İçeriğe geç

Ay Laneti

Bölüm 6 · 5 dk okuma

Ay Laneti

Bölüm 6

Eve Dön

EVE DÖN

Ivy, okuldan eve giden yol boyunca aynı cümleyi düşünüyordu.

Onlar seni bulmadan önce sen gerçeği bulmalısın.

Kimdi onlar? Ve daha da önemlisi, hangi gerçek?

Gözlerinin önünde hâlâ terk edilmiş binanın penceresindeki gümüş ışık canlanıyordu. Orada birinin durduğuna emindi. Fakat ışık kaybolduğunda ortada kimse kalmamıştı. Üstelik zamanın yeniden akmaya başlamasıyla birlikte çevresindeki her şey, sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi normale dönmüştü.

Ivy çantasının askısını omzunda düzeltti. Sonra istemsizce avucunu açtı.

Gümüş hilal işareti görünmüyordu.

Yine de derisinin altında hafif bir sıcaklık hissediyordu. Sanki işaret kaybolmamış, yalnızca kendisini göstermemeyi seçmişti.

“Harika,” diye mırıldandı. “Artık kendi elimden bile şüphe ediyorum.”

Normalde eve varana kadar okulda yaşadığı saçmalıkları düşünür, ertesi gün yapması gereken ödevleri hatırlar ve akşam ne yiyeceğini merak ederdi. Bugünse zihninde tek bir düşünce vardı: Hayatında bir şeyler değişiyordu.

Ve bu değişimin ne zaman duracağını bilmiyordu.

---

Evin kapısını açtığında içeriden annesinin sesi geldi.

“Geldin mi?”

Ivy ayakkabılarını çıkarırken, “Evet,” diye cevap verdi.

Annesi mutfaktan çıktı. Her zamanki gibi yüzünde belirgin bir ifade yoktu. Ancak Ivy'yi gördüğü anda bakışları kısa bir süreliğine onun ellerine kaydı.

Bu hareket o kadar hızlıydı ki Ivy fark etmemiş gibi davranabilirdi.

Ama fark etmişti.

“Bir sorun mu var?” diye sordu.

Annesi hemen gözlerini kaldırdı. “Hayır. Neden sordun?”

“Bilmiyorum. Bana bakışın tuhaftı.”

“Yorgun görünüyorsun. Odana git, biraz dinlen.”

Ivy kaşlarını çattı. “Okuldan yeni geldim. Daha hiçbir şey yapmadım.”

“Yine de dinlen.”

Annesinin sesi sert değildi ama konuşmanın bitmesini istediği açıktı.

Ivy cevap vermeden merdivenlere yöneldi. Tam ilk basamağa ayağını koymuştu ki annesi yeniden seslendi.

“Bugün okulda farklı bir şey oldu mu?”

Ivy durdu.

Bir an boyunca ona dönüp her şeyi anlatmayı düşündü. Zamanın durduğunu, gümüş bir ışık gördüğünü, terk edilmiş binadaki silueti… Belki annesi bütün bunların ne anlama geldiğini biliyordu.

Belki de annesi, Ivy'nin hayatında ilk kez gerçekten cevap verebilecek kişiydi.

“Hayır,” dedi sonunda.

Annesi birkaç saniye boyunca onu izledi.

“Peki.”

Ivy odasına çıktı ama annesinin bakışlarını sırtında hissederek merdivenleri tırmandı.

İlk kez annesinin kendisinden bir şey sakladığından şüphelenmiyordu.

İlk kez annesinin onun bir şey öğrendiğinden korktuğunu düşünüyordu.

---

Odası her zamanki gibiydi. Yatağının üzerindeki dağınık battaniye, masanın kenarında birikmiş defterler ve pencerenin önündeki küçük saksı… Her şey yerli yerindeydi.

Ivy çantasını bıraktı ve pencereye yürüdü.

Gündüz vakti Ay'ı yeniden görebileceğini umuyordu. Gökyüzüne baktığında yalnızca bulutları ve soluk mavi gökyüzünü gördü.

Derin bir nefes alarak masasının başına oturdu.

“Tamam,” diye fısıldadı. “Ya gerçekten bir şeyler oluyor ya da aklım bana oyun oynuyor.”

Defterini açtı. Birkaç saniye düşündükten sonra sayfanın en üstüne büyük harflerle yazdı:

GÜMÜŞ HİLAL.

Altına gördüklerini sıraladı.

Zamanın durması.

Penceredeki siluet.

“Beni bulmalısın.”

“Zamanın kalmadı.”

Ve son olarak:

“Onlar seni bulmadan önce sen gerçeği bulmalısın.”

Ivy kalemini bıraktı. Cümlenin sonuna birkaç soru işareti ekledi.

Tam defteri kapatacakken çantasının içinden hafif bir ses geldi.

Tık.

Başını kaldırdı.

Önce bunun kalemlerinden birinin yere düştüğünü düşündü. Ancak ses bir kez daha duyuldu.

Tık… tık.

Ivy yavaşça çantasına uzandı ve fermuarını açtı. Kitaplarını, kalem kutusunu ve buruşturulmuş kâğıtlarını çıkardı.

En dipte küçük, koyu renkli bir kumaş parçası duruyordu.

Ivy onu daha önce hiç görmemişti.

Kumaşı dikkatlice açtı.

İçinden ince, gümüş renkli bir zincir çıktı. Zincirin ucunda hilal biçiminde küçük bir kolye vardı. Kolyenin ortasında, ışık vurduğunda belli olan soluk bir çizgi uzanıyordu.

Ivy nefesini tuttu.

Kolye tanıdık geliyordu ama nereden hatırladığını çıkaramıyordu.

Parmaklarını uzatıp ona dokunduğu anda metal ısındı.

Bir anlığına odadaki bütün sesler uzaklaştı. Pencerenin dışındaki kuşlar sustu, duvardaki saatin tik takları kesildi.

Ivy elini geri çekti.

“Hayır… Yine mi?”

Fakat bu kez zaman tamamen durmamıştı. Saatin saniye ibresi ağır ağır ilerlemeye devam ediyordu.

Kolye bir kez parladı.

Ardından hiçbir şey olmadı.

Ivy uzun süre zincire baktı. Onu çantasına kendisinin koymadığından emindi. Peki, kim koymuştu? Okulda biri şaka mı yapmıştı? Yoksa kolye başından beri çantasında mıydı da fark etmemişti?

Kolye halkasının üzerinde minicik harfler vardı. Ivy onu pencereye yaklaştırdı, ışığı doğru açıdan yakalamaya çalıştı.

Yazıyı okuyamıyordu.

Harfler tanıdığı hiçbir kelimeye benzemiyordu.

Tam o sırada kapısı çalındı.

Ivy irkilerek kolyeyi kumaşın içine sakladı.

“İçeri gelebilir miyim?” diye sordu annesi.

Ivy hızla kolyeyi defterinin altına itti.

“Bir dakika!”

Kapı açıldığında annesi elinde bir bardak suyla içeri girdi. Odaya şöyle bir baktıktan sonra masaya yaklaştı.

“Bütün gün odanda kalma. Birazdan yemek yiyeceğiz.”

“Tamam.”

Annesi dönmek üzereydi ki gözü masanın üzerindeki gümüş zincire takıldı.

Bir anda olduğu yerde durdu.

Yüzündeki ifade değişmişti. Şaşkınlıktan çok daha fazlası vardı o bakışta. Sanki yıllardır görmediği bir şeyi karşısında bulmuştu.

Ivy annesinin gözlerini takip ederek masaya baktı.

Kolye kumaşın altından dışarı kaymıştı.

“Bu da ne?” diye sordu annesi.

Ivy cevap vermeden önce annesi kolyeye uzandı. Ancak parmakları metale değmek üzereyken elini geri çekti.

“Bunu nereden buldun?”

“Çantamdaydı.”

“Kim koydu?”

“Bilmiyorum! Ben de onu anlamaya çalışıyorum.”

Annesi kolyeden gözlerini ayırmadı.

“Bunu bir daha takma,” dedi sonunda.

Ivy ayağa kalktı. “Neden?”

“Çünkü tehlikeli olabilir.”

“Ne demek tehlikeli? Bu sadece bir kolye!”

Annesi cevap vermedi.

Ivy'nin içindeki sabır yavaş yavaş tükeniyordu. Gün boyunca yaşadığı her şeyi içine atmıştı. Artık karşısındaki kişinin annesi olmasına rağmen susmak istemiyordu.

“Bugün bana okuldan sonra doğrudan eve gelmemi söyledin. Sonra okulda bir şey olup olmadığını sordun. Şimdi de bu kolyeyi görünce sanki hayalet görmüş gibi oldun. Bana neyi anlatmıyorsun?”

Annesinin yüzü yeniden ifadesizleşti.

“Yorgunsun, Ivy. Şimdi bunları konuşmayacağız.”

“Ne zaman konuşacağız peki?”

Annesi kapıya doğru yürüdü.

“Yemeğe gel.”

Kapıyı kapatıp gitti.

Ivy odanın ortasında öylece kaldı. Cevap alamamıştı ama annesinin tepkisi ona bir şey göstermişti.

Bu kolyeyi tanıyordu.

Hem de sandığından çok daha iyi tanıyordu.

Ivy masaya döndü ve zinciri eline aldı. Hilalin ortasındaki soluk çizgi bu kez daha belirgindi. Parmakları kolyenin arkasına kayınca küçücük bir sembol hissetti.

Bir kapı.

Ve kapının üzerinde, avucunda beliren hilalin aynısı.

Ivy'nin kalbi hızlandı.

Tam o sırada alt kattan annesinin telefonla konuştuğunu duydu.

Sesini alçaltmıştı ama ev sessiz olduğu için kelimeler merdivenlerden yukarı ulaşıyordu.

“Onu bulmuş,” dedi annesi.

Kısa bir sessizlik oldu.

“Hayır. Henüz ne olduğunu bilmiyor.”

Ivy nefesini tuttu.

Annesinin sesi bu kez daha da alçaldı.

“Bunu ona anlatamayız. En azından şimdilik.”

Ardından konuşma kesildi.

Ivy kapıya yaklaştı ama aşağı inmedi. Elindeki kolyeye baktı. Birkaç saat önce sıradan bir gün geçirdiğini sanıyordu.

Artık bundan emin değildi.

Penceresinin dışındaki gökyüzü kararmaya başlamıştı. Bulutların arasından Ay yavaşça yükseliyordu.

Ivy kolyeyi avucunda sıkıca tuttu.

Gümüş hilal yeniden parladı.

Ve bu kez Ivy'nin duyduğu ses kendi zihninden gelmiyordu.

Çok uzaktan, sanki başka bir dünyanın derinliklerinden yükselen bir fısıltıydı.

“Sonunda buldun…”

Ivy pencereye döndü.

Ay'ın yüzeyinde, daha önce hiç görmediği ince siyah bir çizgi belirmişti.

Bölüm sonu

1 yorum