Defteri elimde sıkıca tutarken Alas ve Dalya, beni bir kez daha o taş döşeli yolda yürütmeye başladılar. Hedefimizi bilmiyordum, ama her adımda çevreme daha dikkatlice bakıyordum. Bu dünya, hem büyüleyici hem de ürkütücüydü. Yüksek kuleler, gökyüzünde süzülen adalar, ağaç dallarında parlayan garip yaratıklar... Her şey masalsıydı ama bir yanıyla da tehditkârdı.
“Bu dünya... nasıl var oldu?” diye sordum sessizliği bozarak.
Dalya, hafifçe gülümseyip omzunun üzerinden bana baktı. “Her şeyin bir başlangıcı olduğu gibi, bu dünyanın da bir başlangıcı var,” dedi. “Ama o hikâye, sana anlatılacak kadar basit değil.”
“Bir gün öğreneceksin,” diye ekledi Alas. “Ama önce kendini ispat etmelisin.”
“Yine sınavlar mı?” dedim. Artık bu kelimeyi duymaktan yorulmuştum.
Alas, duraksayıp bana baktı. “Her şey bir sınavdır, Ay Parçası. İnsan dünyasında da böyle değil mi?”
Ona cevap vermek istemedim. Çünkü haklıydı. Ama bu dünyada işler çok daha karmaşıktı, bunu biliyordum.
***
Kısa bir yürüyüşün ardından karşımıza devasa bir kapı çıktı. Kapı, siyah taşlarla örülmüş bir duvarın parçasıydı ve üzerinde karmaşık semboller işlenmişti. Kapının önünde, yerden gökyüzüne uzanan zincirlerle bağlı devasa bir heykel vardı. Heykel, bir insan figürüne benziyordu ama yüzü yoktu. Boş bir maske gibi dümdüzdü.
“Burası neresi?” diye sordum ürpererek.
“Burası Gölge Geçidi,” dedi Alas. “Bu dünyanın dengesini sağlayan kilit noktalarından biri.”
Dalya, heykele doğru yürüyerek parmağını onun göğsüne dokundurdu. “Ve senin bir sonraki sınavın.”
Gözlerimi kısmış, heykelin devasa boyutlarını inceliyordum. “Benden ne yapmamı bekliyorsunuz?”
“Bu heykel,” dedi Alas, “kendisine yaklaşanı tanır ve yargılar. Eğer seni kabul ederse, geçidine girebilirsin. Eğer etmezse...”
“Etmezse ne olur?” diye sordum sertçe.
Dalya, ince bir kahkaha attı. “Bunu öğrenmek istemezsin.”
Derin bir nefes aldım ve heykelin önüne yürüdüm. Heybetli duruşu, içimdeki tüm cesareti silmeye çalışıyor gibiydi. Ama bir şey beni geri çevirmeyecekti. Ellimi uzatıp heykelin soğuk taş göğsüne dokunduğumda, bütün dünya sessizleşti.
Etrafımdaki herkes ve her şey yok olmuş gibiydi. Sadece ben ve o heykel kalmıştık. Dokunduğum yerden bir sıcaklık hissetmeye başladım, ardından gözlerimin önünde bir görüntü belirdi.
Bir ormanda, küçük bir kız çocuğu yaprakların arasından bir adamı izliyordu. Adam, büyük bir taşın üzerine oturmuş, elindeki deftere yazıyordu. Kız ona yaklaşmak istedi ama bir şey onu durdurdu. Korku, onun adımlarını zincirlemişti.
Bu görüntü... bana tanıdık geliyordu. “Bu... benim,” diye fısıldadım.
“Geçmişinle yüzleşmeye hazır mısın, Mehir?” diye bir ses yankılandı. Ses, heykelin içinden geliyordu ama o kadar tanıdık ve içten bir sesti ki.
“Geçmişim mi?” dedim. “Ama bu ne anlama geliyor?”
Görüntüler değişti. Şimdi bir odadaydım. Annem, sessizce masanın başında oturmuş, önündeki bir deftere bakıyordu. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. O defter, sahilde bulduğum deftere benziyordu.
“Anne,” dedim, ama sesim onu duymuyordu. Bu sadece bir anıydı, ama o kadar gerçek hissettiriyordu ki.
“Mehir,” dedi bir kez daha heykelin yankılanan sesi. “Bu yolculuk sadece seni değil, aileni de ilgilendiriyor. Sırlarını öğrenmek istiyor musun?”
Sır. Annemle ilgili sırlar... Sahip olduğum cesaretten emin değildim. Ama tam o anda defterim parladı ve kendi kendine açıldı. İçinde beliren kelimeler, soruma cevap verir gibiydi:
“Cesaret, sorular sormaktan değil, cevaplarla yüzleşmekten gelir.”
Başımı kaldırdım. “Evet,” dedim. “Öğrenmek istiyorum.”
O an, heykel tamamen parladı ve etrafımdaki dünya bir kez daha değişmeye başladı. Korku, heyecan ve kararlılık iç içe geçmişti. Neye adım attığımı bilmiyordum ama bir daha geriye dönmeyeceğimi biliyordum.
Geçit artık beni bekliyordu.
***
Heykelin ışığı sönmeden önce, etrafımdaki her şey bir anda kayboldu ve kendimi karanlık bir boşlukta buldum. İçimdeki korku ve belirsizlik, adeta boğazımı sıkan bir düğüm gibiydi. Ama bir şey beni durduramazdı. Benim artık bir seçim yapmam gerekiyordu ve bunu yapmayı istiyordum.
Karanlık, yavaş yavaş çözülmeye başladı. Belirsiz bir ışık, arkamda yükseliyordu. Işığın kaynağına doğru ilerledikçe, gözlerimde bir parıltı belirdi. Sonunda gözlerimi açtığımda, kendimi muhteşem bir odada buldum.
Odanın her köşesi büyüleyici bir şekilde tasarlanmıştı. Duvarlar, devasa pencerelerle doluydu ve dışarıda mavi bir gökyüzü, üzerinde süzülen rengârenk kuşlarla doluydu. Odanın ortasında, büyük bir masa ve masanın etrafında oturan çeşitli yaratıklar vardı.
Elfler, vampirler, kurt adamlar ve adını bilmediğim farklı yaratıklar hepsi oradaydı. Gözleri, beni izleyen birer ateş gibi parlıyordu.
Masada, benden önceki sınavları geçip gelen birkaç kişi vardı. Yüzlerinden cesaret ve kararlılık okunuyordu. Onlar bana özgüven verdi. Dalya ve Alas hemen yanımda belirdi. “Hoş geldin, Ay Parçası,” dedi Alas, gurur dolu bir ifadeyle. “Burada bekleniyordun.”
Masanın en başında, uzun bir tahta üzerinde oturan bir adam vardı. Adamın saçları gümüş rengindeydi ve gözleri, gece gökyüzü gibi derin ve gizemliydi. Gözleriyle beni süzerken, içimde bir güven hissettim.
“Seninle tanışmayı bekliyordum, Mehir,” dedi adam, sesi derin ve yankılıydı. “Ben Eldrin, Aytheris dünyasının koruyucusuyum.”
“Eldrin,” dedim, sesim titreyerek. “Neden buradayım? Neden beni çağırdınız?”
“Çünkü sen, bu dünyanın dengesini sağlamak için gereken bir güç taşıyorsun,” dedi Eldrin. “Ve bu güç, geçmişinden geliyor.”
Hafifçe başımı eğdim. Geçmişim... O an, tekrar annemin gözyaşlarını düşündüm. “Geçmişimle yüzleşmek zorundayım, değil mi?”
Eldrin gülümsedi. “Doğru. Ama bu, yalnızca seni değil, ailenin geçmişini de kapsıyor. Geçmişini anladıkça, bu dünyadaki rolünü de anlayacaksın.”
Dalya, masanın kenarında durarak konuştu. “Ama bu yolculuk kolay olmayacak. Herkes geçmişine farklı bir yükle gelir ve bu yükler, bu dünyada ağırlaşabilir.”
Alas, yanımda durarak cesaret verici bir ifadeyle ekledi. “Senin için buradaki ilk adım, kendi hikâyeni yazmak olacak. Bu defter, senin hikâyeni keşfetmene yardım edecek.”
Defteri hatırladım. Her sayfası, geçmişimle ilgili gizemler taşıyordu. Ama şu an, bu dünyanın sırlarına da açılmak için hazır olmam gerekiyordu.
Eldrin, ellerini masanın üzerine koyarak beni izledi. “Her birimiz, kendi hikâyemizi yazarken, birbirimize bağlanırız. Ama ilk adımını atman gerekiyor.”
“Nasıl?” diye sordum. “Ne yapmalıyım?”
“Geçidin anahtarı, burada, bu odada,” dedi Eldrin. “Senin defterin, seni geçmişinin gölgelerine götürecek. Ama sadece gerçek kalbinle yüzleştiğinde geçidine girebilirsin.”
Dalya ve Alas, sessizce bekliyordu. İçimde bir heyecan yükseldi. Benim için bir fırsat vardı, geçmişimi anlamak ve bu dünyada güçlü bir yer edinmek.
Eldrin’in sesi, odanın her köşesinde yankılandı. “Şimdi, defterini aç ve geçmişinle yüzleş. Korkularını, kaygılarını ve kaybettiklerini serbest bırak. Bu senin yolculuğun ve yalnızca sen yapabilirsin.”
Defteri elime aldım. Kalbim, hızıyla ritmimi bozmaya başladı. Sayfalarım, bu dünyada geçirdiğim her anı, her deneyimi ve her duyguyu açığa çıkaracak gibiydi.
“Geçmişi yazarken, geleceği de şekillendireceksin,” dedi Eldrin.
Gözlerimi kapattım ve defteri açtım. Sayfalar arasında parlayan ışık, beni geçmişimin sırlarına doğru çekmeye başladı. Gözlerim kapalıyken, zihnimde görüntüler belirmeye başladı.
Kendimi çocukluğumda, annemle birlikte geçirdiğim anılarda buldum. O sıcak yaz günleri, sahilde koşturduğumuz anlar, annemin gülümsemesi... Ama birden, her şey değişti.
Bir gece, bir adamın eve girdiği anı gördüm. O adam, hayatımı sonsuza dek değiştiren adamdı. Beni derin bir korkuyla sarmaladı ve aniden bir seçim yapmak zorunda kaldım.
Kalbim hızla çarpıyordu. Bütün bu anılar, gerçeklerle yüzleşmeme neden olacaktı. Şimdi, geçmişimle karşı karşıya gelmek için hazırım.
Defterin sayfaları önümde açıldıkça, gözlerim kapalı bir şekilde zihnimin karanlık köşelerine doğru kayıyordum. Anılarım, bir zamanlar hayatımın önemli parçaları olan görüntülerle canlanmaya başladı. Her biri, kaygılarla dolu bir geçmişi ve kaybettiğim şeyleri yeniden yaşamama neden oldu.
Kendimi bir çocuğun gözünden izlerken buldum. Küçük Mehir, deniz kenarında oynuyordu. Annem, elindeki piknik sepetiyle gülümseyerek yanımda duruyordu. “Gel, kızım! Bugün çok güzel bir gün!” diye seslendi.
Annemin sesi, onu o kadar özlemiştim ki dünyada bensiz neler yaptığını merak ediyordum. Benden haber alamayınca çok telaşlanmıştır kesin. O anı tekrar yaşamak, içimi sıcak bir hisle dolduruyordu. Ama derinlere indikçe, olayların değiştiğini o anı hatırladım.
Gece olmuştu ve evde sessizlik hakimdi. Hava soğumuş, karanlık her yeri sarmıştı. Aniden kapının gürültüsüyle irkildim. O gece, hayatımın yönü tamamen değişti. Kapı açıldı ve içeri giren adamın yüzü gölgelerde kaybolmuştu. Aniden kalbim hızlandı.
“Mehir!” diye bağırmıştı. Ama sesi, korkutucu bir yankı gibi gelmişti.
Defterin sayfalarında, o geceye dair daha fazla görüntü belirmeye başladı. Adam, annemi tehdit ediyordu. O an, o kadar acımasız bir karanlığa sürüklenmiştim ki. İçimdeki o küçük çocuk, hiçbir şeyin doğru gitmediğini biliyordu ama bir şey yapamıyordu. Sadece korkuyla bekliyordu.