Klip çekimlerinin ardından set arkasındaki gerilim iyice tırmanmıştı. Mina, Rüzgar’ın "Aura"ya bakışlarındaki o çaresiz hayranlığı ve adamın günden güne eriyip gidişini gördükçe kıskançlıktan krizlere giriyordu.
Sonunda dayanamadı. Kulise giden geniş koridorda, yanındaki iki iri yarı özel korumasıyla birlikte yürüyen Mira’nın karşısına aniden dikildi.
Mira, pist dışındaki gündelik hayatında açık mavi maskesini çıkarmış; giren çıkan herkesin dönüp bir daha baktığı o büyüleyici güzelliğiyle koridorda ilerliyordu. Beline kadar dökülen gece siyahı dalgalı saçları, üzerindeki dökümlü siyah saten bluz ve keskin kesimli blazer ceketiyle adeta bir dergi kapağından fırlamış gibiydi. Göğsünün hemen üzerinde, gümüş zincirine bağlı olan o Ay ve Güneş kolyesi ışıkların altında parıldıyordu. Sol bileğinde ise zarif, geniş gümüş bir bileklik vardı; o karanlık geçmişin çiziğini asil bir zırh gibi kapatıyordu. Yüzü Gece’ye inanılmaz derecede benziyordu ama bakışlarındaki o buz gibi güç, Mina’nın içini bir kurt gibi kemiriyordu.
Mina öfkeyle öne atılıp işaret parmağını Mira’ya doğru salladı:
"Sen kim olduğunu sanıyorsun ha? Rüzgar’ın kafasını karıştırmaktan, o ölmüş kadının taklidini yapmaktan vazgeç! Rüzgar benim sevgilim, ondan uzak duracaksın!"
Mira adımlarını bile bozmadan durdu. Yüzünde en ufak bir şaşkınlık ya da korku belirtisi yoktu. Yanındaki iki koruma, tek bir işaretle anında öne atılarak Mina ile Mira arasına aşılmaz bir duvar ördü.
Mira, parmaklarını yavaşça boynundaki Ay ve Güneş kolyesine götürdü. Kolyeyi avucunun içinde hafifçe sıkarak derin bir nefes aldı. Koyu kahve gözlerini Mina’nın gözlerine dikti. Ses tonu ne bir desibel yükselmişti ne de alçalmıştı; son derece pürüzsüz, soğukkanlı ve ezici bir edayla konuştu:
"Beni iyi dinle Mina... Sevgilinin zihnindeki hayaletlerle savaşmak senin yetersizliğin, benim değil. Rüzgar Bey benim için sadece bu projedeki geçici bir iş ortağı. Onda gözüm de yok, ona karşı içimde en ufak bir duygu kırıntısı da... Zaten ne o ne de sen benim dengim değilsiniz. Şık kıyafetlerin arkasına sakladığın o ucuz kıskançlık krizlerini git başka yerde yaşa ve derhal yolumdan çekil."
Mina aldığı bu asil ve vurucu cevap karşısında adeta dilsiz kaldı. Karşısındaki kadın ne bağırıp çağırmıştı ne de kendini savunmaya muhtaç hissetmişti. Tek bir cümleyle hem Mina’yı hem de Rüzgar’ı görünmez bir teraziye koyup yerin dibine sokmuştu.
Mira, sağ elini kaldırıp korumalarına hafif bir işaret verdi. Korumalar yolu açtı. Mira, topuklu ayakkabılarının koridorda çınlayan o ritmik tıkırtıları eşliğinde, arkasında bıraktığı rüzgârla süzülüp gitti.
O sırada koridorun sonundaki karanlık gölgede duran ve tüm bu konuşmayı başından sonuna kadar duyan Rüzgar’ın ise kalbi amansızca sızladı.
Rüzgar, duvara yaslanmış halde uzaklaşan o kadına baktı. Beline kadar inen siyah saçları, boynundaki o tanıdık Ay ve Güneş kolyesi, yürüyüşündeki o ulaşılamaz asalet... Karşısındaki kadın ölen Gece’nin ikizi gibiydi ama o kırılgan, ağlayan kız değildi. Artık yanında korumaları olan, ona dönüp bakmayan, kendi krallığını kurmuş bir kraliçeydi. Rüzgar ilk kez, kaybettiği o gerçeğin bir daha asla ona dönmeyecek kadar yüksek bir zirveye tırmandığını hissetti...