İçeriğe geç

Ay tutulması

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Ay tutulması

Bölüm 1

1.Bölüm

AY TUTULMASI

BÖLÜM 1

Bazen karanlıkla yüzleşir insan. Ama bu herkesin bildiği bir karanlık değildir. İnsanın kendi karanlığıdır. İşte bende bugün kendi karanlığımla yüzleşiyorum.

Hatırladığım şey annemle beraber sinemaya gitmiştik. Bu benim istediğim bir şey değil. Sadece psikoloğum anneme sosyal hayata uyum sağlamamı özellikle tembih etmiş. Ancak ben filmin ortasında bayılmış gibi yatıyordum.

Aslında bayılmamıştım. Ama benim elimde değildi sosyal anksiyete ve depresyonla dünyaya gelmek.

Yani bayılmamıştım. Bayılmış taklidi yapıyordum.

En son hatırladığım şey bana bir tür sakinleştirici vermişler ve beni uyutmuşlardı.

Gözlerimi açtığımda ise nerede olduğumu bilmiyordum. Karşımda annem ve tanımadığım bir kadın vardı.

“Esra Hanım sanırım Beste bu durumu ergenlik döneminden beri geçiriyor. Bunun için size bir teklifim var. Biz Kiraz çiçeği şirketi olarak bu sene ilk kez bir yardım kararı aldık. Sosyal ve Psikolojik sorunları olan gençlere bir destek evi. Burada tamamen teknolojiden uzak ve doğayla iç içe olacaklar. Kararı size bırakıyorum.”

Anneme göre bu teklif tam bir servetti. Benim içinse boş bir kasa. Tam anneme hayır diyecektim ki “Tabii ki bu fikir çok iyi. Değil mi Beste?” Annem hayır diyeceğimi bildiği için bana öyle bir keskin bakış atmıştı ki evet demek durumunda kalıştım.

Ne yani şimdi bir de başıma deli hastanesi mi çıkmıştı.

Eve döndüğümüzde anneme ne kadar dil döksem de işe yaramadı. Beni illa da o deli hastanesine göndermek zorundaydı sanki.

Sonra ki sabah annem bana zorla da olsa bir bavul hazırlatmıştı.

“Yok daha neler anne! İstersen direk dolabı götürelim.

Lafta yardım merkezi, bence akıl hastanesine geldiğimiz de yine dün gördüğüm kadın bizi karşıladı. “Merhabalar Esra Hanım. Sanırım teklifimizi kabul ettiniz. Size ne kadar teşekkür etsem az. Bu arada ben Alara Sönmez. Burada hemşire olarak çalışıyorum. Şimdi izninizle Beste’yi odasına götüreceğim.”

Bir süre annemle vedalaşmama müsaade etti. Ve ardından uzun merdivenlerden çıktıktan sonra beni mavi kapılı bir odanın önüne getirdi. 388. Bunu aklımın bir köşesine kazımıştım.

Kapıdan içeriye girdiğimizde telefonumu uçak moduna almam gerektiğini söyledi Alara hemşire. Tuhaf. Neden böyle bir şey istemişti bilmiyordum.

Odanın içinde yalnızca bir yatak, komidin ve çalışma masası vardı. Kapısı gibi mavi olan duvarları vardı.

“Buradaki kurallar çok basit Beste. 12.30’dan sonra dışarı çıkmak ve Telefon vb. araçları bir buçuk saatten fazla kullanmamak. Ve unutmadan söyleyeyim. Biz izin vermedikçe ailenizle konuşmak veya mesajlaşmak ve sosyal medya üzerinden paylaşım yapmak yasak. Umarım anlamışsındır.”

Evet anlamında başımı salladıktan sonra odadan gitti.

Hemşirenin masaya bıraktığı not ve krokiye bakmak için uzandım. Ancak baktıklarım karşısında şok geçirmiştim. Kroki de bir problem yoktu fakat notta aynen şunlar yazılıydı:

“ Bu notu okuyorsan şunu unutma ki bu notu sadece dört kişi okuyor. Bu yüzden sadece bu dört kişi gerçekleri bilecek.

Aslında biz herkesin sandığı kişi değiliz. Kim bilir, belki de melek yüzlü şeytanlarızdır… Ve şunu da unutma eğer bunları birine anlatırsan sonun pek iyi olmaz.

İçinizde bir hain olduğunu söylemiş miydim?

Sevgilerle; Bir dost. Yada bir düşman."

Korkudan ellerim buz kesmişti. Burada neler oluyordu böyle? Bu not bir şaka mıydı, yoksa gerçek miydi anlayamıyordum. Anlımdan terler akıyordu.

Eğer gerçekten nottakiler doğruysa söylenen diğer üç kişiyi bulmalıydım.

Hemen bana verilen krokiyi titreyen ellerimin arasına alarak kafeteryanın yerine baktım.

Kapının önüne çıktığımda ise değişik bir manzara vardı. Kapının önündeki koltuklardan birinde belki de hayatımda gördüğüm en güzel kızlardan biri oturmuş ve ağlıyordu. Beyaza kaçan sarı saçları ve okyanus gibi masmavi gözleri vardı.

“Neden ağlıyorsun?” diye sorduğumda başını hafifçe kaldırıp bana baktı. Ve şöyle dedi;

“Bunu sana söylersem sonum gelir.”

Ne olduğunu anlamıştım. O kıza da bir not gelmişti. Ona eğilip sordum ve bunu başıyla onayladı.

“Adın ne peki? Ve tabii ki neden buradasın?” Mantıklı bir cevap bekliyordum.

“Ben buraya zorla getirildim. Hiçbir rahatsızlığım yok sadece biraz duygusal ve utangacım o kadar. Bunlar yetmezmiş gibi şimdi bir de bu kahrolası notla uğraşıyorum. Bu arada adım Mercan. Mercan Gündoğdu. Senin adın ne peki?

“Beste. Beste Söz.”

“memnun oldum Beste. Ama şu kahrolası notu yazan kişilerin gerçek yüzünü açığa çıkarmalıyız. Yoksa hepimiz bu kahrolası yerde öleceğiz. Tabii bunu yapmak için Diğer iki kişiyi de bulmalıyız.” Mercan’ın bu sözleri beni korkutmuştu. Ama haklıydı. Bu diğer iki kişiyi bulamazsak burada sonumuz gelecekti.

Ardından bir anons yapıldı;” Tüm oyuncularımız lütfen hepiniz elinizdeki krokiden yardım alarak konferans salonuna geliniz.”

Oyuncu mu? Neyden bahsediyorlardı böyle? Aslında çok dan umurum da değildi.

“Sence içimizdeki hain kimdir Beste?”

“Bilmiyorum ama bulacağımıza inanıyorum.”

Konferans salonuna indiğimizde merak edip kaç kişi oluğunu saydım.35. Tam 35 kişi.

Acaba kimler burada ölecek, ya da sağ çıkacaktı? Bilmiyordum. Bilmek de istemiyordum.

Buraya ilk geldiğim de kendimi bir kapsüldeymiş gibi hissetmiştim. Son iki saatte bu düşünce hala aynıydı.

Bu 35 kişiden biri haindi. Ama kim olduğunu bilmiyordum.

Mercanla bana oturmamızı söylediler. En son geldiğimiz için güzel yerlerin hepsini kapmışlardı. Sadece en arkadan bir önde iki sandalye boştu. Oraya gidip oturduk. Mercan köşe de oturduğu için yanında kimse yoktu. Benim yanımda ise kumral saçlı gri gözlü bir çocuk oturuyordu. Muhtemelen yaklaşık benim yaşlarımdaydı.

Laf atmadan sandalyeme oturdum. Konferans salonunda az kişi olasına rağmen büyüktü. Buranın duvarları da aynı odamın ve kapının rengi gibi maviydi. Buranın kurucusu sanırım maviyle kafayı bozmuştu. Kafayı sıyırdığı zaten kesindi.

Sonra bi kadın herkese üzerinde kendi ismimizin yazılı olduğu ilaç kutuları vermişti. Neden bunların bize verildiğini sormak istedim, fakat yapamadım. Böyle bi şey sormak istediğim de elim ayağım birbirine dolaşıyor, ne diyeceğimi ne yapacağımı şaşırıyordum.

Neyse ki Mercan benim yerime konuşmaya başladı “ Pardon, hemşire hanım. Bi şey sorabilir miyim?” Kısa boylu, sarı saçlı ve yapmacık olan gülümsemesinin ardından çok net şekilde belli olan gamzeleriyle başını sallayarak onayladı.

“Daha kimsenin sorunu belli olmadan bu ilaçları niye bize veriyorsunuz?"

“Maalesef bunun nedenini size söyleyemem küçük hanım. Hem zaten birazdan verilecek kağıtta size kulanım talimatları verilecek.” Dedi ve uzaklaştı. Mercan’ın kendi kendine söylendiğini duydum. “Küçük hanımışmış siktirsin gitsin.”

Sonrasında bana dönüp “Sakın bu ilaçları içme.” Dedi. Böyle yapmak en doğrusu olacaktı. Ayrıca bu ilaçları kulanmayarak diğer kişilere ne olacağını gözlemleyebilirdik. Ancak bunu Mercan’a bunu söylemedim. Sonuçta daha birkaç saat önce tanıştığım birine ne kadar güvenebilirdim.

O anda kafama takmasam da buraya zorla getirildiğini söylemişti. Bu ne kadar doğruydu?

Acaba hain Mercan olabilir miydi?

Bunları düşünürken hemşirenin saatlere göre düzenlemiş bir program olduğunu fark ettim. Tek veya grup halinde olarak terapi seansları vardı.

Ben programa bakarken Mercan bana döndü ve “Yoga mı? Galiba kusacağım. Beste Allah aşkına şu yaptıklarına baksana, işkenceden beter. Offff.”

“Yoga bana göre bir şey değil ama ne yapalım katlanacağız mecbur.”

Mercan suratını astı. Ardından hemşireler bize odamıza gitmemiz gerektiğini söylediler.

Mercan’dan odasının numarasını söylemesini ve beraber bir plan yapmamız gerektiğini söylemek istedim. Ama yapamadım. Olmuyordu. Neden bu kadar salak olmak zorundaydım ki? Kendimden utanıyor ve iğreniyordum.

Çok şükür bu fikir Mercan’ın da aklına gelmiş olacak ki “Beste, sen iyi olduğuna emin misin? Çünkü hiç öyle görünmüyorsun. Bak, bana güvene bilirsin. Benim odamın numarası 218. Arın sabah muhtemelen kahvaltıyı odamıza getirecekler. Kahvaltıdan sonra benim odama gel. Senin bu anksiyette problemlerini bir an önce halletmemiz gerekiyor. Anlıyor musun?”

Başımı onaylar bir şekilde salladım. Artık şunu anlamıştım sanırım Mercan’a güvenebilirdim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.