İçeriğe geç

AY VE GÜNEŞ

Bölüm 12 · 3 dk okuma

AY VE GÜNEŞ

Bölüm 12

12. Bölüm

Sarayın devasa salonu, binlerce mumun ışığıyla adeta güneş gibi parlıyordu. Ancak o gece, kristal avizelerin altında tek bir isim fısıldanıyordu: Karin.

Karin, ilk kez zırhını ve kanlı kılıcını bırakmıştı. Üzerinde gece mavisi, sade ama kusursuz dikilmiş, savaşçı duruşunu zarafetle birleştiren bir elbise vardı. Saçları, alışılmışın aksine yumuşak dalgalarla omuzlarından dökülüyor, gözlerine sürdüğü hafif sürme, onun o sert bakışlarını gizemli bir derinliğe bürüyordu. Salona girdiğinde, gürültülü müzik ve kahkahalar bir bıçak darbesi yemiş gibi aniden kesildi. Herkes nefesini tutmuş, o efsanevi "Altın Kılıç"ın gerçekte ne kadar büyüleyici bir kadın olduğunu izliyordu. Miran, elindeki kadehi sıkmaktan parmaklarının beyazladığını fark etmedi bile; kıskançlık ve hayranlık kalbini bir mengene gibi sıkıyordu.

Karin, kalabalığı yararak nişanlıların durduğu yere, Kral'ın kızı olan o narin ve iyi kalpli Prenses’in yanına ulaştı. Prenses, Karin’e şaşkınlıkla bakıyordu. "Sen..." dedi Prenses, sesi hayranlık ve çekince doluydu. "Herkesin bahsettiği, kuzeyin dehşeti, meşhur Altın Kılıç sen misin? Savaş meydanında kanlar içinde olduğunu sanıyordum..." Karin, Prenses’in gözlerindeki o saf hayranlığı görünce acıyla gülümsedi. "Savaşın dışında da bir hayatım var, Prenses. Umarım sarayın parıltısı ruhunu karartmaz, çünkü senin gibi temiz kalpler bu sarayda çabuk solar."

Tam o sırada, Miran’ın annesi Helena araya girdi. Yüzünde yapmacık, şeker tadında bir gülümseme vardı. "Prensesim, böyle vahşi bir kadının sözlerine kulak asma," dedi iğneleyici bir tonla. Sonra Karin’e döndü: "Senin gibi birinin burada olması çok... beklenmedik. Ama görünüşe göre biraz çaba sarf edince, bir asker bile zarif görünebiliyormuş, değil mi?"

Salonun diğer ucunda bambaşka bir fırtına kopuyordu. Leo artık o boynu bükük, cılız çocuk değildi. Genişlemiş omuzları, saray eğitiminden gelen o mağrur duruşu ve keskinleşen yüz hatlarıyla salondaki tüm genç kızların bakışlarını üzerine çekiyordu. Kızlar onun etrafını sarmış, gülüşerek bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Leo ise bu ilgiye alışık değildi; gözleri sadece Karin’i arıyordu. Onu o halde, başka bir adamın nişanında gördüğünde içindeki o hırçın kor daha da büyüdü.

Karin, köşede duran zengin Vali’nin oğlunu gözüne kestirdi. İçinde büyük bir korku vardı; “Acaba çok mu geç kaldım? Kardeşimi o yaşlı adamla evlendirdiler mi?” diye yüreği hopluyordu. Vali oğlunun yanına gitti, sesi buz gibi ve profesyoneldi. "Bu ticaret yolunun üzerindeki toprakların değerini biliyorsun," dedi Karin. "Sana önerdiğim kızın toprağı, liman girişinin tek hakimi. Bir tanıdığımın himayesinde, çok temiz bir aile. Onunla evlenirsen, hem halkın desteğini alırsın hem de ticaret ağını ikiye katlarsın." Vali’nin oğlu, Karin’in otoritesi karşısında büyülenmişti. "Senin tanıdığınsa, güvenim tamdır komutan!" dedi. Karin, kardeşini o karanlık kaderden koparıp almanın huzuruyla derin bir nefes aldı. Kendi hayatını mahveden saray, en azından bir kardeşin geleceğini kurtaracaktı.

Miran, kalabalığı yararak Karin’in kolundan tuttu ve onu kuytu bir balkona çekti. "Bu ne demek Karin? Bu halin, bu güzelliğin... Beni sınamak mı istiyorsun?"

Karin, Miran’ın elini kolundan nazikçe ama kararlılıkla ayırdı. "Benim için artık bir 'sınav' değilsin, Miran. Sen artık bir başkasının nişanlısısın. Ben kendi yoluma bakıyorum, sen de öyle yap."

"Seni seviyorum Karin!" diye haykırdı Miran, gözleri dolarak. "Lütfen, bu nişandan sonra bir yolunu bulup..."

"Dinlemek istemiyorum!" dedi Karin sertçe. "O altın kafesi seçen sendin. Şimdi kendi sarayında mutlu olmayı öğren."

Kral’ın tok sesiyle salon sessizliğe gömüldü. "Altın Kılıç Karin! Kuzeydeki başarından dolayı, seni krallığın en çetin, en tehlikeli sınırlarına; bir yıllık sefere gönderiyorum! Yarın şafakla yola çıkıyorsun!"

Miran’ın annesi Helena’nın yüzündeki o sinsi gülümseme, Valerius’un başarısının kanıtıydı. Miran yıkılmıştı; sevdiği kadın, ölüme bir yıllık sürgüne gönderiliyordu. Kral devam etti: "Ve sen, Leo... Sarayda kalıp eğitimine devam edeceksin."

Leo’nun dünyası başına yıkıldı. Karin, yavaşça salona döndü. Kimseyle vedalaşmadı. Başını dik tuttu, adımlarını bir kraliçe gibi attı. Arkasında bıraktığı o kırık kalplerin, ona beslediği hayranlığın ve Miran’ın o çaresiz bakışlarının farkındaydı. Ama artık o, Miran’ın "yaban gülü" değil, sınırların komutanı Karin’di.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.