İçeriğe geç

Ay Tutulmasında🌑🌕

Bölüm 9 · 10 dk okuma

Ay Tutulmasında🌑🌕

Bölüm 9

Tek kalmana dayanamam

İyi okumalar💗

________________

​Changbin’in kulakları uğuldamaya başladı. Doktorun dudaklarından dökülen "vefat etti" kelimesi, koridordun soğuk havasında asılı kalmış, bir türlü zihnine ulaşmıyordu. Dünya o saniyede dönmeyi bıraktı.

​Bangchan’ın kollarındaki baskısı arttı, sanki Changbin’in yere yığılmasını engellemeye çalışıyordu ama aslında kendi de ayakta durmakta zorlanıyordu

C:"Hayır..."

dedi Changbin, sesi bir fısıltıdan ibaretti.

C:"Şaka yapıyorlar, değil mi Chan? Daha yeni konuştuk, daha yapacak çok işimiz vardı."

Bangchan cevap veremedi. Sadece hıçkırıklarını tutmaya çalışırken başını Changbin’in omzuna yasladı. O ana kadar güçlü durmaya çalışan Bangchan omuzları ilk kez bu kadar çökmüş görünüyordu. Koridorun diğer ucundan gelen ayak sesleri, diğerlerin umut dolu ama korku dolu bakışları... Her şey bir film karesi gibi yavaşlamıştı.

​Changbin aniden doktorun önlüğüne yapıştı.

C:"Tekrar deneyin! Lütfen! O öylece bırakıp gitmez, inatçıdır o, biliyorsunuz! Sadece yorgundur, uyanacaktır..."

Doktor, gözlerindeki derin üzüntüyle sadece başını eğdi.

"Üzgünüm, kalbi çok yorgun düşmüştü."

​Changbin ellerini yavaşça çekti. Az önce can havliyle atan kalbi şimdi koca bir boşluğa dönüşmüştü. Yoğun bakımın camına döndü, içerideki hareketsiz bedene baktı. O an anladı; gerçek, o soğuk camın arkasında tüm çıplaklığıyla duruyordu.

​Gözyaşları sonunda boşaldığında, koridoru sadece bir kişinin değil, paramparça olmuş bir ailenin sessiz feryadı kapladı.

...

Felix asla odasından çıkmamıştı bugün nerdeyse yüzünü gören cennetlikti resmen. O kadar kırgın o kadar üzgündü ki babasın'ın yas'ını bi daha tutuyordu resmen ha bide hyunjin'in yas'ını gibi bişey ruh eşine şu 2 hafta da ölesiye ye güvenmişti onun yanında olduğu her dakika güvende hissetmişti ama şuan kalbinde kocaman bomboş bir yer bırakmıştı...

Hyunjin Felix'in kapısını tıklatıp bi nefeste içeri girmişti.

H:"Felix"

F:"Ne?"

H:"Nerdeyse bugün hiç oda dan çıkmadın nefesiz kalıcaksın şu oda da gel salona falan otur"

F:"Senin yüzünü görmek dense nefesiz kalırım daha iyi gerek yok"

Felix'in bu dediği şey hyunjin'in kalbini ortadan ikiye ayırmıştı çoktan kırıktı zaten Hyunjin, duyduğu cümlenin ağırlığıyla kapı eşiğinde donup kaldı. Felix'in bakışlarındaki o soğukluk, az önce içeriye getirmeye çalıştığı tüm sıcaklığı bir anda dondurmuştu.

H:​"Öyle mi?"

dedi Hyunjin, sesi titremesin diye kendini zorlayarak.

H:"Benden bu kadar nefret ettiğini bilmiyordum Lix. Sadece... iyi olup olmadığını merak etmiştim."

Felix, yatağının kenarında otururken başını bile kaldırmadı. Parmaklarıyla çarşafın kenarını sıkıca kavradı.

F:"Merak etme Hyunjin, iyiyim. Ama senin o sahte endişen beni daha çok boğuyor. Şimdi lütfen çık gider misin?"

Hyunjin felix'i süzdü kaşlarını çatarak Felix hyunjin'e bir dakika bile yanlışlıkla bile gözlerini Çevirmemişti ona.

H:"Tich, gidemem"

F:"Ne?"

H:"Gidemem diyorum"

Felix, "Gidemem" kelimesinin yarattığı şaşkınlıkla başını hızla kaldırdı. Sonunda gözleri Hyunjin’in gözleriyle buluşmuştu; işte tam da kaçmaya çalıştığı o bakışlar şimdi tam karşısındaydı.

​F: "Ne demek gidemem? Burası benim odam Hyunjin, çık git diyorum sana!"

​Hyunjin, kapının arkasındaki kilidi yavaşça çevirdi. "Tık" sesi odada yankılanırken, sırtını kapıya yasladı ve kollarını göğsünde bağladı. Kaşları hala çatıktı ama bakışlarında öfkeden çok, sarsılmaz bir inat vardı.

​H: "İstersen bağır, istersen tüm binayı ayağa kaldır ama bu haldeyken seni böyle bırakıp o kapıdan çıkmayacağım. 'Sahte' dediğin o endişe var ya... Seni nefessiz bırakan o değil Felix. Seni nefessiz bırakan, içine attığın ve kimseyle paylaşmadığın o koca yük."

​Felix sinirle ayağa kalktı, adımları Hyunjin'e doğru yöneldi. Aralarındaki mesafe kapandıkça odadaki gerilim elektriksel bir boyuta ulaştı.

Hyunjin geri adım atmadı. Felix tam önünde durduğunda, aralarında sadece birkaç santim kalmıştı. Hyunjin sesini alçaltarak, neredeyse bir fısıltıyla devam etti:​

H: "Fikrim yok mu? Felix, senin gözlerinin altındaki o morluklar, titreyen ellerin ve kaçırdığın bakışların bana her şeyi anlatıyor. Şimdi ya oturup baştan her şeyi konuşuruz ya da sabaha kadar burada, bu kapının önünde bekleriz. Karar senin."

Felix hyunjin'e baktı sanki hiç bilmiyormuş gibi konuştu buda onun sinirine gitmişti

F:"Hah! Sanki bilmiyorsun katilin oğlusun sen seninle ne konuşurum ne de bakışırım benim için bittin sen!"

H:"Katilin oğlu olduğumu ben seçmedim, Felix,"

dedi sesi bu kez fısıltıdan daha boğuk, daha titrek çıkarak.

H:"Ama bu kapının önünde beklemeyi ben seçiyorum. Sen benden nefret etsen de, babamın günahlarını sırtıma yüklesen de ben gitmiyorum."

​Felix sinirle güldü, ama gözleri dolmuştu.

F:"Beni anladığını mı sanıyorsun? O morluklar neden var sanıyorsun? Senin ailen benim hayatımı mahvetti!"​

Hyunjin yavaşça elini uzattı, Felix’in titreyen ellerine dokunacakken Felix geri çekildi. Aralarındaki mesafe sadece birkaç santimdi ama sanki aralarında aşılması imkansız bir uçurum vardı.

H:​"Biliyorum,"

dedi Hyunjin, bakışlarını Felix'in gözlerinden ayırmadan.

H:"Hepsini biliyorum. Ve bittiğini söylüyorsun ya... Eğer gerçekten bitmiş olsaydı, şu an gözlerime nefretle değil, sadece boşlukla bakardın. Ama sen hala canın yanıyormuş gibi bakıyorsun."

Felix'in hyunjin'in göğsüne sertçe vurarak ittirdi hyunjin yavaşca arkaya gitti ayak adımları

F:"Canım yanıyor çünki gerizekalı! Katilin oğlu benim ruh eşim şu 2 hafta da ölesiye güvendiğim adam ama o babamın katilin'in oğlu ne bekliyorsun aptal herif!"

Hyunjin, sırtı duvara çarpana kadar geriledi. Gözlerini bir an bile Felix’ten ayırmıyordu. Felix’in göğsü hıçkırıklarla inip kalkıyor, az önce vurduğu elleri yanlarında titriyordu. Hyunjin yavaşça doğruldu ve aradaki o birkaç adımlık mesafeyi bu kez çok daha ağır, çok daha dikkatli bir şekilde kapattı.

H:​"Biliyorum,"

dedi Hyunjin, sesi bu kez hırıltılı ve darmadağındı.

H:"Biliyorum, çünkü ben de aynı 18 yılda sana tüm dünyamı verdim Felix. Babamın ellerindeki kan benim ellerimde değil ama o kanın gölgesi seninle arama giriyorsa... o gölgeyi yok etmek için gerekirse kendimi yakarım."

Felix kafasını sağ sola salladı acıyla sırıtarak nerdeyse üzgünlükten bayılacaktı hyunjin'in yüzünü parçalamak istiyordu.

F:"Keşke... Keşke bi hata yapsanda yanıp gitsen keşke o gün yüzüne bile bakamıcam"

​Felix’in sesi titriyordu ama gözlerindeki nefret buz gibi sabitti. Hyunjin, duyduğu sözlerin ağırlığıyla bir adım geriledi; sanki Felix onu fiziksel olarak itmiş gibi hissetmişti.

​H: "Bunu gerçekten istiyor musun Felix? Küllerimin arasından sana bakmamı mı tercih edersin? Eğer bu seni özgür kılacaksa..."

​Felix acı bir kahkaha attı. Bu ses, odadaki sessizliği bir bıçak gibi kesti. Hyunjin'e doğru yaklaştı, aralarındaki mesafe yok olana kadar durmadı. Hyunjin’in yakasını sıkıca kavradı.

​F: "Özgürlük mü? Senin yokluğun beni özgür kılmaz Hyunjin, sadece daha da yarım bırakır. Ama babanın ellerindeki o kan... O kan artık senin de üzerine sıçradı. Sen ne yaparsan yap, her baktığımda o gölgeyi göreceğim."

​Hyunjin, Felix’in yakasını tutan ellerinin üzerine kendi ellerini koydu. Felix’in parmakları buz gibiydi.

​H: "O zaman o gölgeyi beraber yakalım. Beni suçla, beni cezalandır ama benden vazgeçme. 18 yılımızı o kanın içinde boğulmasına izin verme."

​Felix yavaşça ellerini çekti. Göz yaşları sonunda yanağından süzülürken fısıldadı:

​F: "Bazı hatalar yanarak yok olmaz Hyunjin. Sadece her şeyi küle çevirir. Ve ben artık enkazın altında kalmaktan yoruldum."

​Hyunjin arkasını dönüp giden Felix’in arkasından bakarken, sesindeki hırıltı yerini derin bir sessizliğe bıraktı. Gerçekten de dediği gibi olacaktı; eğer o gölgeyi yok edemezse, kendini yakmaya hazırdı. Ama Felix’in bakışlarındaki o yıkım, belki de ateşin bile yetmeyeceğinin kanıtıydı.

...

Bangchan kapıyı çalmıştı changbin bitkindi hareket edicek hali bile yoktu. Kapıyı hyunjin açmıştı hyunjin kaşları çatık, anlamaz gözlerle changbin'e bakmıştı

B:"Anlatıcam ama önce changbin'i bi içeri alalım"

Hyunjin kafasını onaylar anlamda salladı. Changbin, Minho, seungmin, jisung ve bangchan içeri girmişti changbin koltuğa bitkin bi şekilde kendini bırakmıştı.

B:"I.N... Öldü..."

Odadaki hava bir anda buz kesti. Bangchan'ın dudaklarından dökülen o iki kelime, sanki evin duvarlarını üzerlerine yıkmıştı. Felix merdivenlerin son basamağında donup kaldı; bacakları onu daha fazla taşıyamayacak gibiydi, tırabzana tutunmasa yere yığılabilirdi.

​Felix: "Ne... Ne dedin sen? Bu şaka değil, değil mi Chan hyung? Lütfen şaka olduğunu söyle."

​Felix’in sesi o kadar cılız çıkmıştı ki, Changbin koltukta iki büklüm olmuş haldeyken sadece derin bir hıçkırık bırakabildi. Hyunjin ise olduğu yerde kalakalmıştı, bakışları boşluğa daldı. I.N'in en son ona gülümseyişi, o çocuksu enerjisi bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu.

F:"Benim yüzümden..."

H:"Hayır hayır hiç bişey senin yüzünden değil deme öyle"

Hyunjin, Felix'in bakışlarındaki o yıkıcı suçluluk duygusunu gördüğünde sesini biraz daha yükseltti, çünkü eğer şimdi onu çekip çıkarmazsa Felix'in bu yükün altında ezileceğini biliyordu.

C:"Ben odaya çıkıyım biraz dinleniyim"

Changbin odaya çıkmıştı salonda dışardan gelen esinti sesi vardı sadece Hyunjin, bakışlarını pencereden gelen esintiye çevirdi. Felix hala olduğu yerde, başı önde, sanki dünyanın tüm yükünü omuzlarında taşıyormuş gibi duruyordu

B:"Felix, sen ıyımısın? Biraz kötü gibisin"

F:"H-Hayır iyim sorun yok"

Hyunjin felix'e bakmıştı Felix gözlerini devirip koltağa oturmuştu kafası fazlasıyla karışıktı şuan kafasında bin bir soru vardı ama soramıyordu asla

J:"Felix cidden iyi olduğundan emin miyiz?"

H:"Ben... Ben yaptım"

Bangchan kaşlarını çatarak hyunjin'e döndü düşündüğü olmasın diye tanrıya dua ediyordu.

H:"Söyledim herşeyi işte dahyun piçi söylemiş zaten yani beni tanıdığını söylemiş felix'e"

Bangchan felix'e döndü

B:"Felix olay öyle değil dinledin dimi eminsin"

F:"Babamın katilin'in oğlunu mu dinliyim hah! Komiksin"

Hyunjin parmaklarını saçlarına geçirdi kurumuş dudaklarını hafifce dilini deydirdi sinir oluyordu Felix'in ondan uzaklaşması zoruma gidiyordu ve sinir oluyordu

J:"Ne?"

Hyunjin’e baktı. Bu bakış, fiziksel bir darbeden çok daha ağır gelmişti Hyunjin'e.

​F: "Her şeyi biliyordun, değil mi? Yanımda dururken, gözlerimin içine bakarken... Kimin kanını taşıdığını biliyordun ve bana anlatmadın."

H:"Biliyordum ananı satim biliyordum! Seni kaybetmekten korktum başka hiç bişeyden herşeyi kaybederim ama seni asla kaybedemem 18 yıl boyunca sana uzaktan baktım! Ben sonra zaten babam ölünce... Uzaktan bile bakamaz oldum"

Felix hyunjin'e baktı baktıkca içi acıyordu resmen yanıyordu ordaki bişey sanki

F:"Benim ruh eşimin babası benim babamı öldürüyor sesizmi kalıyım napıyım!?"

H:"Bu kadar çok istiyorsan hadi siktir olup attır hapse beni hadi ne bekliyorsun amına koyim!"

Hyunjin'in sözleri odanın soğuk havasında yankılanırken, Felix’in gözlerindeki o derin acı yerini anlık bir donukluğa bıraktı.

F:"Eğer seni hapse attırmak isteseydim içerdeydin şuan ama... Yapamam sen o hapse girersen sensin durabilceğimi zannetmediğim için... Sen benim ruj eşimsin aşık olduğum adamsın nası attırıyım seni o dört duvara piç!"

Hyunjin, sinirden ve çaresizlikten kızarmış gözlerini Felix’e dikti. Adımları düzensizdi, sanki her an yere yıkılacakmış gibi duruyordu ama gururu onu ayakta tutuyordu.

H:"O zaman ne bekliyorsun?"

diye bağırdı Hyunjin, sesi bu sefer kırık bir cam parçası kadar keskindi.

H:"Babanın katilinin oğlu tam karşında duruyor! Nefret et benden, vur bana, bağır! Ama böyle bakma Felix... Sanki hâlâ beni seviyormuşsun gibi bakma, dayanamıyorum."

F:"Dedim ya gerizekalı seviyorum hala seviyorum deli gibi aşığım hemde sana aptal seni seviyorum ne yaparsan yap kalbim izin vermiyor sana bişey yapmaya!..."

Felix bunları söylerken hyunjin'in göğsüne elleriyle vuruyordu gözlerinden yaşlar süzülüyordu hıçkırklara boğulmuştu resmen. Hyunjin yavaşca Felix'in bileklerinden tutup ona sarıldı Felix ağladığı için hiç birşey yapamamıştı

H:"Özür dilerim yemin ederim özür dilerim bende istemezdim böyle olmasını böyle karşına çıkmayı ama oldu işte"

Felix, Hyunjin’in kollarında sarsılarak ağlamaya devam ederken, elleri artık vuracak gücü kendinde bulamıyordu. Hyunjin’in özürleri kulaklarında yankılanıyor, ama kalbindeki o keskin sızı bir türlü dinmiyordu.

​Hyunjin, Felix’in saçlarını hafifçe okşayarak onu daha sıkı sardı. Dudakları Felix’in kulağına yaklaştı, sesi titriyordu:

​H: "Seni böyle görmeye dayanamıyorum. Canını yakmak, en son isteyeceğim şeydi Felix... Keşke her şeyi daha farklı yapabilseydim."

​Felix, başını Hyunjin’in göğsünden yavaşça kaldırdı. Gözleri ağlamaktan kızarmış, bakışları ise bulanıktı. Zar zor çıkan bir sesle fısıldadı:

F:"Neden? Neden peki keşke ilk başta söyleseydin de... Böyle olmasaydı"

Hyunjin gözlerini kapattı derin nefes aldı gözlerini açtı yavaşca o gözündeki acı odayı ateş gibi kavuruyordu resmen. Hyunjin, Felix’in titreyen sesindeki o saf kırgınlığı duyduğunda kalbinin sıkıştığını hissetti. Söylenecek binlerce söz vardı ama hiçbiri şu anki pişmanlığını örtmeye yetmezdi. Elleri titreyerek Felix’in ıslak yanaklarını kavradı, başparmağıyla gözyaşlarını silerken bakışlarını onunkilerden kaçırmadı.

​H: "Korktum Felix... Gerçeğin seni benden uzaklaştıracağını sanmıştım. Ama asıl yalanlarımın seni bu kadar tüketeceğini tahmin edemedim. Beni affetmen için ne yapmam gerekiyorsa yapmaya hazırım, yeter ki yüzüne o karanlığın çökmesine izin verme."

​Felix, Hyunjin'in ellerinin sıcaklığını teninde hissederken derin bir iç çekti. Sitemi hala oradaydı ama sevginin ağırlığı, kızgınlığın önüne geçiyordu. Bakışları Hyunjin'in dudaklarına, sonra tekrar o keder dolu gözlerine kaydı.

​F: "Affetmek... Affetmek o kadar kolay mı sanıyorsun? Kalbimdeki bu boşluk sadece bir özürle dolmuyor Hyunjin. Ama..."

​Duraksadı, sesi biraz daha güç kazanmıştı.

​F: "...ama seni kaybetme düşüncesi, bu acıdan çok daha korkunç. Bana sadece bir söz ver; bundan sonra ne olursa olsun, canımı yakacak olsa bile sadece dürüst olacaksın."

​Hyunjin, Felix'in alnına küçük ama derin bir öpücük kondurdu. O an oda, az önceki yangının ardından yerini sakin, huzurlu ama hala biraz hüzünlü

bir sessizliğe bırakmıştı.

​H: "Söz veriyorum Lix. Artık aramızda hiçbir gölge kalmayacak."

​Pencereden sızan güneş ışığı birbirine sıkıca tutunan iki figürün üzerine düşerken, kırılan parçaların yavaş yavaş birleşmeye başladığı hissediliyordu. Belki her şey hemen düzelmeyecekti ama en azından artık saklanacakları bir maskeleri yoktu...

_____________

Gözlerinizi hazırda tutun bi sonraki bölüm onlar akabilir dikkatttt (beğenin looo) 💗💗💗

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.