Gece yerini yavaşça güneşe bırakırken gözlerimi araladım. Yataktan yuvarlanarak ayağa kalktım. Bahçeden sesler geliyordu. Ağır adımlarla pencereye ilerledim. Dışarıda babamın gözde askeri Cedric'in sesi havada yankılanıyordu. "Kılıçlarınızı kuşanın ve yine burada toplanın." Öyle düşüncelere dalmıştım ki Cedric'in beni gördüğünü fark etmedim.
"Günaydın Uykucu." Beni sinirlendirmek hoşuna gidiyordu ve bunu başarıyordu da. Ama pek takmadım. Cedric ile beraber sarayda büyüdük. Cedric bir muhafız olarak yetiştirildi. Bana kılıç kullanmayı ve kendimi savunmayı öğretti ama bunu babamın bilmesine gerek yok .
"Günaydın Cedric, ne zaman geldiniz?"
"Gece geldik, sen uyuyordun." Cedric ve ekibi arada sırada göreve çıkarlardı.
"Kahvaltı yaptın mı?"
"Senin aksine yaptım bile, hem baban benimle konuşmak istemiş.Her neyse üstünü giyin ve aşağı in uykucu!. "
Dil çıkardım ve pencereyi kapattım.
Sonrasında benimle en çok ilgilenen hizmetkarım Amaya'yı çağırdım. Ona hizmetkar demeyi sevmiyorum. Annem öldükten sonra bana hem anne hem de arkadaş oldu. 30'lu yaşlarında olan Amaya esmer teni ve sihay saçlarıyla büyüleyiciydi. Çağırdığımda ikiletmeden odaya girdi. "Günaydın Prenses" dedi ve banyoya doğru yürüdü.
Küveti hazırladı ve ben küvete girerken o elbisemi, ayakkabılarımı seçmeye koyuldu. Küvetten çıkıp kurulandım. Amaya benim için turuncu, asil, sade ama güzel bir elbise seçmişti. Ayakkabım ise fil dişi rengindeydi. Aceleyle giyindim, geç kalmıştım. Saçlarımı açık bıraktım. En son Amaya sade tacı kafama sabitledi.
Koridorda giderken Aron'un odasının kapısının önünde durdum. Birden odaya daldım ve yatağa atladım. Aron yattığı yataktan sıçradı.
Gözlerini açmadı çünkü benim geldiğimi biliyordu.
"Napıyosun, kapıyı çalmıyosun bari dalış yapar gibi yatağa atlama!."
"Sus be düzgün konuş ayrıca bu zamana yatılır mı oğlum."
"Çık odamdan abla!"
"Kahvaltı?"
"Sonra yapıcam çık!."
"Bağırma ergen!"
Günlük aktivitemi yaptıktan sonra vakit kaybetmeden salona indim. Babam masanın başında oturuyordu. Ona doğru ilerledim. Yanağından öptüm ve yanına oturdum.
"Günaydın baba, umarım çok bekletmemişimdir."
"Günaydın Laura, hayır bekletmedin yeni geldim sayılır."
Tabağıma bir kaç şey doldurdum. Tam o sırada Cedric kapıdan içeri girdi. Babam ve benim karşımda eğildi.
"Günaydın Kral Hector ve Prenses Laura"
Özel bir konuşma yapılacağını anlayan hizmetkarlar birer birer salondan çıkıyordu.
Cedric kaçamak bakışlarla bana bakıyordu. Göz göze gelmemizle beraber birden gülme geldi. Kahkaha atmamak için büyük bir uğraş verdim. Ona baktığımdaysa benden farklı bir yanı yoktu. Bir muhafız eğitimi almasına rağmen benim yanımda sanki rastgele kapının önünden içeri girmiş gibi oluyordu. Gülmemek içim ağzıma bir parça yumurta attığımda babam konuşmaya başlamak için boğazını temizledi.
"Günaydın Cedric. Geldiğin için teşekkür ederim. Bende sen ve Laura ile konuşmak istiyordum."
Öksürmeye başladım. Yumurtayı burnumdan çıkarmamak için çok uğraştım. Anlaşılan Cedric de benimle konuşacağını bilmiyordu.
"İyi misin Laura?" diye sordu babam endişeyle. Ağzımdakini yutup bir yudum su içtim.
"İyiyim baba. Devam et lütfen, ne hakkında konuşmak istiyordun?"
İyi falan değildim ama daha önemlisi uzun zaman sonra babam benimle ciddi bir konuşma yapacaktı. Annem gittiğinden beridir benle doğru düzgün sohbet etmemişti bile.
"Sınırda bulunan ay taşı madeninden haberiniz vardır. Lodric ile bir sonuca varamadık. Fakat artık oraya gidecek ve yol alacak kadar genç ve sağlıklı değilim. Sağlık sorunlarım var. Benim yerime senin gitmeni istiyorum. Kral Victor'da varisi Dane' yi yolluyor. Bu görevde de Cedric sana eşlik edecek. Elinden geleni yapacağına eminim. Hem belki bakarsın Dane ile iyi anlaşırsınız."
Kanımda akan siniri hissedebiliyorum. Tırnaklarımı elime geçirmiştim. Dane'yi gittiğim bir balodan tanıyordum. Aşırı soğuk biriydi ona bişey sormadıkça asla cevap vermemişti. Onunla konuşmak çok zordu. Hatta bir ara beni terslemişti. O zaman yumruğumu yüzünün ortasına geçirmemek için zor durmuştum. Sesimi ayarladım ve konuştum.
"Hayır baba. Benden istediğin görevi yerine getiririm ama asla Dane ile beraber olmam. Hayattaki tek erkek olsa bile istemem."
Babam ve Cedric şaşkınca bana bakıyordu. Cedric in gözlerinde biraz da hayranlık ve gurur olduğunu görebiliyorum.
"Sen bilirsin kızım" diyebildi babam şaşkın bakışları içinde.
Adeta burnumdan soluyorum. Babama evleneceğim kişiyi benim seçmek istediğimi söylememe rağmen neden böyle şeyler söyleyip beni sinirlendiriyor ki ?
Krallığımız asla kadın düşmanı bir krallık olmadı. Ben tahta geçincede öyle olacaktı.
"Ben kahvaltımı bitirdim, odama çıkabilir miyim baba ?"
"Tabii ki çıkabilirsin Laura"
İznimi aldığımda kendimi salonun dışına attım.
Ve yine oldu. Yine göğsüm sıkıştı. Yine nefes alamadım. Yine kendi kendime boğuldum....