Uyandığımda, odama dolan hafif bir ay ışığı hâlâ yanımdaydı. Dışarı baktığımda gün henüz ağarmamıştı. Gecenin sessizliği, düşüncelerimin daha da yoğunlaşmasına neden oldu. Kalbim hâlâ bir önceki günün heyecanıyla çarpıyordu. O gücü tekrar hissedebilir miydim? Ya da daha fazlasını öğrenebilir miydim?
Derin bir nefes aldım ve pencerenin yanına gidip ay ışığını hissetmeye çalıştım. Eldrin’in söylediği gibi, güç benimle konuşacak mıydı? Kendimi buna nasıl açacağımı bilmiyordum, ama bir denemek istedim. Ellerimi yavaşça pencereye doğru uzattım ve gözlerimi kapattım.
İçimde bir sıcaklık yükseldi. Ay ışığı parmak uçlarımı sanki bir meltem gibi okşuyordu. Ama bu sefer bir fısıltı daha duydum. O ses, dün geceki gibi ruhuma işliyordu.
“Yolculuğun başlıyor, Ay Parçası. Karanlık seni bulacak. Ama ışığını her zaman hatırla.”
Gözlerimi açtığımda, penceredeki ay ışığının parladığını fark ettim. Bu sıradan bir ışık değildi. Ay ışığı, sanki beni çağırıyor, beni bir yere yönlendirmek istiyordu.
Yataktan hızla kalktım ve kapıya doğru ilerledim. Koridor sessizdi. Dalya ve Alas’ın odaları yanı başımdaydı, ama onları uyandırmak istemedim. Bu, benim yolculuğumdu. Eldrin’in söylediği gibi, içsel bir yolculuk.
Sessiz adımlarla Eldrin’in çalışma odasına doğru yürüdüm. Oda kapısı hafifçe aralıktı ve içeride, masanın üzerindeki parlayan bir kitap beni bekliyordu. Bu kitap, Eldrin’in her zaman kullandığı eski bir büyü kitabıydı. Yanına yaklaştım ve kitap kendiliğinden açıldı. Sayfalarda, ay ışığının parıltısıyla yazılmış kelimeler belirdi:
“İlk adım: Aytheris’e geçiş. Kalbindeki ışığı takip et.”
İçimde bir huzursuzluk hissettim. Aytheris, benim geçmişimle bağlantılıydı, ama oraya nasıl gidecektim? Ve bu geçişin ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyordum. Lunafora da neresi oluyordu? Tam o anda, Eldrin’in sesi beni gerçekliğe döndürdü.
“Mehir, burada ne yapıyorsun?” dedi, ama sesinde bir kızgınlık yoktu. Daha çok merak vardı.
“Kitap…” diye başladım, ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Eldrin masanın yanına geldi ve kitaba baktı.
“Ah, demek çağrıyı aldın,” dedi sakin bir şekilde. “Ay ışığı seni yönlendiriyor. Bu, senin için doğru zamanın geldiğini gösteriyor.”
“Ne yapmalıyım? Lunafora tam olarak neresi oluyor?” diye sordum.
Eldrin, masanın üzerindeki bir nesneye işaret etti. Küçük, kristal bir küreydi. İçinde hafifçe titreşen bir ışık vardı. “Bu küre, Aytheris’e geçiş yapmanı sağlayacak. Ama geçiş sadece senin ışığınla mümkün olacak. Onu aktive edebilmek için içsel dengenle uyumlu olman gerekiyor.”
“Peki ya başarısız olursam?” dedim.
Eldrin bana bakarak hafifçe gülümsedi. “Başarısızlık diye bir şey yok, Mehir. Eğer bu çağrıyı hissettiysen, o zaman hazır olduğuna inanmalısın. Ay ışığı seni seçti, unutma.”
Küreye doğru uzandım. Elleri titreyen bir acemilikle dokunduğumda, kristalin içindeki ışık parlamaya başladı. O an, içimde derin bir huzur ve aynı zamanda güçlü bir korku hissettim. Ama bu korkunun beni kontrol etmesine izin vermeyecektim.
“Derin bir nefes al ve ışığını hisset,” dedi Eldrin.
Gözlerimi kapattım ve zihnimi boşaltmaya çalıştım. Ruhumun
derinliklerindeki o fısıltıyı tekrar duydum:
“Karanlık seni bulacak. Ama ışığını unutma.”
Bir anda, kürenin içindeki ışık tüm odayı kapladı. Gözlerimi açtığımda, Eldrin’in ve masanın olmadığı, bambaşka bir yerdeydim. Ay ışığının hüküm sürdüğü bir alan… Aytheris.
Bu yer, sanki rüyalarımda gördüğüm bir dünyaydı. Etrafımı saran ay ışığı, yolu aydınlatıyordu. Adımlarımı takip etmeye başladım, kalbim korku ve heyecan arasında gidip geliyordu.
Tam o sırada, önümde bir gölge belirdi. Bir siluet. Daha önce gördüğüm o korkutucu adamın siluetine benzeyen biri. Ama bu kez farklıydı. Daha net, daha güçlü.
“Sonunda geldin, Mehir,” dedi soğuk bir ses.
Bu sözlerin yankısı, Aytheris’in sessizliğinde uzun süre asılı kaldı. Gölge hareket etmiyordu, ama varlığı etrafıma bir ağırlık yayıyordu. Ay ışığının huzur veren sıcaklığı yerini, içimde beliren ince bir ürpertiye bırakmıştı.
“Sen kimsin?” diye sordum. Sesim, düşündüğümden daha kararlı çıkmıştı.
Gölge bir adım öne çıktı. Şimdi yüz hatları daha netti; uzun, keskin çenesi ve gözlerindeki kan kırmızısı parıltıyla tanımlanamayacak kadar ürkütücüydü. Ama bu korkutucu görüntünün ardında tanıdık bir his vardı. Onu daha önce görmüş ya da hissetmiş gibi.
“Benim kim olduğumu biliyorsun,” dedi, alaycı bir gülümsemeyle. “Ama sana yardım edeceğim, Mehir. Sana, kim olduğunu ve kim olman gerektiğini göstereceğim.”
“Senin yardımına ihtiyacım yok,” dedim.
O anda gölge yaklaştı ve soğuk bir rüzgâr, ay ışığının aydınlattığı alana yayıldı. “Ah, cesur Ay Parçası... Korkularını görmezden gelmek cesaret değildir. Karanlığı anlamadan, ışığın gücünü asla tam olarak kavrayamazsın.”
Gözlerimi kısmıştım, ama içimdeki korkuyu belli etmeme çalışıyordum. “Ne demek istiyorsun?”
“Sen, sadece bir fısıltıya kulak verdin. Ama gerçek güç, o fısıltının ardındaki çığlıktadır. Aytheris seni çağırdı çünkü denge bozulmak üzere.
Sen ise hâlâ kim olduğunu tam olarak anlamadın,” dedi gölge.
Bu sözler içimde yankılandı. Aytheris’in beni çağırdığı doğruydu. Ama hâlâ nedenini bilmiyordum. Peki ya bu gölge? Bana yardım mı etmek istiyordu, yoksa başka bir amacı mı vardı?
“Eğer gerçekten bir şey biliyorsan, söyle,” dedim. “Kim olduğumu ve buradaki amacımı anlamak istiyorum.”
Gölge, hafif bir kahkaha attı. “Bilmek istiyorsan, gel. Ama unutma, her bilginin bir bedeli vardır.”
Tam o anda, ay ışığının aydınlattığı yol kararmaya başladı. Aytheris’in huzurlu atmosferi, bir anda gölgelerle kaplandı. Gölge elini uzattı. “Beni takip et,” dedi.
Bir an tereddüt ettim. Onu takip etmenin ne kadar tehlikeli olabileceğini biliyordum. Ama içimdeki bir ses, onun peşinden gitmem gerektiğini söylüyordu.
Adımımı attım ve gölgeyle birlikte yürümeye başladım. Ay ışığı, tamamen kaybolmuştu. Şimdi karanlık bir koridorda ilerliyorduk. Her adımımda, karanlığın içinden yankılanan başka sesler duyuyordum: Fısıltılar, çığlıklar, hafif kahkahalar.
“Burada ne var?” diye sordum, sesimdeki gerginliği gizlemeye çalışarak.
“Burası, korkularının yansıması,” dedi gölge. “Her ay ışığının bir gölgesi vardır, Mehir. Ve her ışık, karanlıkla sınanır.”
Bir anda önümüzde büyük bir kapı belirdi. Kapının yüzeyinde, hareket eden siyah dumanlar vardı. Sanki canlı bir varlık gibi titriyor, şekil değiştiriyordu. Gölge eliyle kapıyı işaret etti.
“Gerçeğini görmek istiyorsan, içeri gir. Ama unutma, bu kapıdan geçtiğinde yalnızca kendinle yüzleşmeyeceksin. Karanlığınla barışmak zorunda kalacaksın.”
O an kalbim sıkıştı. Bu kadar ileri gitmişken geri dönemezdim. Korkularımla yüzleşmek zorundaydım. Eldrin’in sözlerini hatırladım: “Işığını hisset. Onu kullan.”
Derin bir nefes alarak kapıya dokundum. Dokunduğum anda kapı açıldı ve beni içine çekti.
***
Kendimi bir anda farklı bir yerde buldum. Ay ışığının hâkim olduğu o huzurlu dünyadan eser yoktu. Karanlık bir ormandaydım. Ağaçların arasından fısıldayan sesler geliyordu. Çevreme bakınırken, karşımdaki gölgeye benzeyen bir figür beliriverdi. Ama bu sefer o figür, ben… kendimdim.
Bana benzeyen bu figür, gözlerini kısmış, alaycı bir gülümsemeyle bakıyordu. “Bu kadar cesur olduğunu sanıyordun, değil mi? Ama aslında sadece korkularını bastıran birisin. Hiçbir zaman yeterince güçlü olmadın.”
Kendi yansımam mıydı bu? Yoksa bana kendi zayıflıklarımı gösteren başka bir oyun mu? İçimdeki öfke, korkuyla karıştı. Ama bu duyguların beni ele geçirmesine izin veremezdim.
“Sana inanmayacağım,” dedim sert bir şekilde.
Figür bir adım daha yaklaştı. “Bana inanmak zorunda değilsin. Ama beni kabul etmeden, kendini asla bulamayacaksın.”
O anda ellerimi kaldırdım ve içimdeki ay ışığını çağırmaya çalıştım. Ama hiçbir şey olmadı. Gücüm bir anda yok olmuş gibiydi. Figür, alaycı bir kahkaha attı.
“Görüyorsun, Mehir? Kendi ışığını bile çağırmakta zorlanıyorsun. Çünkü hâlâ kim olduğunu bilmiyorsun.”
Etrafımdaki karanlık daha da yoğunlaşırken, içimdeki huzursuzluk artıyordu. Ama o anda, derinlerden bir fısıltı duydum.
“Işığın, yalnızca korkularını kabul ettiğinde parlayacak.”
Kendi içimde bir huzur arayışıyla gözlerimi kapattım. Derin bir nefes aldım ve içimdeki korkuları kucaklamaya çalıştım. Gözlerimi yeniden açtığımda, ay ışığının hafifçe parladığını gördüm. Figür ise yavaşça geri çekiliyordu.
“Sonunda…” diye mırıldandı. “Gerçeği görmeye başladın.”
Figür geri çekilirken ay ışığı biraz daha güçlendi, ama orman hâlâ tehditkâr bir karanlığın içinde kaybolmuştu. İçimdeki rahatlama hissi yalnızca birkaç saniye sürdü. Ay ışığı, bana yol göstermeye çalışıyormuş gibi parıldıyordu. İleriye doğru bir adım attım, ardından bir tane daha. Her adımda, ışık biraz daha güçleniyordu.
Etrafıma baktığımda, orman yavaşça değişmeye başladı. Dalları keskin pençeler gibi uzanan ağaçlar yumuşuyor, yaprakların arasından daha fazla ay ışığı sızıyordu. Ama huzurun uzun sürmeyeceğini biliyordum. Karanlık, her zaman geri dönerdi.
Bir süre yürüdükten sonra önüme büyük, antik görünümlü bir taş yapı çıktı. Üzerindeki kabartmalar, Aytheris’in tarihine dair bir hikâye anlatıyormuş gibiydi. Ancak dilden anlamıyordum. Ellerinle taşlara dokunduğumda, soğuk bir enerji parmaklarımın ucundan geçti.
O sırada, içeriden gelen derin bir ses yankılandı. “Ay Parçası, karanlık seni takip ederken ışığını bulabilecek misin?”
İçeriden gelen sese doğru dikkatle ilerledim. Adımlarım yankılanıyordu; boş ve geniş bir salona girdiğimi fark ettim. Salonun merkezinde devasa bir ayna vardı, ama bu sıradan bir ayna değildi. Yüzeyinde yalnızca yansımanız değil, derinlerde saklanan korkularınız da görünüyordu.
Aynanın önüne geldiğimde, yüzeyde beliren şey beni sersemletti. Kendi yansımam yerine, sevdiğim insanların—Dalya’nın, Alas’ın, annemin ve babamın—korku dolu yüzlerini gördüm. Çığlık atıyorlardı, ama seslerini duyamıyordum. Hepsi, benden yardım ister gibi ellerini uzatıyordu.
“Bu… bu gerçek değil,” diye fısıldadım kendi kendime. Ama ayna başka bir hikâye anlatıyordu. İçimde büyüyen bir korkuyla karşı karşıya kalmıştım: Sevdiğim insanları koruyamama korkusu.
Birden aynanın yüzeyinden bir siluet çıktı ve karşıma dikildi. Yine o figürdü, ama bu kez daha net ve daha tehditkârdı. Gözlerindeki kırmızı parıltı, etrafımızdaki karanlığı yutuyormuş gibiydi.
“Bu, senin gerçek korkun, değil mi?” dedi alaycı bir sesle. “Onları kaybetmek. Onlara yetememek. Bu yüzden buradasın, çünkü kendi ışığını bile onların üzerine yayamayacak kadar zayıfsın.”
“Hayır,” dedim sertçe, ama içimde bir çelişki vardı. Figür söylediklerinde haklı mıydı? Gerçekten zayıf mıydım? Korkularım beni engelliyor muydu?
O an, ay ışığının hafif bir titreşimini hissettim. İçimdeki küçük bir ses, beni cesaretlendirdi. “Korkuların seni tanımlar, ama onları kabullenmek seni güçlü kılar.”
Derin bir nefes alıp gölgeye doğru bir adım attım. “Evet, korkuyorum. Onları kaybetmekten, onlara yetememekten korkuyorum. Ama bu korkuyu kabul ediyorum. Ve korkumun beni kontrol etmesine izin vermeyeceğim.”
Gölge, bu sözlerimle bir an sendeledi. Ay ışığı, şimdi daha da güçlenmişti. Gölgeler yavaşça geri çekiliyor, aynadaki karanlık görüntü siliniyordu. Figür, beni dikkatle süzdü ve alaycı ifadesi bir anlığına ciddileşti.
“Beklediğimden daha güçlüsün,” dedi, ama sesi bu kez daha yumuşaktı. “Ama bu yalnızca başlangıç. Gerçeği tamamen görmeden önce daha çok sınavdan geçeceksin, Mehir Kaner.”
Figür, bir kez daha karanlık içinde kayboldu. Ortam sessizleşti. Aynaya baktığımda, bu kez yalnızca kendi yansımamı gördüm. Ama bu yansıma farklıydı; gözlerimde kararlılıkla parlayan bir ışık vardı.
Arkamı döndüğümde, taş yapının içindeki duvarlara oyulmuş semboller hafifçe parıldamaya başladı. Her sembol, bir hikâye anlatıyordu. Aytheris’in geçmişi, benim geleceğimle birleşiyormuş gibiydi. Elimi bir sembole uzattığımda, sıcak bir enerji yayıldı.
Bir fısıltı yankılandı: “Dengeyi bul. Aytheris’in ışığı, yalnızca karanlıkla uyum sağladığında tam olarak parlayacak.”
Bu sözler, yeni bir yolculuğun başlangıcına işaret ediyordu. Ama hâlâ cevaplanmamış birçok sorum vardı. Figür kimdi? Aytheris’teki amacım tam olarak neydi? Ve bu dengeyi nasıl sağlayacaktım?
Derin bir nefes alıp karanlıktan aydınlanan yola doğru ilerledim. Ay ışığı, bu kez daha güçlü bir şekilde yolumu aydınlatıyordu. Kalbimde korku ve cesaret bir aradaydı, ama adımlarım daha sağlamdı. Çünkü artık bir şeyden emindim: Yolculuğum başlamıştı ve asla geri dönmeyecektim.