Geçmiş olsun organizasyonu sona erip konuklar birer birer evden ayrılırken, salonda ağır ve huzursuz bir sessizlik kaldı. Mira’nın içine sebebini bilmediği amansız bir kaygı düşmüştü. Ayrılmak üzere hamle yaptığında, projenin ana sponsoru onu durdurup lansman detaylarıyla ilgili ısrarlı bir sohbete tuttu. O sırada Rüzgar, içindeki garip hisse engel olamayarak pencereden bahçeye baktı; dışarısı tamamen sakindi, Mina’nın kiraladığı adamlar karanlığa kusursuzca gizlenmişti.
Sponsorla görüşmesini bitiren Mira, daha fazla kalmayıp gitmeye karar verdi. Ancak tam kapıya yönelmişken Rüzgar öne atıldı. Bakışlarında çaresiz bir tutkuyla Mira’nın yolunu kesti ve cebinden çıkardığı kadife kutuyu açarak diz çöktü:
"Aura... Ya da Gece... Kim olursan ol! Ben sensiz yaşayamıyorum. Lütfen benimle evlen, her şeyi yeniden başlayalım!"
Mira, yüzündeki açık mavi maskenin arkasından Rüzgar’a buz gibi bir soğukkanlılıkla baktı:
"Aklınızı tamamen yitirmişsiniz Rüzgar Bey. Beni bir yandan ölmüş bir hayalete benzetip vicdanınızı rahatlatmaya çalışan, diğer yandan alkolün arkasına saklanan bir adamla benim işim olmaz."
Mira, Rüzgar’ı arkasında tek başına bırakıp menajeri Damla ile birlikte evi terk etti.
Kapıdan çıkıp bahçe ışıklarının bittiği karanlık alana adımlarını attıkları an, çalıların arasından fırlayan iki maskeli adam Mira’nın üzerine çullandı! Damla çığlık atarak müdahale etmeye çalıştı ancak adamlardan biri sert bir darbeyle Damla’nın kafasına vurarak onu yere serdi. Damla kanlar içinde bilincini kaybetti.
Mira, tekerlekli paten antrenmanlarından gelen o muazzam dengesi ve refleksleriyle adamlardan birine sert bir tekme savurup adamı yere serdi! Ancak adamlar hazırlıklıydı; geriden gelen diğer iki kişi Mira’yı arkasından yakaladı. Yüzüne bastırılan kimyasal kokulu bezle Mira’nın direnci saniyeler içinde kırıldı ve gözleri karanlığa gömüldü.
Dışarıdaki boğuşma seslerini duyan Rüzgar, yaralı gövdesini zorlayarak dışarı fırladı. Damla yerde hareketsiz yatıyor, Mira ise zorla siyah bir minibüse bindiriliyordu! Rüzgar hemen ambulansı arayıp konum verdi. Ardından kırık kemiklerinin yarattığı amansız ağrıya rağmen kendi aracına atlayıp minibüsü takibe aldı.
Mira gözlerini açtığında kendisini rutubet kokan, karanlık bir depoda sandalyeye bağlanmış halde buldu. Başındaki şiddetli dönme ve ilacın etkisi devam ediyordu. Karşısında duran figür netleştiğinde, elinde tuttuğu soğuk çelik tabancayla ona nefretle bakan Mina ile göz göze geldi.
Mira, yarı baygın haliyle derin bir nefes aldı. İçindeki o son sığınakla dudakları titreyerek şehadet ve tevhid getirmeye başladı:
"Eşhedü elle ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh... La ilahe illallah..."
Mina, Mira’nın bu teslimiyet dolu duaları karşısında daha da çıldırarak silahın emniyetini kapattı ve namluyu doğrudan Mira’ya doğrulttu...