İçeriğe geç

AY VE GÜNEŞ

Bölüm 17 · 3 dk okuma

AY VE GÜNEŞ

Bölüm 17

17.Bölüm

Sarayın o ağır ve boğucu havası, Miran’ın odasında bir kabusa dönüşmüştü. Miran, odanın içinde sanki nefessiz kalmış bir mahkum gibi dolanıyor, kendi kendine konuşuyordu. Prenses, onu o halde gördüğünde yüreği sızladı. Miran’ın gözlerindeki o ışık tamamen sönmüş, yerini derin bir boşluğa bırakmıştı; adeta bir ceset gibiydi. Prenses, kocasının bu kadar çabuk tükeneceğini tahmin etmemişti.

"Miran," diye fısıldadı Prenses titreyen bir sesle. "Lütfen, kendine gel. Eğer böyle devam edersen, hem kendini hem de bizi bitireceksin."

Miran duymuyordu bile. "O gitti," dedi boşluğa bakarak. "Karin... O benden nefret ediyor. Onu kaybedersem ben yaşayamam."

Prenses, gözyaşlarını silip bir karar verdi. Gururunu çiğnedi, kapıyı açıp hızla Karin’in kaldığı odaya koştu. Karin’in kapısını çaldığında nefes nefeseydi. Karin kapıyı açtığında, karşısında parçalanmış bir kadın gördü. Prenses, "O ölüyor," diye fısıldadı Karin’e. "Lütfen... O sadece senin adınla nefes alıyor. Eğer şimdi gitmezsen, kendi ellerimle onun sonunu izlemek zorunda kalacağım. Hamileyim, Karin... Ona bir gelecek sunmak istiyorum ama o sadece seni istiyor. Lütfen, onu hayata döndür, sadece son bir kez gör onu. Belki o zaman vazgeçer, belki o zaman bizimle yaşamayı kabul eder."

Karin, bu sözleri duyduğunda zırhı parçalandı. İçindeki o sert, savaşçı soğukkanlılık bir anlığına sarsıldı. Miran’ın çocuk sahibi olduğunu duymak kalbinin orta yerine düşen bir ateş gibiydi. Acısa da, Leo’nun varlığıyla artık iyileşmeye başladığını ve Miran’a olan son ümidinin de bu haberle küle döndüğünü anladı.

Karin, Miran’ın odasına girdiğinde Miran perişan bir halde, pencerenin önünde çökmüş durumdaydı. Karin’i gördüğünde gözleri, bir mahkumun güneş ışığını görmesi gibi umutla parladı. Hızla ayağa fırladı, Karin’in üzerine atıldı ve kollarını onun omuzlarına doladı.

"Karin!" diye haykırdı Miran, sesi hıçkırıkla karışık bir yalvarış gibi çıkıyordu. "Döndün... Tanrım, beni affetmek için mi geldin? Bak, senin için dünyayı yakabilirim. Sen gittiğinde, babamın seni öldürmek istediğini öğrendiğimde, seni korumak için... seni korumak için bu evliliğe, bu hapishaneye mahkûm ettim kendimi! Seni benden almasınlar diye yaptım her şeyi!"

Karin, Miran’ın kollarını nazikçe ama kararlılıkla kendinden uzaklaştırdı. Miran dizlerinin üzerine çöktü, Karin’in elbisesinin ucuna sarıldı. "Lütfen, Karin! Gitme! Başka bir kadına dokunurken bile seni hayal ettim, gözlerimi kapattığımda sadece senin yüzün vardı. Bu bir ihanet değil, bu bir delilikti! Senin için her şeyi göze aldım, senin için sustum!"

Karin, Miran’ın bu itirafını bir bıçak gibi dinledi. Yüzünde, tüm bu duygu patlamasına rağmen en ufak bir yumuşama yoktu. "Sana yardım etmeye geldim Miran," dedi soğuk bir sesle. "Peki bu çocuk? Bu çocuğu da mı 'ben' diye hayal ederek yaptın? Madem benim için ölüp bitiyordun, neden bir başka kadının koynunda kendine bir teselli aradın?"

Miran sarsıldı, başını öne eğdi. "O... o bir kaza, bir sorumluluk... ama kalbim, kalbim sadece sana ait!"

Karin, Miran’ın çenesini eline alıp yüzünü kendine çevirdi. "Bak bana, Miran. Bak ve gör. Ben artık o sınırın tozlu yollarında bırakıp gittiğin kadın değilim. Senin o 'hayallerin' sadece kendine inşa ettiğin bir mezar. O gece gözlerini kapatıp beni hayal etmiş olabilirsin ama gözlerini açtığında karşında o kadın vardı. Artık o kadına, o çocuğa, o hayata aitsin. Benim ise ait olduğum yer, senin kurduğun bu sahte krallıklar değil."

Miran hıçkırarak başını öne eğdi. Gözlerinden akan yaşlar, yıllardır içinde tuttuğu o devasa yükün artık taşınamayacak kadar ağır olduğunu ona fısıldıyordu. Derin bir nefes aldı ve omuzlarının üzerindeki o yıkıcı hayali yükün hafiflediğini hissetti. Yavaşça ayağa kalktı, Karin'e son kez baktı; gözlerinde artık bir delinin umudu değil, yaşanması gereken bir hayatın acı veren kabullenişi vardı.

"Haklısın," dedi Miran, sesi titrek ama kararlı bir kabullenişle. "Ben kendi hapishanemi inşa ettim, duvarları arasındaki o sessiz mahkum artık benim. Senin yolun artık başka bir ufka çıkıyor, bunu görüyorum. Senden kopmak bir ölümden farksız ama... ama artık o çocuğu ve Prenses'i görmezden gelmeyeceğim. Hayatımı, bu enkazın üzerine kurmak zorundayım. Elveda, Karin."

Karin, Miran’ın bu sessiz ve acı kabullenişini görünce başını hafifçe salladı. "Bunu yapman gerekiyordu, Miran. Yaşamak, bazen ölmekten daha çok cesaret ister."

Karin arkasını döndü ve odadan çıktı. Kapıda, onu sabırla bekleyen Leo’nun o asil silüetini gördü. Leo, Karin’in Miran’ın odasından çıkışını izlerken tek bir kelime etmedi ama bakışlarındaki o yoğun tutku, Karin’e bir yuva olduğunu fısıldıyordu. Karin, Leo’nun elini tuttu. Miran ise arkada, Prenses’in odaya girip elini tutmasıyla, Karin’in değil, hayatın o acı ve gerçek yolunun farkına vardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.