Yiğit, karargaha döndükten sadece iki gün sonra o kaçınılmaz emirle birlikte dağlara, sınır ötesindeki kritik bir operasyon için hareket etmek zorunda kalmıştı. Gitmeden önce hastanenin acil servisinde ellerimi sıkıca tutup, "Merak etme sevgilim, kısa sürede döneceğim" demişti ama bir askerin sevdiği kadın olmak demek, telefonun her çalışında yüreğin ağzına gelmesi demektir. Üç gündür ondan gelen o kısa, telsiz destekli tek satırlık haberler dışında doğru düzgün bir ses duyamamıştım. Hastanedeki yoğun nöbetler ve ameliyatlar bir nebze olsun kafamı dağıtsalar da, aklımın ve kalbimin yarısı o sarp dağlarda, Yiğit’te kalmıştı.
Tam da bu endişeli günlerin ortasında, hastaneden çıkıp eve doğru yola çıkacağım sırada telefonum çalmıştı. Arayan Yiğit’in annesi Nevin teyzeydi. Telefonu açtığımda o her zamanki anaç ve sım sıcak sesiyle, "Aylin kızım, müsait misin bilmem ama bugün akşam çayını bizim evde içelim mi? Yiğit görevdeyken evde yalnız kalma, hem şöyle baş başa oturup uzun uzun sohbet ederiz" demişti. Bu nazik daveti reddetmek ne mümkün, ne de aklımdan geçerdi. Yiğit’le henüz nişanlanmamıştık, aramızdaki bu ilişki her ne kadar ciddi bir yola girmiş olsa da resmiyete dökülmesi zaman alacaktı. Keskin nişancı Serdar’ın düğününde ailelerle ilk kez karşılaşmıştık ama onları bu yoğunlukta baş başa, kadın kadına daha yakından tanımayı çok istiyordum.
Akşam saatlerinde Yalçındağ ailesinin müstakil, bahçeli ve sarı ışıklarla aydınlanan sıcak evinin önüne arabamı park ettim. Derin bir nefes alıp kapıyı çaldığımda, kapıyı hemen Elif açtı. Yüzündeki o kocaman gülümsemeyle boynuma sarılması, içimdeki bütün o yorgunluğu ve endişeyi bir anda söküp attı.
"Aylin abla! Hoş geldin, sonunda koparabildik seni hastaneden," diyerek beni içeri aldı Elif.
Antreden içeri adım atar atmaz, mutfaktan yayılan mis gibi taze çay ve hamur işi kokusu burnuma doldu. Nevin teyze ellerini kurulayarak koridora çıktı ve kollarını açarak bana doğru yürüdü. Sıcak bir ana şefkatiyle sarıldığında, insan kendini sanki yıllardır bu evin bir parçasıymış gibi hissediyordu. Erkeklerin evde olmadığını, evin tamamen bize kaldığını fark ettiğimde içimdeki o ilk tanışma stresi de tamamen uçup gitmişti.
"Hoş geldin güzel kızım," dedi Nevin teyze, benden ayrılıp sevgi dolu gözlerle yüzümü inceleyerek. "Yüzün biraz solgun sanki, hastane yordu mu yoksa bizim oğlanın gidişi mi eritti seni böyle?"
Hafifçe gülümseyerek içeri geçtim. "İkisi birden diyelim Nevin teyze... Hastane zaten koşturmaca ama Yiğit’in operasyonda olması insanı ister istemez geriyor."
"Haklısın kızım, haklısın..." dedi Nevin teyze iç çekerek salonun ortasındaki masaya doğru ilerlerken. "Biz bu hayatı yıllardır yaşıyoruz; babası da böyleydi, şimdi Yiğit de... Operasyona gittiği an evdeki herkesin nefesi kesilir ama Allah’ın izniyle sağ salim dönecektir, içini ferah tut."
Masaya oturduğumuzda, Nevin teyze önüme bizzat kendi elleriyle hazırladığı taze çayı ve börekleri koymaya başladı. Evin atmosferi o kadar sıcaktı ki, hastanenin o soğuk antiseptik kokusu ve dağlardaki o gergin hava bir an için bu evde tamamen unutulmuş gibiydi. Elif de hemen karşıma oturup gözlerindeki o meraklı pırıltıyla bana bakmaya başladı.
Tam o sırada saçlarımı toplamak için başımın üzerindeki siyah tel tokayı çözdüm; saçlarım omuzlarıma dökülürken, çıkardığım tokayı masanın kenarına koydum. Nevin teyze o sırada bana bakıp tatlı tatlı gülümsedi.
"Ay maşallah, saçların da ne kadar gür ve güzelmiş kızım," dedi Nevin teyze, çay bardağını önüne çekerken. "Şöyle bir baştan aşağı bakıyorum da, Serdar’ın düğününde de gözüm hep üzerindeydi ama o kalabalıkta doğru dürüst iki laf edememiştik. Şimdi baş başayız madem, şöyle doya doya tanıyalım seni. Nerelisin bakalım güzel kızım, hangi toprağın süzüsün?"
Hafifçe tebessüm ederek elimdeki siyah tel tokayı parmaklarımın arasında çevirdim, ardından saçlarımı arkada toparlayıp tek bir hamleyle tokayla tuttururken yumuşak bir sesle cevap verdim:
"Aslında buralıyım Nevin teyze, ailem uzun zamandır bu bölgede yaşıyor ama memleket aslen Tokat," dedim, yüzümdeki o samimi tebessümle başımı hafifçe yana eğerek. "Tokatlıyım."
Nevin teyze bu cevabı duyunca yüzünde kocaman, memnun bir gülümseme yayıldı ve ellerini hafifçe birbirine vurdu. "Aaa, ne güzel! Tokat'ın da insanı mert olur, toprağı bereketlidir. Çok sevindim güzel kızım," dedi, sanki yıllardır tanıdığı bir akrabasıyla sohbet ediyormuş gibi içten bir tavırla. "Zaten belli ediyorsun kendini, o duruşundaki asalet oradan geliyor demek ki."
Nevin teyze büyük bir ilgiyle dinlemeye devam ederken, gözlerindeki o anaç şefkatle sorularını nazikçe sürdürdü. "Peki yavrum, acillerde o kadar koşturuyorsun, ameliyatlar, yaralılar... Sen tam olarak ne doktorusun? Bizim Yiğit telefonda anlatırken hep 'hayat kurtarıyor' diyor ama detayı senden dinleyelim."
Elif araya girip kahkahayla güldü. "Anne, abim telefonda sadece Aylin abladan bahsediyor zaten, başka bir şey dediği yok ki!"
Gözlerimi hafifçe kaçırıp utangaç bir tebessümle cevap verdim: "Acil tıp uzmanıyım Nevin teyze... Yani hastanenin o en deli dolu, en hareketli yerindeyim. Yiğit de hastaneye her damlayışında ortalığı ayağa kaldırdığı için genelde yollarımız acilde kesişiyor."
Nevin teyze memnuniyetle başını salladı. "Aman ne harika bir meslek... İnsanın hayatına dokunmak, şifa vermek bence bu dünyadaki en kıymetli şey. E, peki evde durumlar nasıl? Kaç kardeşsin bakalım, seni böyle tek çocuk gibi sahiplenmiş bizim inatçı oğlan ama arkanda kalabalık bir aile var mı?"
Bu soruyla birlikte kalbime o tanıdık, hafif sızı yayıldı. Annemi ve babamı çok küçük yaşlarda kaybetmiş olduğumuz gerçeği, hayatımızın en büyük boşluğuydu. Neyse ki başımızda ablamız Eylem vardı; bizi elleriyle büyüten, annemizin de babamızın da yerini doldurmaya çalışan o koca yürekli ablamızla, bir de başa bela ama bir o kadar kıymetli abim Demir’le sıkı sıkıya sarılmıştık hayata. Gözlerim hafifçe dolar gibi olsa da tebessümümü bozmadan Nevin teyzeye baktım.
"Biz üç kardeşiz Nevin teyze... Annemle babamı çok küçükken kaybettik maalesef," dedim, sesimdeki o yumuşak ama gururlu tınıyla. "Beni ve Demir abimi büyüten, bize hem annelik hem babalık yapan bir ablamız var; Eylem ablam... Hayattaki en büyük şansımız, kalemimizdir o. Demir abim de en büyük erkek kardeşim, başkomutan gibi başımızda esiyor gerçi ama birbirimize çok sıkı bağlıyızdır."
Nevin teyze bu sözleri duyunca gözlerindeki o neşeli ifade bir anda yerini derin bir hüzne ve kadirşinaslığa bıraktı. Oturduğu yerden kalkıp hemen yanıma geldi, ellerimi kendi ellerinin arasına alıp şefkatle sıktı. "Kıyamam güzel kızım benim... Başınız sağ olsun, mekanları cennet olsun inşallah. Ama bak ne güzel, o yokluğu birbirinize tutunarak, o kocaman yürekli ablanızın kanatları altında kapatmışsınız. Eylem kızımızın da, abin Demir’in de ellerinden öperim. Seni böyle pırıl pırıl, güçlü bir kadın olarak yetiştirdikleri için ne kadar gurur duysalar azdır."
Elif de oturduğu yerden kalkıp masanın etrafından dolaştı ve diğer yanıma geçip sıkıca sarıldı. "Aylin abla... İyi ki varsın," diye fısıldadı kulağıma.
İçimdeki o anlık hüzün, bu sıcak evde, bu harika insanların gösterdiği sınırsız şefkatle yerini huzura bıraktı. Ellerimi Nevin teyzenin ellerinin üzerinde gezdirip minnetle gülümserken, "Çok teşekkür ederim Nevin teyze... Sizin bu sıcaklığınız, evinizin huzuru bana o kadar iyi geldi ki," dedim.
Sohbet o kadar koyu ve samimi ilerliyordu ki, Nevin teyzenin sorduğu o nazik sorularla birbirimizi çok daha derinlemesine tanıma fırsatı bulmuştuk. Serdar’ın düğünündeki o kısa tanışıklığımız, bu mutfaktaki sıcak çay eşliğinde adeta köklü bir aile bağma dönüşmüştü.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, tam çaylarımızı tazelerken telefonumun ekranda aydınlandığını gördüm. Ekrandaki ismi gördüğüm an kalbimin nasıl bir hızla çarpmaya başladığını tarif edemezdim.
Yiğit arıyordu.
Masadaki herkes bir anda sessizleşti; Nevin teyzenin eli havada kaldı, Elif heyecanla bana doğru dönüp gözlerini parlatarak telefonu işaret etti.
Hemen telefonu açıp kulağıma götürdüm. "Yiğit?" dedim, sesimdeki o titremeyi gizleyemeyerek.
Karşı taraftan gelen ses, dağın rüzgârı ve hışırtılarla karışık bir şekilde, biraz yorgun ama o kadar tanıdık ve güven dolu bir tonla kulağıma doldu:
"Aylin’im... Güzelim, neredesin?"
"Yiğit! İyisin, değil mi? Sesin iyi geliyor, neredesin şu an?" Soru yağmuruna tuttuğumu fark edince derin bir nefes aldım.
Karşı tarafta Yiğit’in o hafif, boğuk gülüşü duyuldu. "İyiyim sevgilim, operasyon bitti, ana karargaha intikal ediyoruz. Komutanı merakta bırakmayayım dedim, aradım. Neredesin, sesin çok net geliyor?"
"Şu an nerede olduğumu asla tahmin edemezsin," dedim, gözlerimi Nevin teyzeye çevirerek gülümserken. "Nevin teyzelerdeyim, çay içiyoruz; hatta biraz önce senin çocukluk anılarını ve hakkındaki bütün gizli detayları masaya yatırdık."
Yiğit bir an sessiz kaldı, ardından şaşkın ama fazlasıyla mutlu bir sesle mırıldandı: "Öyle mi? Annemlerin yanındasın demek... Demek bütün sırlarıma ortak oldular."
"Oldular tabii, çok geç kaldın Yüzbaşı, artık annemin ve Elif’in favori gelini adayı benim," dedim takılarak. Ardından sesimi biraz daha yumuşatıp, "Sen kendine dikkat ettin değil mi? Yaralı mısın, bir şeyin var mı?" diye sordum.
"Taştan adamım ben unutmadın galiba? Hiçbir şeyim yok, sadece seni çok özledim. Karargaha iner inmez ilk işim seni aramak olacak," dedi Yiğit, sesindeki o derin şefkatle.
"Bekliyorum sevgilim," dedim, ona aramızdaki o tatlı ve samimi hitapla karşılık vererek. "Sağ salim dön, başka bir şey istemiyorum."
Telefonu kapattıktan sonra Nevin teyze ile Elif’in bana merakla baktığını gördüm. Nevin teyze gözleri dolu dolu gülümseyerek, "Aradı değil mi? İyiymiş mi koçum?" diye sordu.
"İyi, iyi Nevin teyze," dedim, derin bir rahatlama nefesi vererek. "Operasyon bitmiş, karargaha dönüyorlar."
Elif sevinçle ellerini birbirine vururken, Nevin teyze rahatlamış bir nefes aldı. O gece Yalçındağ evinde, kadın kadına içilen o çay ve edilen o samimi sohbet, hayatımın en huzurlu ve en unutulmaz anlarından biri olarak hafızama kazındı. Yiğit dağlardan dönerken, ben bu evde onun ailesiyle birlikte onu beklemenin ne demek olduğunu çoktan öğrenmiştim.
Yiğit’in telefonu kapandıktan sonra mutfaktaki sessizlik, yerini hafif bir tebessüme bıraktı. Yiğit'in telefondaki o çocuksu rahatlığı ve "Annemlerin yanındasın demek..." diye mırıldanması, Nevin teyzenin gözlerinde bir ışık yakmıştı. Telefonu masaya bıraktığımda Nevin teyze, sanki bir sırrı çözmüş gibi bana bakıyordu.
"Bak gördün mü kızım," dedi Nevin teyze, o çok sevdiği çaydanlığın altını biraz daha açarken. "Bizim oğlanın o sertliği ancak senin sesini duyduğunda kırılıyor. Yiğit içine çok atar, kimseye de kolay kolay 'özledim' demez. Seninle konuşurken sesindeki o değişimi duymamak mümkün mü? Sen ona iyi geliyorsun, iyi ki o yaralı kalbi senin şifalı ellerine denk gelmiş."
Elif ise heyecanını gizleyemeyerek yerinde kıpırdandı. "Aylin abla, Yiğit abim dağlardan dönünce neler yapmayı planlıyorsunuz? Yani, hani böyle güzel bir yere gitmeyi, şöyle baş başa kalmayı falan düşünüyor musunuz? Demir abinle başa çıkabildiğiniz boşluklarda tabii!"
Elif’in bu tatlı sorusu üzerine, masadaki siyah tel tokamla oynayarak hafifçe gülümsedim. "Vallahi Elif, şu an tek hayalim onun eve sağ salim dönmesi. Demir abimin korumacı kalkanlarını aşabilirsek, belki şöyle sakin bir sahil kasabasında sadece oturup denizi izlemek bile bize yeter. Abim Demir’in 'Operasyon bitti ama asıl operasyon şimdi başlıyor, gel bakalım Aylin' diye sorguya çekmesinden kurtulabilirsek tabii..."
Nevin teyze ve Elif bu sözlerim üzerine kahkahayı bastılar. Nevin teyze, "O Demir oğlumu bir gün karşıma alıp 'Oğlum, bırak da çocuklar biraz nefes alsın, askerde zaten yeterince nefessiz kalıyorlar' diyeceğim," diyerek göz kırptı.
Sohbetimiz, sadece Yiğit’in üzerindeki o askeri yükü değil, bizim kendi geleceğimize dair hayallerimizi de kaplamıştı. Nevin teyze, Aylin ve Demir’in çocukluklarına, Eylem ablamın onlara nasıl annelik ettiğine dair o kadar ince, o kadar nazik sorular soruyordu ki, anlatırken kendimi bir an bile huzursuz hissetmedim. Her sorusu, annesizliğin o buruk yanını değil, Eylem ablamın emeğiyle ördüğümüz o güçlü sevgi bağını öne çıkarıyordu.
"Eylem kızımız nasıl da güzel büyütmüş sizi..." dedi Nevin teyze iç çekerek. "Bir abla, hele ki annesiz babasız kalmış bir evde ablalık yapmak, omuzlarına dünyayı yüklemek gibidir. Ona hem çok teşekkür etmemiz lazım hem de ellerinden öpmemiz. Seni bize emanet etmiş gibi hissediyorum sanki, emanetin başımın üstünde yeri var."
Gözlerim doldu ama o an, o mutfaktaki o sarı ışığın altında kendimi hiç olmadığım kadar güvende hissettim. Nevin teyze sadece Yiğit’in annesi değildi, o an sanki benim de annem gibi, o eksik kalan yanımı tamamlıyordu. Tokamı tekrar elime aldım, saçlarımı dikkatli bir şekilde, hafifçe gevşek bir topuz yapıp tel tokayla sabitledim.
"Teşekkür ederim Nevin teyze... Bu sözlerin, bu samimiyetin... İnan ki benim için dünyalara bedel," dedim ve elimi masanın üzerindeki eline uzattım.
"Daha çok çayımız var, daha anlatacak çok şeyimiz var," dedi Nevin teyze, gözlerinde o sarsılmaz şefkatle. "Yiğit gelene kadar, bu mutfakta seninle kurduğumuz bu bağ, bizim en güzel sığınağımız olacak. Şimdi, şu börekleri bitirelim bakalım, Yiğit dönünce 'annem beni aç bıraktı, Aylin'i de doyurmadı' demesin."
O gece, Nevin teyzenin mutfağında, Yiğit’in dağdaki tehlikeli görevinden çok uzakta, bambaşka bir dünyada gibiydik. Nevin teyze o tatlı nazikliğiyle sorularına devam ederken, Aylin olarak ilk defa kendimi sadece bir doktor veya bir askerin sevdiği kadın değil, o ailenin bir parçası gibi hissettim.
Eylem ablamın o koca yürekli mücadelesinden, Demir abimin o bitmek bilmez korumacılığına kadar her şeyi konuştuk. Ve ben o gece, Yiğit dağlardan indiğinde bizi bekleyen hayatın ne kadar güçlü temeller üzerine kurulacağını o sıcacık mutfakta, Nevin teyzenin her sorusunda biraz daha net görmeye başladım.
Gece yarısına doğru evden ayrılırken, bahçeye çıktığımızda Nevin teyze beni kapıya kadar geçirdi. Omzuma hafifçe dokundu. "Yine gel kızım. Bu kapı sana her zaman açık, unutma. Yiğit dönünce de ilk işiniz buraya gelmek olsun."
Arabaya bindiğimde, dikiz aynasından o sarı ışıklı eve son bir kez baktım. İçimdeki o huzur, Yiğit’in dağdaki operasyonunun getirdiği korkuyu bastırıyordu. Şimdi, onu beklemek çok daha kolaydı; çünkü artık sadece ben beklemiyordum, o bekleyişin içinde Nevin teyzenin şefkati de vardı.