiyle odadaki meşalelerin alevleri aniden siyaha döndü.

Sebastian tek bir hamleyle Elena’nın önüne geçti. "Arkamda kal," dedi soğukkanlı bir sesle. Kınından çıkardığı gümüş kılıç, loş ışıkta mavi bir parıltı saçtı.

Safkanlardan biri, bir fırtına hızıyla Sebastian’ın üzerine atıldı. İki kadim gücün çarpışmasıyla çıkan metal sesi salonun taş duvarlarında yankılandı. Sebastian’ın hareketleri bir dans kadar estetik ama bir ölüm meleği kadar kesindi. İlk saldırıyı savuşturup kılıcını saldırganın kalbine sapladı; yaratık çığlık atarak küller halinde yere saçıldı.

Ancak diğer muhafız Sebastian’ın boşluğundan yararlanıp doğrudan Elena’ya doğru hamle yaptı. Keskin pençeleri Elena’nın boğazına birkaç santim kala, Elena dehşetle ellerini öne doğru savurdu. O anda bileğindeki sarmaşık mühür kör edici bir altın ışık patlaması saçtı. Işığın dalgası yaratığı geriye fırlatıp devasa ahşap kütüphaneye çarptı.

Elena şaşkınlıkla titreyen ellerine baktı. Güç kendi içinden çıkmıştı ama bedenini inanılmaz bir yorgunluk kaplamıştı. Dizlerinin bağı çözüldü ve tam yere düşecekken Sebastian onu kucağına aldı.

"Harika bir iş çıkardın ama gücün henüz çok ham," dedi Sebastian. Sesi sertti fakat Elena’yı kucağında tutarken gösterdiği özen, içindeki şefkati açık ediyordu.

Sebastian, yerdeki yaratığı tek bir kılıç darbesiyle etkisiz hale getirdikten sonra Elena’yı malikânenin altındaki gizli sığınağa indirdi. Burası taş duvarlarla örülü, mum ışıklarıyla aydınlatılmış küçük ama güvenli bir odaydı. Elena’yı yumuşak bir yatağa bıraktı.

Elena titriyordu. "Bana ne oluyor Sebastian? İçimdeki bu ateş de neydi?"

Sebastian yanına oturdu. Elena’nın soğuktan ve korkudan titreyen ellerini kendi buz gibi ellerinin arasına aldı. Garip bir şekilde, Sebastian’ın dokunuşu Elena’nın içindeki o yakıcı ateşi dindiriyor, ona huzur veriyordu.

"Damarlarındaki antik kan uyanıyor," dedi Sebastian, gözlerini bir an bile Elena’dan ayırmadan. "Bu mühür sadece bir işaret değil. O, seninle benim arandaki kadim bağın simgesi. Seni korumam sadece yeminimden değil..." Sebastian duraksadı, parmak uçları yavaşça Elena’nın yanağında gezindi. "...içimde yüzyıllardır uyuyan bir şeylerin seninle yeniden nefes almasından."

Aralarındaki çekim o kadar yoğundu ki odadaki hava ağırlaşmıştı. Elena onun gözlerindeki o sonsuz derinlikte kaybolduğunu hissetti. Korkusu, yerini karşı konulmaz bir arzuya bırakmıştı. Sebastian yavaşça eğildi, dudakları Elena’nın alnına değdiğinde Elena bileğindeki mührün tatlı bir sıcaklıkla parladığını fark etti.

Ancak bu huzur anı uzun sürmedi. Sebastian aniden başını kaldırdı, gözleri yeniden kehribar rengine döndü.

"Burada daha fazla kalamayız," dedi Sebastian ayağa kalkarak. "Mührün uyanış ışığı Prag’daki tüm karanlık klanlara yerimizi belli etti. Şehrin altındaki Yeraltı Arşivi'ne gitmeliyiz. Kehanetin devamını çözmeden seni korumam imkânsızlaşacak."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.