İçeriğe geç

Ay Parçası

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Ay Parçası

Bölüm 1

BÖLÜM 1: AY PARÇASI

Karanlık bir ormandaydım, etrafımda yüksek ve sık ağaçlar, gökyüzünü kaplayan yoğun yaprakların arasından ayın ışığı sızıyordu. Ormanın derinliklerinde bir sessizlik vardı, ama bu sessizlik, bir şeylerin gizlendiği hissini veriyordu.

Bir süre yürüdüm; adımlarım toprağa bastıkça yumuşak bir ses çıkıyordu. Derin bir nefes alıp havayı kokladım. Kuru yaprakların kokusunun karışımı, bana huzur vermek yerine bir ürperti hissettirdi.

Sonra, aniden, burada yalnız olmadığımı hissettim. Etrafımda fısıldayan sesler yükselmeye başladı. “Ay Parçası…” diye sesleniyordu bir ses, melodik ama bir o kadar da gizemli. Sesin kaynağını bulmaya çalışırken, gözlerim ormanın derinliklerine kaydı.

Bir siluet belirdi, karanlığın içinde yavaşça ortaya çıktı. Gözleri derin, karanlık ve etkileyici bir şekilde parlıyordu. Üzerinde koyu bir kıyafet ve elinde siyah deri bir defter tutuyordu. Onun yanına doğru bir adım attım, ama içimde bir korku vardı. Kimdi bu adam?

“Seninle tanışmamızın zamanı geldi, Ay Parçası,”dedi.

Sesindeki ton, huzur verici olduğu kadar da aynı zamanda ürkütücüydü. O an, içimde bir kıpırtı hissettim; sanki bu adam, hayatımda önemli bir değişimin habercisiydi.

“Bu defter… Ne ile dolu?” diye sordum, elindeki deftere gözüm kayarak. Defterin üzerinde gümüş işlemeler vardı ve defterden gelen tuhaf enerjiler hissediyordum.

“Bunu sana vereceğim,” dedi, sesi bir melodi gibi akarken. “Ama önce, bu evreni keşfetmelisin.”

Kafamda binlerce soru vardı; fakat, ne söyleyeceğimi bilmeden orada durdum. Merak ve korku iç içe geçmişti. “Bu yer neresi?” diye sordum. Cevabını beklemeden, kendimi onun yanına doğru çekilirken buldum. İçimdeki güdü, onu takip etmem gerektiğini söylüyordu.

O anda, ormanın derinliklerinden çıkıp büyük bir kapıya vardık. Kapı, eski taşlardan yapılmıştı ve üstünde tuhaf semboller vardı. “Burası, ait olduğun yer,” dedi adam, gülümseyerek. O an içimde bir şey kıpırdandı.

“Ben kimim?” diye sormak istedim ama kelimeler boğazımda düğümlenmişti.

“Sen, Ay Parçası’sın,” dedi. Bu kelimeler, içimde yankılandı. Ama ne anlama geldiğini bilmiyordum. “Gel, sana her şeyi göstereyim,” dedi ve kapıyı açtı.

Kapının ardında beliren ışık, her şeyi aydınlattı. İçeri adım attığımda, her şey birden bulanıklaştı.

***

Rüya mıydı, yoksa gerçek mi? Gözlerimi açtığımda bunu ayırt etmek zordu. O adamın yüzü, o derin, karanlık gözleri zihnimde yankılanıyordu. Bana bir defter uzatmış ve yumuşak ama ürpertici bir sesle konuşmuştu:

“Seninle tanışmamızın zamanı geldi, Ay Parçası.”

Uyanır uyanmaz bu görüntüyü aklımdan silmeye çalıştım ama rüyamdaki üstünde tuhaf sembollerin olduğu kapı aklımdan çıkmıyordu. Kapının ardındaki ışığın ne olduğunu çok merak ediyordum içten içe. “Saçmalama, Mehir,” dedim kendi kendime. Ama rüyanın ağırlığı üzerimden bir türlü kalkmıyordu. Yine de hayat devam ediyordu. Mutfağa gidip kahvaltımı hazırladım ve kendimi meşgul etmeye çalıştım. Çayımı içerken telefonum çaldı. Arayan annemdi.

“Anne, günaydın,” dedim biraz yorgun bir sesle.

“Sesin pek iyi gelmiyor, kızım. Hasta mısın?”

“Hayır, iyiyim. Tuhaf bir rüya gördüm, o kadar. Biraz sahile inip hava alırım diye düşündüm,” diye yanıtladım. Annem bana her zamanki gibi kendimi fazla yormamamı söyledi, bir süre konuştuktan sonra telefonu kapattım.

Kafamdaki karmaşadan kurtulmak için gerçekten de dışarı çıkmam gerektiğini hissettim. Üzerimi değiştirmek için odama gittim ve dolapta gözüme çarpan ilk şeyleri alıp giydim. Çok hafif bir makyaj yapıp, çantamı da alıp sahile doğru yürümeye başladım. Denizden gelen hafif esinti beni sakinleştiriyordu. Hava bugün çok güzeldi. Kumlara basarak ilerledim, başımı gökyüzüne kaldırıp derin bir nefes aldım.

Ve sonra... O şeyi gördüm.

Kumların üzerinde, siyah deri bir defter yatıyordu. Dizlerimin bağı çözülmüş gibi hissettim. Yavaşça eğilip onu yerden aldım. Elimde tuttuğum şey, dün gece rüyamda adamın bana verdiği defterin aynısıydı. Üzerindeki gümüş işlemeler, dokusundaki tuhaf enerji...

“Bu mümkün değil,” diye fısıldadım. Ama kendime gülüp omuz silktim. “Sadece bir tesadüf,” dedim ve defteri çantama attım.

Eve döndüğümde, defteri unutmaya çalışarak çantamı koltuğun üzerine bıraktım. Ama içimde bir kıpırtı vardı, onu tekrar elime almam gerektiğini hissediyordum. En sonunda merakıma yenildim. Çantadan çıkardım ve kapağını yavaşça açtım.

Başta sayfalar bomboştu. “Eh, zaten eski bir defter işte,” diye mırıldandım. Ama o anda bir şey oldu. Gözlerimin önünde, soluk bir ışıkla harfler belirmeye başladı:

“Seninle tanışmamızın zamanı geldi, Ay Parçası.”

Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Hemen defteri kapattım ve yatağımın yanındaki çekmeceme sıkıştırdım. Bütün bunların bir halüsinasyon olduğuna kendimi inandırmaya çalışıyordum. “Biraz uyursam her şey geçer,” dedim kendi kendime. Ama o gece, uyku bile bana huzur vermedi.

Gözlerimi tekrar açtığımda, hiçbir şey tanıdık gelmiyordu. Nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Oda devasa ve büyüleyiciydi. Tavanındaki kristal avizeler, duvarlara işlenmiş yıldız haritaları, her şey… başka bir dünyaya ait gibiydi.

Tam o anda bir ses duydum.

“Günaydın. Seninle tanışmamızın zamanı geldiğini söylemiştim, Ay Parçası.”

Sesin geldiği yöne döndüm ve onu gördüm. Rüyamdaki adam.

“Sen...” diye başladım ama kelimeler boğazımda düğümlendi. “Burası neresi? Ve sen kimsin?”

“Ben Alas Duman,” dedi sakin bir sesle. Gözleri beni delip geçiyordu. “Ve burası, ait olduğun yer.”

“Ait olduğum yer mi?” dedim alaycı bir kahkaha atarak. “Şaka mı bu? Nerede olduğumu bile bilmiyorum!”

Alas, bu sorulara alışık gibi görünüyordu. Hafifçe gülümsedi. Ama sabrı pek uzun sürecek gibi değildi.

“Kafamda bin tane soru var!” dedim hızla. “Burası hangi ülke? Sen tam olarak nesin? Ve neden bana ‘Ay Parçası’ diyorsun? Gerçek adımı bilmiyor musun?”

“Mehir,” dedi adımı vurgulayarak. “Biliyorum. Ama adının anlamı seni daha iyi tanımlıyor. Sen, bu dünyalar arasında parlayan bir ışıksın.”

Bu açıklama beni daha da sinirlendirdi. “Bu, hiçbir şeyi açıklamıyor! Neden buradayım? Ve burası gerçek mi yoksa hâlâ bir rüya mı görüyorum?”

Alas, derin bir nefes aldı. “Tam bir baş belası olacaksın, değil mi?” diye mırıldandı kendi kendine.

“Ne dedin?” dedim kaşlarımı çatarak.

“Hiç,” dedi ve beni uzun bir koridora doğru yönlendirdi. “Gel, Ay Parçası. Sana bazı şeyleri göstermem gerekiyor.”

Onu takip etmekten başka çarem yoktu. Ama içimde bir şey, asıl şoku henüz yaşamadığımı söylüyordu.

Bölüm sonu

6 yorum