'Alena derhal odama gel'
Gözlerimi mesajın üzerinden uzaklaştırdım ve telefonumu cebime atıp odamdan çıktım. İnsanların yanlarından geçerken benim hakkımda fısıldaştıklarını duyabiliyordum. Hiç birini gram umursamadım. İnsanlar çenelerini boş yere çalıştırmayı severlerdi. Bense onlara başarımla karşılık verirdim. Babamın odasına gelince kapıyı saygı gereği tıklattım. Oysaki bence bu eylem çok gereksizdi. Duyduğum sesle kapıyı açtım ve içeri geçtim. Babam masasında oturuyordu. Evrakları ve dosyaları incelerken takmış olduğu gözlük bile ateş saçan gözlerini gizlemeye yetmemişti. Babama yaklaştım ve karşısına dikildim. Babam büyük bir öfkeyle çekmecesinden çıkardığı dosyayı önüme fırlattı.
"Bana bunu derhal açıkla!"
Sadece omuz silkmekle yetindim.
"Bence gayet açık."
Sakinleşmek için derin bir nefes aldı, burun kemiğini baş ve işaret parmaklarıyla sıktı. Bana gerçekleri haykırırcasına konuştu.
"Kızım, Bu görevin ne denli tehlikeli olduğunu biliyorsun değil mi? Üstelik ölüm tehliken var! Ayrıca başaramazsan ölmek en hafif ceza yöntemin olur. Eğer başardın diyelim bu sefer de kendine belanın ta kendisi olan birisini düşmanın yapmış olursun."
Çenemi yukarı diktim.
Bana işimi öğretme, baba. Ben bu görevi kabul ettiğimde zaten olacak her şeyin bilincindeydim."
Babam büyük bir öfkeyle ayağı kalktı. Elleri yumruk halini almıştı.
"Neden bu görevi bu kadar çok istiyorsun?!"
"Kendimi herkese kanıtlamak istiyorum. Burada ki bir çok kişi beni, sıkıştığı an babasının eteğine yapışan küçük bir kız çocuğu olarak görüyor."
Babam ellerini saçlarının arasına geçirdi.
"Yani konu kendini herkese kanıtlamak mı? İnsanların ne düşündüğüyle ilgilenmediğini sanıyordum."
Başımı onaylar nitelikte salladım.
"Evet, insanların ne düşündüğünü umursamıyorum ama maalesef Teşkilat Lideri ve Teşkilat Sözcüleri de böyle düşünüyor. Bu durum da işlerimi etkiliyor. Ben onca zorlu eğitimi ayak işi yapmak için almadım."
Babam kendimi koltuğuna geri bıraktı ve derin bir iç çekti.
"Sana da bir şey olursa dayanamam bunu biliyorsun. Ailemden bir kişiyi daha kaybedemem."
"Bana bir şey olmayacağının garantisini veremem ama elimden gelenin en iyisini yapacağıma dair söz verebilirim."
Babamın gözlüğü burnuna düştü bana alık alık bakmakla yetindi. Annem Esra kalp hastasıydı. Ben on iki, kız kardeşim dört yaşındayken maalesef hayata gözlerini yummuştu. Babam annemin gidişiyle işkolik ve soğuk bir kimliğe bürünmüştü. Ama ben onun bizi içten içe sevdiğini biliyordum.
"Ne söyleyeceksen söyle, ne diyeceksen de ama ben bu görevden vazgeçmeyeceğim."
Babam işte şimdi tam anlamıyla yıkılmış gibiydi. Bir şey söyleyecekmiş gibi dudaklarını araladı ama sonra ağzını geri kapattı. Sonra başını ağır ağır evet anlamında salladı. Bu izin verdiği anlamına geliyordu. Başarmanın verdiği hazla sırıttım ve kafamı yavaşça aşağı eğerek babam baş selamı verdim. Kapıdan çıkmadan önce son kez babamın dağılmış görüntüsüne baktım ve konuştum.
"Kendime bir şey olmayacağının güvencesini veremem ama kız kardeşim Efsun'a en ufacık bir şey olmayacağına dair ruhum,bedenim,aklım,canım ve hayatım uğruna söz veriyorum. Onun saçının teline bile zarar gelmeyecek. Yeryüzünde ki ve gökyüzünde ki bütün canlılar şahidim olsun."
Babamın odasından çıktıktan sonra cebime attığım telefonumu çıkardım ve kız kardeşimin numarasını tuşladım. Biraz bekledikten sonra telefon açıldı ve Efsun'un neşeli çıkan sesi beni gülümsetti.
"Telefonuma hoşgeldinn! Ben baldan tatlı kız kardeşin Efsun"
"Biliyorum, Efsun. Numaran telefonuma kayıtlı. Neyse, nasılsın?"
"Gencim, güzelim, bomba gibiyim, ablam. Sen nasılsın?"
Göremeyeceğini bile bile omuz silktim.
"Fena değilim. Nerdesin ?"
Efsun sabırsızca bir nefes verdi sonra birisine teşekkür etti. Hafif bir tempoda koşmaya başladı. Biraz homurdandıktan sonra nihayet derdini söyledi.
"İmdat! Metrobüse geç kalıyorum abla. Yardım et. Bu bir yardım çağrısıdır. Tekrar ediyorum bu bir yardım çağrısıdır!"
Derin bir nefes verdim. Bu kız beni sınıyordu.
"Ne yapmamı bekliyorsun? Bir sonrakine bin işte."
"Olmazz. Bu kalkan son metrobüs"
Kaşlarımı çattım ve ofladım.
"Bir şeye de geç kalmasan şaşarım."
"Ayy ne yapayım yaa", dedi ağzını yaya yaya.
"Tamam bekle. Seni almaya geliyorum. Orda ki Eflatun Kafe'ye geç."
"Tamam", dedi ve devam etti.
"...Sen dünyada ki gelmiş geçmiş en iyi, en güzel , en tatlı, en zeki, en...", demesine kalmadan daha fazla dayanamayarak telefonu suratına kapattım. Telefonumu cebime attıktan sonra Serdar'a seslendim.
"Serdar, arabamın anahtarını verir misin?"
Serdar beni duyar duymaz konuştuğu adamla konuşmasını bitirdi ve bana doğru seslendi.
"Her zaman ki yerde mi?"
"Evet."
Serdar koşar adımlarla küçük bir odaya girdi. Odadan çıktıktan sonra hızlı adımlarla bana yetişti ve arabamın anahtarını bana verdi. Serdar'a küçük bir baş selamı çaktıktan sonra tesisten çıktım. Suratımı eski bir dost gibi yavaş yavaş okşayan rüzgara samimi bir şekilde gülümsedikten sonra otoparka doğru ilerledim. Otoparkın girişinde Caner'i gördüm. Caner bana göz kırptıktan sonra tam konuşmak için ağzını açıyordu ki elimi uzatıp onu susturdum.
"Şu an da senin yılışıklıklarını dinleyemeyeceğim."
Bu sözler Caner'in suratına tokat gibi çarptıktan sonra onu arkamda bıraktım ve arabama doğru ilerledim. Arabama bindiğimde önce otoparktan çıktım sonra direksiyonu Eflatun Kafe'ye kırdım. Biraz yol aldıktan sonra nihayet Eflatun Kafe'ye gelmiştim. Arabamı park edip Kahve'nin içerisine girdim. Etrafa göz atarken bir fincan kahve içen ve bir dilim limonlu cheescake yiyen küçük, tatlı bir kız gördüm. Bu kız Efsun'du. Kız kardeşimin yanında ki sandalyeyi çektim ve oturdum. Bir çift meraklı bakışın sonunda ilgisini çekmiştim.
"Hoşgeldin ablam benim."
Hoşbulduğum söylenemez kardeşim benim."
Efsun kıkırdadı ve boynuma yapıştı. Kolları beni sıkıca sarıyordu.
"Söyle bakalım sen bana kızdın mı ?"
Efsun'a şöyle bir baktım. O hatırlamıyor olabilirdi ama ben hatırlıyordum. Efsun annemin kopyasıydı. Yemyeşil gözleriyle, uzun ve kızıl saçlarıyla, burnunu yanlarına dağılan çilleriyle annemin tıpkısıydı. Sadece bu sebep bile ona kızmamı engelliyordu.
"Saçmalama, deli.", diyerek Efsun'u kendimden uzaklaştırdım. O da ona kızgın kalamayacağımı biliyordu. Efsun yiyeceklerini yemeye ve içeceklerini içmeye devam etti. Bense onu bekliyordum. Ben annemden çok babamın kızıydım. Simsiyah delici gözlerim, omzumun üstünde kestiğim siyah saçlarım, süt beyazı tenim, ay gibi yüzüm ve badem gözlerim bunun en büyük kanıtıydı.
"Bittii."
Kafamı çevirdim ve Efsun'a baktım. Atıştırmalıklarını bitirmişti. Ayağa kalktı ve bana göz kırptı.
"Sen hesabı öde istersen canım ablam.",diyip arabaya doğru koştu.
Arkadan ona "Bu kız umutsuz vaka" bakışlarıyla bakıyordum. Efsun'un geri gelmesini beklerken cüzdanımdan ücreti çıkardım ve kasada ödedim. Kısa bir süre sonra Efsun nefes nefese bir şekilde Kafe'den içeri girdi. Sesimde ki imayla konuştum.
"Ne oldu ablam? Neden geldin?"
Karşımda kızarıp bozardı ve kafasını öne eğdi.
"Şeyy...Araba kilitliydi."
"Yaa, öylemiydi? Bak, Allah'ın işine."
Efsun bakışlarını kaldırdı ve bakışlarıma değdirdi.
"Neyse, hadi gidelim. Düş önüme.",dedim.
Efsun önde ben arkada Kahve'den çıktık ve arabaya geçtik. Ben şoför koltuğuna, Efsun ise yanımda ki koltuğa oturmuştu. Efsun rastgele bir şarkı açtıktan sonra dışarıyı izlemeye koyuldu. Her şey yolundaydı. Ta ki bir şey hariç. Efsun'un açtığı şarkı Bılıbendi'ydi.
"Efsun, bu ne!?"
Gözlerimi devirip şarkıyı değiştirdim.
"Senin seçtiğin şarkıdan ne beklenirdi ki?"
Efsun kahkahalarının arasından zar zor konuştu.
"Abla, valla rastgele açmıştım."
Efsun gür bir şekilde kahkaha patlattıktan sonra kahkaları bana da bulaştı. Bu kızı her şey den çok seviyordum.