İçeriğe geç

AY IŞIĞI

Bölüm 4 · 5 dk okuma

AY IŞIĞI

Bölüm 4

PANTER VE TİLKİ

Gece Kurtay

Gözlerimi açtığımda, ilk başta beni tanımadığım beyaz bir tavan karşıladı. Odamda uyanırım niyetiyle açtığım kehribar gözlerim tekrar sonsuz bir rüyaya kapanmasını diledim, çünkü burası benim odam değildi!.

Bakışlarım üstümde olan ama bana ait olmayan, beyaz tişört ve gri aşofman altında gezindi. Hafif dikleştiğimde beyaz duvarları olan, karşımda şömine, ve hemen üstünde olan televizyon, onların yanlarında koyu gri tekli koltuklar,girişin hemen yanında kitaplık.

Böyle bakılınca tam bir erkek odasıydı. Canım yanıyor ama bir yandan da sanki yıllarca aç kalmış gibi karnım gurulduyordu içimden sayısızca sövdükten sonra, kalkmaya çalıştım.

Ayağı kalkıp kapıya doğru adımladım. Kapının kulpuna dokunduğum an kapı zorlanmadan açıldı. Yavaş adımlarla ilerledim, evde ölüm sessizliği vardı. Karşıma merdivenler çıktı, tam inecek kendi arkamdan bir ses duydum.

"Neden odadan çıktın, dikişlerini patlatacaksın, odaya gir dikişlerine bakalım."

arkamı döndüm, tam tahmin ettiğim gibiydi. Demirkıranların varisi Asaf Demirkıran.

"Ben niye burdayım?, sen nasıl bana dokunmaya cüret edersin!" diye onu itledim. Yerinden bile kıpırdamadan bana bakıyordu

"Odaya geçecek misin artık?"

"Hayır!"

"Sen bilirsin" dedi en fazla ne olabilirki diye düşünürken beklemediğim bir anda, beni bir çuvalmışım gibi sırtına attı.

"Delirdin mi? be adam indir beni"

"Sen kaşındın tilki, ben sana geç demiştim."

Odaya geldiğimizde kapıyı kapattı, ve beni yatağa oturttu.

"Burda bekle, geliyorum" diyerek odadan çıktı. Çok tanıdık geliyordu koyu kahve gözleri, tabi tanıdık gelecek gece, adam düşmanımız. İç sesim tamamen haklı olduğu için sustum. Kapı açıldı ve içeriye Asaf girdi.

"Yaranı aç, pansuman yapıcağım" dedi, tabiki kabul etmeye çektim

"Gerek yok ben hallederim" dedim ama beni dinlemedi. Yanıma gelip diz çöktü. Bakışlarını bana değdirmeden tişörtün eteklerini tutup, üstümden çıkardı. Karşısında sadece sütyen ile kaldım.

Düşmanımın karşısında neden yarı çıplaktım? Bunun neresi doğruydu. En önemlisi bir insan neden düşmanının kurtarırdı ki?

"Beni nezaman bırakacaksın?"dedim

"Ne zaman toparlarsan, o zaman"dedi

"Ben senin düşmanınım, beni neden kurtardın?" dedim zihnimdeki soruları sormaha devam ederek.

"Sus artık, beynimi siktin" diyince susmak zorunda kaldım.

Oda pansumanını yapmış tam ayağı kalkacakken, karnım tekrardan gururdadı, utançtan yerin dibine girmek istediğim saliselerden biriydi.

Umarım duymamıştır diyerek bakışlarımı ona kaldırdım, ama duymuş olmalıki

"Gel benimle, birşeyler yiyelim" dedi

"İstemiyorum" dedim gururumu düşünerek.

"Sen bilirsin" diyerek dışarı çıktı.

Anlaşılan 'sen bilirsin' cümlesine alışmam lazımdı. Bir süre sonra dayanamayarak aşağı indim.

İndiğimde, koltukta oturarak telefon ile uğraşıyordu. Geldiği fark ettiğinde bakışlarını bana çevirdi.

"İnaçcı keçi gelmiş, ne yiyelim?" dedi, ne yani yemek yememiş ve benimi beklemişti.

"Sen yemedin mi?" dedim şaşırarak

"Hayır, seni bekledim, ne yiyelim söyle artık?" dedi, tahammülü kalmamış gibi.

"Fark etmez sen ne yersen yerim" dedim, yemek konusunda çok kararsız olabiliyordum.

"Geç otur, birşeyler hazırlayacağım" dedi, soğuk bir tavırla.

𖣙

Çok acıkmıştım, dayanamadım ve ayağı kalkarak mutfağa gittim.

Mutfak Amerikan tasarımıydı. Sandalyelerden birini çekip oturdum.

"Ne yapıyorsun?" dedim merakla.

"Soslu makarna, sever misin?" bu bir soru muydu? Onu bile yiyebilecek kadar açken yemek ayrımımı yapacağımımı mı sanıyordu?

"Evet severim." dedim ve onu izlemeye başladım.

İki tane tabak aldı ve makarna koydu, makarnaları masaya koydu. Dolaba ilerledi ve şarap şişesi çıkardı iki bardak alıp yanıma oturdu. Kadehleri doldurdu.

Sessizce yemeye başladık.

Çok güzeldi tadı, bitirdikten sonra

"Çok güzeldi, ellerine sağlık." dedim

O sadece "Afiyet olsun" dedi. Ayağı kalktığım gibi demir eksikliğim kendini belli etti.

Asaf hızlıca kalkarak kollarımı tuttu.

"İyi misin?"

"Evet iyiyim, küçük bir göz kararması" dedim. Ama o beni bırakmadı, salona kadar kolumu tuttu. Dolana geldiğimizde o her zamanki yerine kuruldu. Ben ise onun yanına değil, biraz daha uzağa oturdum.

Asaf Demirkıran

Bakışlarım biraz uzağımda oturan Geceye döndü. Hareket etmiyordu, ayağı kalkıp onun yanına gittiğimde uyuduğunu fark ettim. Kucağıma alarak onun odaya çıkardım.

Onu yatağa bırak üstünü örttüm.

Odadan dışarı çıktım, bahçeye indim. Ablamı aradım, çaldı, çaldı, çaldı en sonununda açtı.

"Efendim Asaf"

"Nerdesin?" diye sordum, sesini düz tutarak ona karşı hayla sinirliydim.

"Seni ne ilgilendirir canım kardeşim?"

Dediğiyle kıpkırmızı kesildim,

"Beni ilgilendirir abla, sen başımıza neler açtın, farkında mısın?"

"Sen o kız için bana mı bağırıyorsun, Asaf kendine gel o düşmanının kızı mal mal işler yapma!"

"Seni ilgilendirmiyor, kimi savunup savunmadığım!" dedim ve telefonu kapattım.

Cebimden sigara çıkarıp dudaklarıma sabitledim, ve çakmak ile ateşledim. İçine derin bir nefes çekip havaya üfledim.

Yanımdan "Bana yok mu?" sesiyle bakışlarımı yanıma çevirdim.

Gece gelmişti, ne zaman geldi duydumu bilmiyorum ama yeni gelmiş gibiydi.

"Sana yok" dedim, saniyeler içinde yüzü düştü hayır düşmemişti ama içten kırılmış gibi duruyordu.

Cebimdem sigara paketini çıkarıp ona uzattım. İçinden bir dal sigara çıkarıp dudaklarına yerleştirdi. Ateşi çıkartıp sigarasını yaktım.

"Sigaranı iç ve eve gir." dedim

"Sen nereye gidiyorsun?" diye sordu.

"Sanane?" diye karşılık verdim, ona ablamı söylememeliyim.

"Kabasın, zorbalıyıcısın, malsın saymadığım kaldı mı?" diye sordu, gergin olmasam şuan oturup gülerim ama gülünecek durumda değildim.

"Benimle uğraşma Gece Kurtay, benim kim olduğumu unutuyorsun" dedim tehtit eder gibi

"Yoo senin kim olduğunu biliyorum" dedi yüzüne gülümseme geldi, en azından akıllıymış.

"En azından akıllısın, neyse geç içeri hadi" dedim tabikide kapıları kitliyecektim.

Ters ters baktıktan sonra içeri girdi, bende kapıları kitleyip anahtarı korumaya verdim, lacivert bmwye bindim ve bahçeden çıktım.

1 hafta sonra.

Kendi odamdayım, olaylardan tam bir hafta geçmişti, koskaca bir hafta söylemesi kolaydı ama benim için uzun geçmişti.

Yatağımda uzanmış Alba yı seviyordum. Ailem, ortadan kaybolduğumdan beri hiç umursamamış, hatta benim yerime evraklara bakmışlardı bunları bana Ayaz ve Kumsal anlatmıştı.

Aşağıdan gelen bağırış sesleriyle Alba yı kucağımdan indirerek aşağıya indim.

"Ne oluyor ya?" diye sordum

Dedem bir anda "Demirkıranların varisi ile evleneceksin" dedi ben dahil bütün Kurtaylar şaşırmıştık. Tutunacak yer aradım annem ve abim Kollarımı tutarak beni koltuğa oturmamı sağladılar.

Abim hemen "Ne diyorsun sen dede ne evlenmesi, ne Demirkıranları?"

Dedem "Son sözü söyledim ona göre hazırlık yapın bir ay içinde Gecenin soy ismi Demirkıran olacak, bitti."

Yengem "Baba ne diyorsun Allah aşkına, Demirkıranlar ezeli düşmanımız"

Dedem "Size bitti dedim, Gece bundan sonra bara filan gitmek yok, odandan bile çıkmayacaksın haydi yukarı odana!"

Annem ve yengem kalkmama yardım etti ve beni odama çıkardılar.

Sırdaşıma yani yengeme sarılıp ağlamaya başladım

Yengem "şşt geçti minik tilkim" diye teselli etmeye başladı.

𖣙

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.