Eylül'ün dönüşünden birkaç gün sonra hayat yeniden normale dönmüş gibiydi.
Ama Defne için hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Eylül artık yanındaydı.
Yine birlikte kütüphaneye gidiyor, okul çıkışlarında aynı yoldan yürüyor ve bazen saatlerce konuşuyorlardı.
Bir akşam Eylül'den mesaj geldi.
Eylül: Dışarı çıkmak ister misin?
Defne: Nereye?
Eylül: İlk tanıştığımız yere.
Defne gülümsedi.
Defne: Tamam.
---
Akşam olduğunda ikisi okulun yakınındaki eski otobüs durağında buluştu.
Hava serindi.
Gökyüzünde büyük, parlak bir ay vardı.
Defne durağın yanında dururken Eylül geldi.
“Geç kaldım mı?”
“Hayır.”
“Güzel.”
Birlikte banka oturdular.
Bir süre konuşmadan gökyüzünü izlediler.
Sonunda Defne:
“Buraya gelmek garip.”
“Neden?”
“İlk geldiğimizde birbirimizi tanımıyorduk.”
Eylül gülümsedi.
“Şimdi ise hayatımda en çok güvendiğim insanlardan birisin.”
Defne ona baktı.
“Gerçekten mi?”
“Gerçekten.”
Defne birkaç saniye sustu.
“Ben de sana bir şey söylemek istiyorum.”
Eylül ona döndü.
“Dinliyorum.”
“İlk tanıştığımız gün senden hoşlandığımı anlamamıştım.”
Eylül güldü.
“Ben de anlamamıştım.”
“Ama seni her gördüğümde mutlu olmaya başladım.”
Eylül sessizce dinledi.
“Sonra seni kaybetmekten korktuğumu fark ettim.”
Defne başını eğdi.
“Ve sanırım o zaman ne hissettiğimi anladım.”
Eylül gülümsedi.
“Ben de.”
İkisi tekrar gökyüzüne baktı.
“Biliyor musun?” dedi Eylül.
“Ne?”
“İlk gün şemsiyeyi paylaşmasaydık belki hiç tanışmayacaktık.”
Defne güldü.
“Demek her şey bir şemsiye yüzünden.”
“Hayır.”
Eylül başını ona çevirdi.
“Bir tesadüf yüzünden.”
Defne gülümsedi.
“Ben tesadüflere inanmaya başladım.”
---
Bir süre sonra Eylül çantasından küçük bir fotoğraf çıkardı.
Defne hemen tanıdı.
“Ablan?”
Eylül başını salladı.
“Onunla ilgili artık sana anlatabilirim.”
Defne sessizce bekledi.
“Yıllarca onun gidişinden kendimi sorumlu tuttum. Ama o mektubu okuyunca anladım ki bazı şeyler bizim kontrolümüzde değilmiş.”
Defne başını salladı.
“Bunu anlaman çok önemli.”
“Evet.”
Eylül fotoğrafa baktı.
“Ve sanırım artık geçmişimle savaşmak yerine onunla yaşamayı öğrenebilirim.”
Defne gülümsedi.
“Bence bunu başaracaksın.”
Eylül fotoğrafı çantasına koydu.
Sonra Defne'ye baktı.
“Sen olmasaydın bunu yapabilir miydim bilmiyorum.”
Defne başını salladı.
“Sen yine de yapardın.”
“Belki.”
İkisi aynı anda gülümsedi.
Bir süre daha orada oturdular.
Ay ışığı yolun üzerine düşüyor, hafif rüzgâr ağaçların yapraklarını hareket ettiriyordu.
Eylül ayağa kalktı.
“Artık gidelim mi?”
Defne de ayağa kalktı.
“Olur.”
Yürümeye başladılar.
Fakat birkaç adım sonra Eylül durdu.
“Defne?”
“Efendim?”
“Ne olursa olsun…”
Eylül gülümsedi.
“Bu kez kaçmayacağım.”
Defne de gülümsedi.
“Ben de.”
Ve birlikte eve doğru yürüdüler.
Ay, arkalarından sessizce onları izliyordu.
İkisi de bilmiyordu ama önlerinde çözmeleri gereken son bir korku daha vardı.
Ve bu kez mesele geçmiş değil, gelecekti.