İçeriğe geç

Avrupa Birliği

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Avrupa Birliği

Bölüm 2

Hastane Günleri

SAHNE-5🦭

André, yeğeninin yaralandığını abisinin eşi Alessia’dan duyunca hemen hastaneye gelmiştir. Normalde Fransa’da yaşamaktadır ancak koçu olduğu futbol takımının bir takım işleri nedeniyle İtalya’ya gelmiştir. İtalya’dayken de yeğeninin hastanede olduğunu duyunca koşa koşa gelmiştir.

💚

“Louis, ne oldu sana yeğenim?” der. Sonra gözleri Louis’nin elindeki kitaba kayar. Kapaktaki Messi’yi görür. “Messi mi o?”

Dikkati çoktan kitaba kaymıştır bile.

Louis cevap verir. “Evet, Messi.” Amcasının yüzüne bakar. “Amca, sen Fransa’da değil miydin? Ne zaman geldin buraya?” diye sorar merakla. André, “Ben uzun süredir buradaydım yeğen. Senin bir kazaya karıştığını duyunca geldim. İyi misin?” diye cevaplar.

“İyiyim” duraksar “Ama bir daha asla futbol oynayamayacakmışım” der. Aslında öyle bir durum yoktur ama Louis her duyduğunu işine geldiği gibi yorumladığı için bundan da bunu anlamıştır.

Andre hemen cevap verir. “Hayır, iyileşecekmişsin. Doktorun öyle demiş.” Durur, Louis’nin gözlerine bakar. Louis, inanmamıştır.

“Kendini futbolda geliştirmek istiyor musun?”

“Evet! Ama ben yürüyemiyorum, bu mümkün mü?” diye sorar heyecanla.

“Tabii ki mümkün. Futbol sadece fiziksel bir spor değildir yeğen. Strateji yapman, mantığını kavraman da gerekir. Televizyondan maçları izleyip olayı çözersen, kendini geliştirebilirsin. İlla ayağının iyileşmesini beklemene gerek yok.”

Louis, bunları duyunca çok heyecanlanır. Ancak, hâlâ amcasının neden burada olduğunu anlamamıştır. Bunu fark eden André, “Takımımın bir süre İtalya’ya gelmesi gerekiyordu, o yüzden buradayım” diye açıklar.

André, Louis’nin yanına eğilir ve ikisi beraber futbol konuşmaya başlarlar. Taa ki kapı açılana kadar.

Kapıdan, kucağında Nico ile beraber Julien girer. Julien şok olur. Kardeşini burada görmeyi beklemiyordur.

“André? Ne işin var burada?” der. Sesinden şaşkınlığı anlaşılıyordur.

“Yeğenimi görmeye geldim abi.” diye karşılık verir André.

“Habersiz mi geliyorsun böyle?” der Julien. Sesi biraz daha agresif çıkmaya başlamıştır. Bir şeyler olduğu bellidir. Gözleri Louis’ye kayar bir an. Sonra tekrar André’ye gelir. “Kaç gündür sana ulaşamıyorum bile ama bir anda burada ortaya çıkıyorsun. Konuşmamız lazım.”

Louis olan bitene anlam veremez ilk başta. Sonra “herhalde babam ve amcam yine kavga etti” diye düşünür. Bu çok sık olur. Genellikle amcası bir şey yapar ve babasını sinirlendirir, kavga ederler. Louis, onların kavgasının bitmesini beklerken minik kardeşine kayar gözleri. Onu güldürmek için suratını komikleştirir. Nico ilk başta hiç etkilenmez, soğuk soğuk bakar Louis’ye ama sonra gülmeye başlar hafifçe. Louis, zafer kazanmış gibi sevinir o an. Sonra gözleri tekrar babasına ve amcasına kayar. Kavgaları devam ediyordur.

“Sakin ol abi. Sadece yeğenimi görmek için geldim.”

“Olayın o olmadığını biliyorsun André!” diye bağırır Julien. Julien’in kucağındaki minik Nico’nun yüzü buruşur biraz. Homurdanma gibi bir ses çıkarır. Rahatsız olmuştur sanki.

Julien hastanede olduklarını hatırlayınca sesini alçaltır tekrar. “Louis’nin yanında tartışamayız, dışarı çık.” der. Bunlar yaşanırken Louis’nin aklında yalnızca “Bitsin artık şu kavga” düşüncesi vardır. Sonunda André homurdanarak dışarı çıkar sonunda ve kapıyı kapatır.

Julien sakinleşir ve oğlunun yanındaki sandalyeye oturur. “Nasıl oldun oğlum?” diye sorar. Sonra gözleri oğlunun yanındaki kitaba kayar. “Messi mi o?” eline alır, inceler biraz. “Nereden buldun bunu?” diye sorar. Louis, “Etrafa bakınırken gördüm. Şu çekmecenin üstündeydi.” der. Sonra sorar, “Amcamla kavga mı ettiniz?” Julien bu soruya karşılık veremez bir an. “Boş ver sen onu.” der. Kitabı incelerken Julien’in yüzü yumuşar. O gülümseme belirir yüzünde. Louis hemen anlar. Bu gülümseme, futbol konuşacaklar demektir.

Julien; spordan, futboldan bahsetmeye başlar. Louis heyecanla onu dinler. O an ne kaza kalır ne de başka bir şey…

SAHNE-6🦭

André, odadan homurdanarak çıkar. Etrafına bakındığında koridor neredeyse tamamen boştur. Neredeyse. Yalnızca 1 kişi vardır sandalyelerde. Mattias. O da yeni uyanmış gibi görünüyordur zaten. Gider, boş sandalyelerden birine oturur. Bir süre düşünür, öylece oturur. Sonra sıkılır, yanındaki adama bakar. Sonra André, konuşmaya başlar vakit geçirmek için.

“Bir yakınınızı mı bekliyorsunuz?” diye sohbet başlatır.

Mattias önce bir şaşırır. Yeni uyanmış, uyku sersemidir biraz ama sonra toparlayıp cevap verir.

“Yakınım değil ama birisinin iyileşmesini bekliyorum. Uzun sürecek gibi.”

André, kafasını sallar. “Anladım.” der. Sohbet biraz garip gittiği için devamını getirmez. Bir süre sessizlik oluşur.

“Siz neden buradasınız?” diye sorar Mattias sessizliği bozmak için.

“Yeğenim bir kaza geçirmiş, onun için buradayım ama odasına giremiyorum.” der André.

“Neden giremiyorsunuz?” diye sorar Mattias merakla.

“Abimle kavga ettim, odada şuan o var. Girmemi istemiyor.”

Mattias bir an düşünür. André’nin hangi odadan çıktığını hatırlamaya çalışır. “Acaba o çocuğun akrabası ile mi konuşuyorum?” diye geçirir içinden. Sonra sorar. “Yeğeniniz hangi odada?”

André, Louis’nin odasını gösterir parmağıyla. Mattias’ın kafasından aşağı kaynar sular dökülür o an. Az önce çocuğun babası ile, şimdi de amcası ile konuşuyordur. Ne diyeceğini bilemez.

André, Mattias’ın o değişimini görünce garipser, meraklanır. “Tanıyor musun onu?” diye sorar.

Mattias cevap veremez birkaç saniye. Kafasını onaylarcasına sallar. Sonra yine cesaretini toplar ve konuşmaya başlar. Kafasını eğer. “Yeğeninizi bu hâle getiren kişi bendim. Çok üzgünüm.” der mahcup bir şekilde. Gerçektende suçlu hissettiği, sesinden belli oluyordur.

André, ne diyeceğini bilemez. Bunu beklemiyordur. Bir süre konuşmaz, öylece bakakalır. Sonra gülümser, Mattias’ın omzuna elini koyar.

“Yeğenim iyileşecek, endişelenme. Onu hastaneye sen mi yetiştirdin?”

Mattias onaylar gibi kafasını sallar yavaşça.

“Teşekkürler, sen olmasaydın daha kötü olabilirdi. Sonuçta onu buraya kadar getirmişsin, öylece geçip gidebilirdin. Kendini suçlama.” der André teselli edercesine.

Mattias, bu tepkiye karşı biraz şaşırır. Böyle anlayışlı ve sakin bir tepki beklemiyordur. “Sağ olun.” diyebilir sadece. Çok mahcup hisseder kendisini. “Oysa o gün sadece iş çıkışı hızlıca eve gidip dinlenmek istiyordum, keşke daha yavaş olsaydım” diye düşünür yine. Kaç saattir hastanede bunları düşünüyordur. Yine düşüncelere dalacaktır ki André fark eder ve konuşmaya başlar.

“Daldın mı sanki?” der rahat bir tavırla. Gülümsüyordur. Bugün ona ilk defa birisi gülümsüyordur.

“Yok, bir şey geldi de aklıma…” diye karşılık verir Mattias dalgınca.

Yine o huzursuz sessizlik çöker koridora. Ancak bu seferki sessizlik daha rahattır.

Sonra bir arama sesi gelir. André, telefonuna bakar ve ayaklanır. Gitmeden önce Mattias’a döner tekrar, elini uzatır.

“André ben. Kendine iyi bak, çok yüklenme.” der rahatça.

Mattias’ta elini uzatır ve tokalaşırlar. “Mattias bende. Sağ ol, iyi günler.” der.

André son kez gülümser ve sonra arkasını dönüp uzaklaşır.

SAHNE-7🦭

(Birkaç saat sonra)

Julien, Louis ile olan tatlı sohbetinin ardından aklına bir şey geldiğini söyleyerek Nico’yu Louis’nin yanına bırakıp gitmiştir.

…

Louis, babası gittikten sonra kucağına bırakılan küçük kardeşine bakar. Nico, her şeyden habersizce sadece abisine bakıp gülümsüyordur. Louis, kardeşinin daha yeni çıkmaya başlayan saçlarını okşar.

Louis onunla uzun bir süre oynar. Ama sonra istemsizce gözleri pencereye kayar. Dışarıdaki çocuklara bakar sonra da kendi sargı dolu bacağına ve kollarına…

Tam düşüncelere dalacakken kapı açılır ve babası girer içeri. Hemde elinde kırmızı bir futbol topu ile.

Topu görür görmez Louis’nin resmen gözleri parlar. Bu, onun topudur.

Julien yatağa doğru yaklaşır ve topu oğluna verir yüzünde bir gülümseme ile. “Topun güvende demiştim Loulou” der.

Louis çok mutlu olmuştur. Bu topu gerçekten çok seviyordur. Topu eline aldığı gibi topuna sarılır. O kıpkırmızı rengi görmek ona iyi hissettirmiştir. Topunun onu koruduğunu bilmek, topu ile arasında gerçek bir bağ oluşturmuştur.

Julien, oğlunun bu sevinci ve heyecanı karşısında gülümser. Sonra Nico’yu yataktan kucağına alır Louis’nin daha rahat olabilmesi için. Onu, bu sevinci ile başbaşa bırakmak için kapıya doğru ilerler. Tam çıkacakken Louis’nin sesi duyulur.

“Teşekkürler baba.”

Julien’in yüzündeki gülümseme genişler. Odadan çıkar ve kapıyı çeker.

Louis, yanında topu ile pencereden dışarı bakarken kendi kendine düşünür ve karar verir.

Topum beni koruduysa, bu boşuna olmamalı. İyileşmeli ve topumla daha fazla vakit geçirip ona bu şekilde teşekkür etmeliyim. Onunla antrenman yapıp, onunla birlikte sahaya çıkmalıyım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.