Lavin'den
Gözümün önünde Baran Atlas'ı Ay'ımı terasdan aşağı itmişti. Bunu görmemle beraber ağzımdan bir çığlık kaçtı
"Atlas!!"
Bana doğru dönen ve Baran'a ait olan endişeli gözlere aldırmadan, terasın en ucuna kadar gelerek baktım. Atlas hareketsiz bir şekilde aşağıda yatıyordu. Çığlığı dolayısıyla herkez balkona doluşmuştu. Atlas'ımın yanına koşarken ambulansı arayın diye bağırdım. Atlas'ın ölebilme ihtimali benim için cehennemden farksızdı. Ve bunu Atlasa yapan en yakın arkadaşı Baran'dı. Atlasın yanına geldiğimde gözlerim istemsizce doldu, onu yerde cansız gibi kanlar içinde yatarken görmek beni sarsmıştı. Beni bırakmazdı değilmi? Ay parçasını karanlıkta, yalnız başına koyup gitmezdi değil mi?
Atlasın başını alıp dizlerime koydum. Baygındı ya da ölü. Hayatım da ilk defa böyle delicesine korkuyordum. Ambulans sesi beni kendime getirdi. Atlası sedyeye koyarlarken, ambulansın içindeyken ve hastaneye girerken elini asla bırakmamıştım ta ki ameliyat odasına alınırken bırakmak zorunda kalana dek. Aradan belki bir saat belki beş saat geçti bilmiyorum gözlerimi asla ameliyat odasından almıyordum.
Kapının açılmasıyla ayaklandım. Doktorun yüzünde hüzün vardı. Konuşmaya başladı
"biz elimizden geleni yaptık başınız sağ olsun"
Çığlıklarım koridoru doldururken kolumda hissettiğim sızı ile gözlerim kapandı..
Gözlerimi açtığımda beni bembeyaz duvar karşıladı. Dirseklerim ile doğrulduğumda evimde olduğumu anladım. Atlas'ım öldümü şimdi. Yataktan kalkıp odadan çıktım. İçerden gelen ses beni dumura uğrattı.
"benim ay parçam uyanmış mı"
Karşımda duran Atlasa öcü görmüş gibi bakıyordum. Lan! Kabus mu gördüm ben?! Atlas karşımda dikiliyordu
"ay parçam kabus mu gördün bana neden öyle bakıyo-"
Sözünü tamamlaması izin vermeden sımsıkı sarıldım ona
"çok kötü bir kabus gördüm"
Kollarını belime dolarken konuştu
"geçti güzelim geçti sadece bir kabustu"
Onun bu sözüyle kollarından ayrıldım.
"çok gerçekçiydi, öldün zannettim"
"ama bak geçti ben sapa sağlamım, kimse beni senden senide benden ayıramaz bir tanem anlaşıldı mı?"
Kafamı onaylarcasına salladıktan sonra tekrar sarıldım Atlasıma. Çok korkmuştum.
"hişst güzellik, sizi akşam yemeğine davet edebilir miyim?"
Başımı hayır anlamında salladım
"hayır sevdiğim adama sözüm var"
Vurulduğum gülüşünü tekrar bana gösterdi. Ben Atlas'ın gülüşüne, bakışına, konuşmasına, hareketlerine kısaca herşeyine aşık olmuştum.
"bir an başka biriyle programın var zannettim"
Onu gülüşü içimi ısıtırken tekrar konuştu
"gel kahvaltı yapalım güzelim benim karnım çok aç"
Kafamı onaylarcasına salladıktan sonra elimi tuttu ve beni mutfağa kadar yürüttü.
"bak bakalım nasıl olmuş kahvaltı"
Masayı incelemeye başladım. Zeytin, peynir, domates, salatalık, çeşit çeşit reçeller, yumurta, yeşillikler, çay, bunlar normaldi beni şaşırtan şey masanın ortasında duran menemen oldu. Hemen Atlas'a döndüm
"sen menemen mi yaptın?"
"tabiki de, ne sandım bizde boş adam değiliz herhalde"
Göğüs kabartarak konuşmasına aldanmadan ekmekten bir parça koparıp menemene batırdım ve ağzıma attım. Ağzıma atmamla yüzümün buruşması bir oldu.
"acı biber kullanmışsın, tuzu yarınlar yokmuşcasına boca etmişsin, soğansız olmuş ve sen domates salçası yerine biber salçası kullanmışsın"
Saydıklarım ile beraber şoka uğradı.
"ay parçam..."
"olsun üzülme tekrardan yaparız beraber ama şuan olmaz yarın yaparız"
Gülümsedi
"pişirme sende ve menemen Soğansız olacak"
"ne?! Delirdin mi soğansız menemen mi olur?"
"olur"
"olmaz"
Hem didişip hemde kahvaltımızı yaptık.
"güzelim, bugün toplantı var geç gelebilirim"
"tamam sen gelene kadar bende hazırlık yaparım beraber sinema izleriz"
"olur güzelim"
Gülümseyerek kalktı sofradan. Yanıma gelip yanağıma küçük bir öpücük kondurdu.
"görüşürüz ay parçam"
"görüşürüz Ay'ım