SAHNE-8🦭
(Birkaç ay sonra.)
Louis, yavaş yavaş iyileşmeye başlamıştır. Hâlâ alçıları vardır ama çıkmasına çok az kalmıştır. Hastanede kaldığı süreç boyunca amcasının önerisine uyup, maçları izleyip mantığı çözmeye çalışmış ve kendisini geliştirmek için çabalamıştır Süreç boyu ümidi kestiği de olmuştur. Tek başınayken dışarıdaki çocukları, televizyondaki çocukları izleyip iç çektiği de olmuştur. Gece gece bacağına giren kramplar, çektiği acılar moralini bozmuştur ama sonra verdiği sözü hatırlayıp tekrar kendine gelmiştir. André de Julien’in hastanede olmadığı günleri kollayıp, gelip ona destek ve taktik vermiştir.
💚
Louis gözlerini araladığında yine gözlerine benbeyaz ışık çarpar, gözleri kamaşır. Etrafına bakındığında yanında kırmızı topu hariç kimsenin olmadığını görür. Her zamanki gibi, klasik bir gündür. Yani Louis öyle sanıyordur. Duvardaki dijital saate bakar, saat 09.43’tür. Louis hemen televizyonu açar. Her gün 09.45’te en sevdiği çizgi filmlerden biri yayınlanır. Hastanede günleri resmen rutin hâline gelmiştir artık. Sabah kalkar, varsa çizgi film izler; yoksa da camdan dışarı bakar, yürüyen insanları izler. Yada maç izler. 3 aktivite arasınds gidip gelir sürekli. Haftaları böyle geçiyordur. Öğleden sonra iş çıkışı babası yanına gelir, annesi gelir bazen.
Artık çok sıkılmıştır bu düzenden. “Ne zaman eve döneceğim, ne zaman iyileşeceğim?” diye düşünür durur. Yine aynı şekilde geçer günü. Akşama doğru annesi gelir kucağında Alice ile. Konuşurlar, annesi bir şeyler anlatır, umut vermeye çalışır ve gider.
Akşam olunca Louis yavaştan uyumaya hazırlanır. Tam gözlerini kapatacakken André gelir süper bir enerji ile.
“Naber yeğen?” derken sesinde bile bir enerji vardır.
“İyi amca. Ne oldu, niye bu kadar mutlusun?”
“Hiç sorma yeğenim benim. Bizim takım vardı ya? Bugün maç vardı, kazandık. Bir üst lige geçmemize çok az kaldı.” der neşeyle.
“Hayırlı olsun amca. Kaç kaç bitti?”
“3-2”
“İyiymiş.”
Louis’nin sesi, amcasının aksine biraz üzgün çıkıyordur.
André sorar “Bir şey mi oldu, üzgünsün sanki yeğen?”
Louis cevaplar, “Çok sıkıldım sadece buradan. Eve dönmek istiyorum.” der.
Louis tam bunu söylerken kapıyı tıklatır biri. Sonra kapı açılır ve doktor içeriye girer.
“İyi akşamlar. Alçılarını yarın çıkartacağız, birkaç gün sonra taburcu olabilirsin küçük bey.” diye haber verir.
Louis bir an şaşırır, tepki veremez. Sonra yüzünde heyecan dolu bir gülümseme belirir. O an içinden zıplayarak bunu kutlamak geçer ama tabii ki yapamaz. Doktora teşekkür eder. Sesinden neşesi belli oluyordur. Doktor odadan çıkar, André ile Louis’yi başbaşa bırakır.
André “Zamanlamaya gel. Çok şanslıymışsın Loulou” der.
Louis ve André bir süre sohbet eder. Sonra André gider, hava kararır, Louis’ye uyku çöker…
SAHNE-9🦭
(Ertesi gün)
Louis uyandığında bu sefer yalnız olmadığını görür. Yanında babası ve Alice vardır. Babası, onun uyandığını görünce gülümser.
“Taburcu oğlan uyanmış? Günaydın Loulou” der şakacı bir şekilde.
Louis gülümser babasına.
“Günaydın baba. Ne zaman gideceğiz?” der. Uyanır uyanmaz hemen gitmeyi düşünmesi, babasını güldürür.
“Sakin ol Louis, daha yeni uyandın. Bir soluklan.” der gülerek.
Onlar konuşurken Alice, her şeyden habersiz abisine bakarak gülümsüyordur. Louis, kardeşine bakar ve onu kucağına alır. Daha yeni çıkmış koyu kahverengi saçlarını okşar onun.
“Annen gelecek az sonra, hazırlan.”
Louis garipser. “Niye hazırlanayım ki?” diye sorar.
Julien, “Eve gideceğiz, ondan tabii.” der. Louis şaşırır, sonra o şaşkınlık yavaşça neşeye dönüşür.
“Bugün mü gideceğiz yani?” diye sorar heyecanla.
“Evet, bugün döneceğiz küçük bey.” diye cevaplar Julien. Oğlunun neşesi ona da bulaşmıştır.
Yarım saat geçer, Louis ile Julien beraber sohbet ederler. Sonunda kapı açılır ve yüzünde kocaman bir gülümsemesiyle kucağında Nico ile beraber Alessia girer içeriye.
“Sonunda eve dönen Loulou burada mıı?” diyerek gelir yanlarına. Çok mutlu görünüyordur. Louis, “Hoşgeldin anne” der gülerek.
Bir süre konuştuktan sonra doktor gelir ve çıkabileceklerini söyler. Louis, çok heyecanlanır ama aynı zamanda garip hisseder. Kırmızı topunu eline alır, babasının kucağında odadan çıkar. Hastaneden çıkmadan önce Louis neşeyle teşekkür eder doktorlara kendisini iyileştirdikleri için.
Dışarı çıktığında kendisini çok garip hisseder. Kapıdan çıkarken aniden yüzüne çarpan rüzgar, aylar sonra ilk defa bunu hissediyordur tekrar. Aylar sonra ilk kez dışarı çıkıyor, ilk kez güneş tenine değiyordur. Ne hissedeceğini bilemez. Mutluluk, umut, belki hüzün? Bilmiyordur. Sanki her şey bir araya gelmiş gibi bir şey hissediyordur. Tanımlayamaz.
Arabaya bindiklerinde yanındaki küçük kardeşlerine bakar. Gülümser onlara. Eve gidiyordur. Onca zaman sonra evine dönüyordur. Tekrar kendi odasında uyuyacak, tekrar kendi yatağında uyanacaktır. Bu, Louis’yi sevindirir. Sanki yeniden doğmuş gibidir.
Julien kapıyı açıp onu tekrar kucağına aldığında Louis’nin içi kıpır kıpırdır. Çok tatlı bir heyecan içerisindedir. Kapı açıldığında, onca zaman sonra evini tekrar görmek çok garip hissettirir ona. Aynı salon, aynı mutfak, aynı odalar… Ama hissettikleri bambaşka artık. Evinden uzun süre ayrı kaldığı için kendisini çok kötü hisseder Louis. Sanki kendisine ait bir evinin olması bile bir lüksmüş gibi gelir ona. Daha bu yaşında, bir şeyleri kaybetmeyi tatmış, öğrenmiştir.
İsteği üzerine babası onu yere indirir. Elinde koltuk değnekleri(kanedyen) ile yürümeye çalışır ama henüz alışamadığı için beceremez. Bunu gören babası gülerek onu tekrar kucağına alır ve odasına çıkartır.
Uzun süre sonra kendi odasını tekrar gören Louis, hemen yatağına gitmek ister. Babası onu yatağına götürür ve bırakır. Julien, onun yalnız kalmak isteyebileceğini düşünür ve odadan çıkar.
Louis birkaç saat odasında bir şeyler yaparak geçirir. Birkaç ay önce hep yaptığı şeyleri şimdi tekrar yapmak onu iyi hissettirmiştir. “Artık yürüyebilirim” diye düşünür. Bir iki hafta koltuk değneği kullandıktan sonra yürüyebilecektir. Biraz topalda olsa yürüyecektir. O kadar da olur.
Louis bunları düşünürken hava kararır, göz kapakları kapanmaya başlar. Kendi yatağında uyumanın keyfiyle uykuya dalar Louis…