Sabah üzerimde büyük bir ağırlıkla uyandım. Arkamı döndüğümde ise bana sımsıkı sarılmış ve uyuyor bir vaziyette olan Efsun'u gördüm. Onu uyandırmamak için belimde ki kollarını dikkatlice ve yavaşça çözmeye çalışırken Efsun'un önce kirpikleri titredi. Sonra gözlerini yavaşça açtı. Karşısında beni görünce daha da sıkı sarıldı bana. Tedirginlikle konuştum.
"Efsun ne oldu?"
ses vermedi
"Efsun, korkutma beni. Ne oldu diyorum sana.!"
Başını yavaşça kaldırdı. Güzelim yeşil gözleri dolmuştu. Çilleri gözyaşlarıyla ıslanmıştı.
"EFSUN, NE OLDU!?"
Derin bir nefes aldı sonra konuşmaya başladı. İlk kelimesi boğuk çıkmıştı.
"Bana neden söylemedin?"
"Neyi söylemedim?"
"Ölüm tehlikesi olan bir göreve gideceğini."
Ne yani sorun bu muydu? Rahatlamıştım. Rahatlamış bir nefes verdiğimi işiten Efsun kızgınlıkla,
"Bir de sorun bu olduğu için rahatlıyor musun? Abla sen iyi misin? Bu görev uğruna öldürülebilirsin! Kafayı iyice sıyırdın sen.", dedi.
"Sen o işi kafana takma ben halledeceğim."
"Deme bana bir şey dinlemiyorum seni!."
Kafasını hayır anlamında salladı.
"Sende gitme.", dedi acı acı.
"Sende gidersen kimsesiz kalırım. Bir başıma kalırım."
Gözyaşları yanağından aşağı süzülüyordu. Sözleri yüreğime dokunsa da kararımdan vazgeçmedim.
"Kimsesiz kalmazsın ki babam var."
"Bana asla babalık yapmayan bir adamdan mı bahsediyorsun?"
Elini omzuna koydum ve dostça sıktım.
"Hayır o seni her şey den çok seviyor. Sadece üzerinde annemi kaybetmenin ağırlığı var ve sevgisini düzgünce ifade edemiyor."
"Abla, suratıma bile bakmıyor."
"Çünkü sana bakınca annemi görüyor."
Sözümü hızlıca kesip konuştu.
"Anladım, yani bana bakınca acı çekiyor."
"Yanılıyorsun, o sana baktıkça bir daha bakası geliyor ama seni de kaybetmekten deli gibi korkuyor."
"Yalan söyleme."
Efsun'un yüzünü avuçlarımın içine aldım.
"Ben sana asla yalan söylemem zaten sende bunu biliyorsun."
Efsun kısa bir an tereddüt etti ama sonra başını onaylar nitelikle salladı. Kardeşimin bu hareketiyle onu kendime çektim ve sıkıca sarıldım. Ama son anda aklıma gelen şeyle duraksadım.
"Efsun, sen benim göreve gideceğimi nerden biliyorsun?"
Efsun geri çekilip suratıma baktı.
"Gece tuvalete gitmek için kalkmıştım. Lavabodan geldiğimde telefonuma bir bildirim geldiğini gördüm. Mesaj babamdan gelmişti. Senin kırmızı dosyalı olan bir göreve gideceğini söyledi."
İşte şimdi anlaşılmıştı. Babam beni vazgeçiremeyince Efsun'u devreye sokmuştu. Efsun'un bende ki yerini pekala biliyordu, çünkü.
"Sen hiç merak etme bebeğim. Ben bir yolunu bulup halledeceğim. Ayrıca herşeyim üzerine yemin ediyorum ki sana en ufak zarar dahi gelmeyecek."
"Peki, sana güveniyorum. Sen zaten başaramayacağın bir göreve gitmezsin."
Sırtını sıvazladım.
"Aferin benim kızıma. Hadi şimdi hazırlanıyorsun. Sonra doğru okula."
Efsun yataktan kalkıp hazırlanmak için odasına geçti. Bende hazırlanmaya koyuldum. İkimizin de işi bitince birlikte dışarı çıktık ve onu arabamla metrobüs durağına bıraktım. Okulu tesise ters yönde olduğu için Efsun'u okula bırakamıyordum. Efsun'u metrobüs durağına bıraktıktan sonra ben de tesise geçtim. Arabamı park edip tesisten içeri girdim ve doğruca sorgu odasına doğru ilerledim. Çünkü tesis sözcülerinden birisi olan Ayla, sabah bana mesaj atmış ve doğruca sorgu odasına gitmemi söylemişti. Sorgu odasına geldiğimde Ayla beni karşıladı ve oturmamı işaret etti. Yanına oturunca konuştu.
"Poyraz'ın sağ kolunu yakaladık. O olduğuna yüzde yüz eminiz."
Başımı büyük bir ciddiyetle "kulağım sende" anlamında salladım. Ayla derin bir nefes verdi ve konuşmaya devam etti.
"Bak Alena, bu iş çocuk oyuncağı değil. Bir kere bulaşırsan çıkamazsın. Bu vazgeçmek için son şansın. Eğer bu görevi kabul etmediğini söylersen teşkilat seni bu görevden alacak."
"Ben bu görev için hazırım Ayla. Hemde hiç olmadığım kadar."
"Eminsin yani son kararın?"
Gözlerinin içine büyük bir kararlılıkla baktım.
"Eminim ve son kararım."
Bu sözlerimden sonra Ayla bana "çok yazık ettin" ,der gibi baktı ama konuşmasına devam etti.
"İnci Sercan. 18/10/1999 tarihinde doğdu. Bu kız bir gün okul müdürüne şaka yapmak için telefonunu hacklemeye karar veriyor. Ama yanlışıkla Poyraz Akın'ın telefonunu hackliyor. Poyraz bu kızın zekasından etkileniyor ve ona onunla çalısmasını teklif ediyor. Kızda kabul ediyor. Aralarında sadece iş ilişkisi var. Ve gelelim işin en can alıcı kısmına. İkisi de birbirinin yüzünü bilmiyor."
Şaşkınlıkla dudaklarım aralandı.
"İyi de birbirlerinin hiç yüzünü görmedilerse nasıl iş yaptılar ki? Kulağa sizce de saçma gelmiyor mu?"
"Poyraz İnci'ye bazı bilgiler gönderiyormuş ve İnci'de bu görevleri yapıyormuş. Örnek veriyorum güvenlik kameralarını devre dışı bırakmak gibi görevler."
Yüzümü kırıştırdım.
"Bunu o kız mı söyledi?"
"Evet, ama doğru söylediğine yüzde yüz eminiz. Kızı ekstra olarak ailesiyle tehdit ettik."
İnci adına ne olursa olsun üzülmüştüm. Onun yerinde olmak istemezdim.
"Tamam, ben şimdi ne yapıyorum?"
"Kendini İnci olarak tanıtacaksın. Sonra da Poyraz Akın'ı hapisaneden çıkarıp onun güvenini kazanacaksın. En sonunda da örgütüne casus olarak katılacaksın."
Kafamı kurcalayan bir soruyla duraksadım.
"Peki, amacımız Poyraz Akın"ı Hapisaneye tıkmaksa neden onu çıkarıyoruz ki?"
Ayla 'bilmiyorum' dercesine dudaklarını sarkıttı.
"Onu bize söylemediler."
"Sence de bu çok saçma değil mi?"
"Evet, ama bence bu işin arkasında başka şeyler var."
Ayla'ya yaklaştım ve sordum.
"Ne gibi?"
Omuz silkti.
"Bilmiyorum."
"Peki Poyraz, İnci olmadığımı anlarsa ne halt yiyeceğim?"
Ayla sinsice sırıttı.
"Anlamayacak. Çünkü ikisinin de arasında kimsenin bilmediği gizli bir şifreleri varmış"
Bakışlarımı Ayla'nın suratına sabitledim.
"Neymiş bu şifre?"
"Aslında cümle.", diyerek beni düzeltti sonra da devam etti.
"Araftakilerin gerçek yüzü ayaz vaktinde ortaya çıkar."
İçimden bu cümleyi ezberlemek adına bir kaç kez tekrarladım. Ayla'ya döndüm ve,
"Bana söyleyeceğin başka bir şey var mı?", dedim.
"Sana önemli olan her şeyi söyledim. Sadece dikkatli ol ve hayatta kal."
"O zaman ben kalkayım.", diyerek ayağa kalktım. Ayla'da benimle birlikte kalktı. "Yeraltı Hapisanesinde mahkum Poyraz Akın ile yarım saatlik görüşme izni senin için ayrılmıştır."
"Teşekkürler bilgiler için ve kendine iyi bak."
Son kez Ayla'ya baktım ve Yeraltı Hapisanesine gitmek için sorgu odasından çıktım.