İçeriğe geç

AY VE GÜNEŞİN GÖLGESİNDE

Bölüm 4 · 2 dk okuma

AY VE GÜNEŞİN GÖLGESİNDE

Bölüm 4

4. BÖLÜM: YARIM KALAN BİR MELODİ

Yol biterken Gece’nin kulağında Mehrab - Terminal şarkısının son nakaratları dökülüyordu. Farsça sözlerin zihninde beliren Türkçe karşılığı, ruhundaki çatlaklara fısıldayan bir hayalet gibiydi:

​“Bu terminal sadece otobüslerin kalktığı yer değil... Benim umutlarımın, gençliğimin ve ruhumun diri diri toprağa gömüldüğü yer. Bir biletle kaçtığımı sanıyorlar; oysa ben sadece kendi cesedimi uzaklara taşıyorum...”

​Gece, gözlerinden süzülen son damlayı silerken kendini neden bu şarkıya bu kadar ait hissettiğini çok iyi biliordu. Şarkıdaki o terminal, tam olarak Rüzgar’la yaşadığı o yıkım gecesiydi. Rüzgar, geçmişindeki ölü kadının hayaletini Gece’nin üzerine saldıkça; Gece kendi varlığını o soğuk, kimsesiz banklarda bırakmıştı. Şimdi varış noktası olan Mersin’e adım atarken, palmiyelerin arasından yüzüne vuran deniz kokusu bile içindeki karanlığı dağıtmaya yetmiyordu.

​Adana Garı’nda doktorun telefondaki katı tavrından sonra Rüzgar çıldırmış gibiydi. Doktor, "Hasta gizliliği var, tek kelime edemem," diyerek telefonu suratına kapatmıştı. Rüzgar’ın aklındaki tek isim Gece'nin sırdaşı Damla'ydı. Onu arayıp zorla da olsa Adana'da kuytu bir kafede buluşmaya ikna etti.

​Masaya oturduklarında Rüzgar’ın gözleri kan çanağıydı, elindeki hastane raporunu masaya çarptı. "Damla! Ne olduğunu anlatacaksın bana! Neyi var Gece'nin?!"

​Damla masadaki rapora, ardından Rüzgar’ın perişan hâline baktı. Gözlerinden öfke yaşları süzülürken tane tane anlatmaya başladı:

​"O vurulma anında..." dedi Damla, sesi titreyerek. "Rahmine giren o lanet kurşun yüzünden anne olma yetisini kaybetti Rüzgar! Omuriliği zedelendi, her gün bayılma nöbetleri geçiriyor!"

​Rüzgar duyduklarıyla şok geçirdi, nefesi tıkandı. "Ne... Nasıl...?"

​Damla daha fazla dayanamadı. Masadan hışımla doğrulup Rüzgar’ın sandalyesine yüklendi. Bütün nefretiyle Rüzgar’ın göğsünü yumruklamaya başladı:

​"Senin yüzünden!" diye bağırdı, yumrukları Rüzgar’ın göğsünde yankılanırken. "‘Seni karımı kaybettiğim gibi kaybedemem’ diyerek onu kendi bencilliğinde boğdun! Kendi geçmişinin diyetini ona ödettin! Onu diri diri öldürdün Rüzgar! Nefret ediyorum senden, duyuyor musun? Nefret ediyorum!"

​Rüzgar, göğsüne inen darbeleri hissetmiyordu bile. Dizlerinin bağı çözüldü, oturduğu sandalyede kahrolarak başını ellerinin arasına aldı. İçindeki suçluluk duygusu bir çığ gibi üzerine devrilmişti.

​Aynı anlarda Gece, Mersin’in sessiz bir mahallesinde kiraladığı küçük, loş evin kapısını açtı. Elindeki tahta bavulunu yere bıraktı. İçeride hafif nem ve deniz kokusu vardı.

​Pencerden dışarıya, Akdeniz’in karanlık sularına baktı. Bedenindeki ve ruhundaki tüm kırıklarla birlikte, yeni ve kimsesiz evine ilk adımını atmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.