İçeriğe geç

AY VE GÜNEŞ

Bölüm 6 · 3 dk okuma

AY VE GÜNEŞ

Bölüm 6

Kuzeyin Işığı

“Karia…. Kolyeyi beğenmedin mi?”Beğendim çok güzeldi lakin takamam eminim benim aksime ona layık hanımefendiyi verirsiniz.” “Karia….” Miranın Sözünü yarıda keserek “İyi akşamlar Efendi Miran deniz kafanızı karıştırmış olmalı.” Karia odadan çıkıp hızlıca kendi odasına gitmişti yaptığına pişmandı neden kabul etmemiştiki bir anda gözü kolyeye takılmıştı hayır bunu takamam ben olmadığım biri gibi gözükemezdim bana yakışan ömrümün sonuna kadar bir komutan olarak yaşamaktı evet kimsenin istediği gibi biri olmayacaktım.

Kuzeyin kıyıları, sislerin arasından devasa, sivri dişli kayalıklar gibi yükseliyordu. Geminin pruvası buz tutmuş iskeleye çarptığında çıkan o tok ses, sessizliği bir bıçak gibi kesti. Karia, beş askeriyle birlikte güvertenin en önündeydi; uzun saçları rüzgârda vahşi bir yele gibi savruluyor, kılıcının kınından çıkardığı an çıkan metalik ses, soğuk havada yankılanıyordu.

Miran, bir adım gerisinde belirmişti. Artık aralarındaki o kamara gerginliği yerini, savaşın o kendine has, keskin odağına bırakmıştı. Miran, Karia’nın arkasında durup omuz hizasına eğildi. "Hazır mısın, Yaban Gülü?" diye fısıldadı. Sesi, rüzgârın uğultusuna rağmen Karia’nın kulağına bir emir gibi ulaştı. "Yanlış bir hamle, o buzlu suların seni yutmasına neden olur. Gözün hep üzerimde olsun."

Karia başını hafifçe yana çevirip ona baktı. "Bana odaklanmak yerine düşmana odaklansan daha iyi edersin, Miran," dedi. Bir an bile tereddüt etmeden, gemiden kıyıya uzanan o dar, buzlu kalasa ilk adımı attı.

Kıyıya bastığı anda karın çıkardığı o tiz çatırtı, düşmanın varlığını belli etti. Karanlığın içinden gelen ok sesleri, sisli havayı yardı.

"Siper alın!" diye bağırdı Karia. Sesindeki o mutlak komutanlık, beş azılı askerin duraksamadan yere çöküp zırhlarını kalkan yapmalarını sağladı. Miran, Karia’nın omuz başında duruyordu. İkisi de aynı anda, birer gölge gibi ileri atıldılar.

Çatışmanın ilk saniyeleri tam bir kaostu. Düşman, kayaların arasına gizlenmişti. Karia, kayaların arasında adeta bir gölge gibi hareket ediyor, kılıcı her savurduğunda bir düşmanı etkisiz hale getiriyordu. Ancak tam o sırada, iki düşman askeri Karia’nın kör noktasından, arkasından saldırdı.

Karia, karşısındaki düşmanla boğuşurken arkasından gelen çelik sesini duymuştu ama dönmeye vakti yoktu. Tam o an, Miran’ın varlığını hissetti. Miran, bir kasırga hızıyla aralarına girdi; uzun kılıcı, havada gümüşi bir kavis çizerek iki askeri de yere serdi. O an ikisi sırt sırta verdiler. Karia, Miran’ın nefesinin ensesindeki sıcaklığını ve o tanıdık, tehlikeli kokusunu duyabiliyordu.

"Seni korumaya ihtiyacım olmadığını söylemiştim," dedi Karia, kılıcını bir sonraki düşmanın boğazına saplarken.

Miran, Karia’yı korumak için attığı o hamleden sonra bir anlığına duraksadı, gözlerinde o alışıldık kibirli pırıltı belirdi. "Seni korumadım, Yaban Gülü," dedi, sesinde karanlık bir eğlenme vardı. "Sadece kendi payıma düşen ganimeti başkasına kaptırmak istemedim."

Birlikte, birbirlerinin açıklarını kapatarak ilerlediler. Miran’ın sert ve stratejik vuruşları, Karia’nın dansçı zarafetiyle birleştiğinde ortaya durdurulamaz bir güç çıkıyordu. Düşman hatları, bu iki uyumsuz savaşçının karşısında çözülmeye başlamıştı.

Tam o sırada, tepeden bir grup okçu daha belirdi. Karia, Miran’ın sağ omzuna doğru bir ok geldiğini gördü; Miran başka bir tarafa odaklanmıştı. Karia bir an bile düşünmeden, Miran’ı belinden kavrayıp kendine çekti ve bir kayanın ardına savurdu. Ok, az önce Miran’ın olduğu yere saplandı.

İkisi de kayanın arkasında, nefes nefese kalmışlardı. Miran, Karia’nın ellerinin üzerinde kendi eldivenli ellerini buldu. Karia’nın kalp atışları, zırhının altında Miran’ın göğsüne çarpıyordu. Miran’ın kehribar gözleri, Karia’nın yüzünde gezindi; saçlarına yapışan kar taneleri ve savaşın hararetiyle parlayan o inatçı gözler.

"Beni kurtardın," diye fısıldadı Miran. Sesi bu kez ne kibirli ne de soğuktu; garip bir şekilde savunmasızdı.

Karia, Miran’ın ellerinin altında titremeye başladığını hissetti. "Sadece... senin dediğin gibi," dedi Karia, gözleri Miran’ın gözlerine kilitliydi. "Senin ganimetini kimseye kaptırmak istemedim." Miran sesinde hüzünle” Karia o kolyeyi başkası gibi olman için vermedim.” “Neden verdin Miran?” Miran cevap verememişti gerçekten kolyeyi neden vermişti seni seviyorum onun için mi verdim diyecekti hayır diyemezdi babası karia asla kabul etmezdi. “Ben anlayacağımı anladım kendini yorma Miran….efendi.”

Bir patlama sesi, ikisini de gerçeğe döndürdü. Düşman, tepenin ardındaki o küçük köye doğru çekiliyordu. Miran ayağa fırladı, kılıcını temizledi. "Düşman köye sığınıyor. Şimdi oraya ulaşmalı ve planımızı uygulamalıyız. Yürü, Yaban Gülü'nün avı başlıyor."

Miran gülümsedi ve eldivenlerini düzelterek ilerledi Karia ise arkasından. Artık hedef, o sisli köyün karanlığıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.