İçeriğe geç

AVCI

Bölüm 6 · 10 dk okuma

AVCI

Bölüm 6

01.5 Mini aramalar

05.05

Titreyen telefonuyla gözlerini araladı. Komidine elini atip telefonu yakaladı ve gözlerini kısarak gelen iletiye baktı. Tanımadığı bir numaraydı bu.'Rahatsız ediyorum özür dilerim ama uyuyamıyorum, ne olacak şimdi?' Barlas kaşlarını çatarak doğruldu ve sırtını yatağa yaslayıp oturdu. Uyku sersemiydi, kim olabileceğini düşünüyordu. Numarayı arayarak öğrenebilirdi ki öyle de yaptı. Telefonu bir kaç çalışta cevaplandı.

-Efendim?

Sesinden bu kişinin Ada olduğunu anladı. Kaşlarını yumuşattı ve başını da duvara dayayarak bacaklarını kendine doğru toparladı.

-Bu saatte rahatsız ettim kusura bakma.

-Sorun değil, uyumuyorum zaten. (Muhtemelen 13. Rüyasını görüyordu.)

-Ses tonundan pekte öyle gelmiyor.

-Sorun yok, kazaya mı takıldın?

-Evet... Babam sorun değil tazminat da öderiz diyor ama sanırım annem biraz kızgın.

-Ben halledeceğim bunu konuşuruz karakolda. Annenle aranız pek iyi değil sanırım?

-Aslında öz annem değil.

Barlas bunu zaten biliyordu, hakkında araştırma yapmıştı ama elbette bundan bahsetmeyecekti.

-Neden uyanıktın?

-Yarın yapacaklarımı düşünüyordum. Vaka, dosya falan işte.

-O kadar zor mu?

-Zor olması değil elimizde eski ipuçları dışında bir şey olmayışı kötü.

-Azıcık konuyu öğrendim çok tuhaf.

-Doğru.

-Tutmayayım seni, benim olayımlada ilgilendiğin için yazmıştım. İyi geceler, sabah oldu gerçi ama, neyse...

-Her zaman arayabilirsin sorun yok. Kazayı da düşünme halledeceğim.

-Teşekkür ederim, yarın görüşürüz o halde.

Barlas telefonu kapatmayı hiç istememişti.

-Görüşürüz.

06.24

Yine de telefonu kapatıp komidine geri bıraktı. Hâlâ vakti varken duş alıp sağlam bir kahvaltı yapmaya karar vermişti. Yatağından kalkıp odasındaki banyoya yöneldi. Üstünde bulunan kumaş parçasını da çıkartıp suyu açtı. Künyesini boynundan çıkarıp lavabonun üzerine bıraktı ve suyun altına girdi. Soğuk suya alışmıştı, banyosunu bu şekilde yapardı. Gözlerini kapatıp başını geri atarak soğuk su altında bedeninin iyice sıkılaşmasına izin verdi. Ayıldığından emin olduğunda suyu kapatıp havlusuna uzandı, belini havluyla kaplayarak çıktı ve künyesini boynuna geri taktı. Ayna karşısında saçlarını hafifçe kurutup eliyle iyice karıştırdı ve banyodan çıktı. Dolabından beyaz tişörtü, siyah kotu ve siyah ceketini alıp kıyafetleri yatağın üzerine bıraktı. İç çamaşırlarını da aldıktan sonra üstünü giyinmeye hazırdı. Hazırlanmak için vakti bolca vardı bu yüzden uyuşuklanmaktan hiç çekinmedi. Bileğine taktığı saati, gümüş bilekliği ile de ceketini kavrayıp odasından çıktı. Kapı önünde annesiyle karşılaşınca gülümsedi. Derya oğlunun erkenden kalkmasına alışkın değildi, başta oğlu olup olmadığını yüzünde şaşkın bir ifadeyle anlamaya çalıştı fakat Barlas gülümseyince o da gülümsedi.

-Bu saatte kalkıyor muydun? Şaşırtıyorsun beni oğlum.

-Uyuyamadım.

-Neden?

-Dosyayı düşünüyorum.

-Gel kahvaltı ederken anlat.

Annesine geçmesi için alan bıraktı, arkasından mutfağa ilerlemeye başladı. Annesi çay koymak için ocağın önüne geçmişti, Barlas kalçasını tezgaha dayayıp kollarını birbirine geçirerek göğsünde birleştirdi.

-Neymiş bu dosya böyle bu kadar? Kardeşin biraz bahsetti de dalga geçer gibiydi.

-Çok saçma çok tuhaf zaten evet ama gerçek.

-Oğlum meslekte yenisin, bu yüzden böyle saçma sapan şeyleri sana veriyorlardır.

-Bir önceki dosyam son derece sade ve düşünmeyi gerektirmeyen bir vakaydı.

-Kedi falan mı varmış?

-İşin garip kısmı da bu, her kurbanda kedi tırmalama izleri var. Aynı bölgelerde oluyor hem de bunlar. Bilgisayarımda dosya var, bakabilirsin.

-Ona bakarım da, oğlum otursana biraz.

Derya sandalyeyi işaret etti. Barlas annesinin gözlerinden ciddi bir konuşma yapacağını anlamıştı. Sandalyeyi çekip oturdu, annesi de elindeki iki bardağı masaya koyup hemen çaprazıns oturdu. İki eli arasına Barlas'ın bir elini alıp kavradı.

-Barlas, sen çok değerlisin. Babanın ilk bebeğisin, benim ilk göz ağrımsın. Bak, seni hep destekliyorum hepte arkanda duruyorum durmaya da devam edeceğim ama senden bir isteğim var.

Barlas kaşları çatılmış annesini dinliyordu. Annesinin iki elini de kendi avuçları arasına alıp sıkıca kavradı, gülümsedi ve başını salladı. Kardeşiyle beraber babalarını kaybettikten sonra annelerine daha düşkün olmuşlardı, Barlas ve kardeşi bir şekilde bunu atlatmayı başarmışlardı fakat annesi onlar kadar kolay adapte olamamıştı. Birbirlerine çok aşık bir çiftti onlar.

-Söyle.

-Mesleğini değiştirmeni istiyorum. Bak henüz yenisin diye seni çokta zorlamıyorlar ama ben bunun ilerisini de biliyorum. Oğlum, babandan sonra seni de kaybedeme-

Barlas annesinin sözünü kesti. Ellerini daha sıkı kavrayıp genişçe gülümsedi.

-Çok dikkatli davranıyorum, öyle yapmaya da devam edeceğim korkacak hiçbir şey yok. Mesleğimi seviyorum buradan devam edeceğim anne. Biliyorum düşündüğün için söylüyorsun ama böyle iyiyim.

06.49

Kapı aralığından uzanan bir baş ile birlikte ikisi de başını o tarafa çevirdi. Duru ikisine de kocaman gülümseyerek onları izliyordu.

-Vay be, anne oğul oturulmuş, çaylar içilmiş, toplantılar yapılmış ama kimse de Duru'yu da uyandıralım dememiş.

Oturduğu sandalyeden kalkıp kapıya yöneldi, kardeşinin bileğini yakalayarak kendine doğru çekti.

-Niye kapıdan bizi dikizliyorsun? Gelsene.

Abisinin kolları arasında kalınca o da kollarını belime doladı, kafasını bedenine yaslayarak sarıldı.

-Özel bir konuşmadır belki, dinlediğim anlaşılmasın diye gelmedim.

-Olan biteni sonra annemden öğrenmiyor musun zaten?

-Aaa, olur mu hiç? Özelse aramızda kalıyor.

Oturduğu yerden kalkarken kızına göz kırptı, kıkırdaşarak Derya tezgaha geri döndü.

-Oturun da size krep yapayım.

-Yok ben yiyemem, diyetteyim.

Barlas kollarını sıkarak kızı iyice sıkıştırdı.

-Ne diyeti? Yok gibisin zaten. Biraz kilo al kızım.

-Olmaz abiciğim, aldığım elbise biraz küçükmüş onun içine girebilmem lazım.

-Ya da iade edip bedeninde alman lazım.

-Ya, karışmasana öyle istesem öyle yapardım.

-Güzel kızım, gittikçe çok zayıflıyorsun farkında mısın? Bu iyi değil, ideal kilondaydın zaten. Zorla da olsa kahvaltıda krep yenecek.

Duru kafasını yukarı kaldırıp dudaklarını büzerek abisine baktı. 'Yardım et.' demekti bu fakat Derya haklıydı, Duru bir süredir sağlığını düşünmüyor sadece kilo vermeye çalışıyordu. Barlas kollarını hafifletip kardeşinin alnına bir öpücük bıraktı.

-Annem haklı. Sen çok güzelsin, nereye gitsen dikkat çekiyorsun evet bu beni kızdırıyor doğru sonuçta abiyim ama bu bir gerçek. Her halinle güzelsin ama daha fazla kilo vermemelisin. Güzelce kahvaltı ediyorsun bizimle anlaştık?

-Peki.

-Bozulmak yok, sağlığını mahvediyorsun.

-Haklısınız, bu işi nasıl yapacağımı bilmiyorum.

-Sonra konuşuruz, anneme yardımcı ol geleceğim hemen.

07.09

Balkona çıkıp telefonunu cebinden çıkardı, Ezgi'den bir mesaj vardı. 'Günaydın, bugün konuşmak için kısa bir vakit ayırabilir misin?' görmemiş gibi yaptı, mesajlardan çıkıp kişilere giriş yaptı, Ada'nın numarasını henüz eklememişti hızlıca kaydettikten sonra aradı.

-Günaydın.

Sesi henüz açılmamıştı, normalinden biraz daha kalın biraz daha yumuşak geliyordu.

-Günaydın, uyandırdım mı?

-Aslında uyanmıştım ama henüz yataktan çıkamadım. Garip rüyalar görüyorum, uyuyamıyorum. Seninle konuştuktan sonra biraz uyumaya çalışayım demiştim ama sürekli rahatsız hissediyorum.

-Olayın etkisi yüzünden olabilir.

-Bilmiyorum belki de.

-Ne zaman karakola geliyorsun?

-Sen gittin mi? Çok erken değil mi?

-Gideceğim, ne zaman geleceğini merak ettim.

-Dokuzda oradayım.

-Tamam.

-Sen ne zaman çıkıyorsun?

-Sekizde çıkıyorum sekiz buçukta orada olacağım.

-Anladım, belki de o saatte gelirim.

-Biraz daha evde dinlenebilirsin, ihtiyacın var.

Balkon kapısı açıldı, Derya başını uzatıp oğluna eliyle 'Gel' işaretini yaptı.

-Kahvaltı hazır.

-Geliyorum.

Annesinin kapıyı kapatıp içeri geçmesini bekledi ama Derya kapının önünde dikilerek beklemeye karar vermişti. Göz devirip önüne döndü.

-Sonra arayacağım.

-Tamam, afiyet olsun. Duydum da.

-Teşekkürler.

Telefonu kapatıp annesine döndü. Derya geri çekilip içeri girmesi için yolu açtı. Hep birlikte masaya geçip kahvaltı ettiler.

08.13

Barlas masadan kalkıp ellerini yıkadı. Duru'ya döndü ve saçlarını karıştırdı. Normalde bu hareketi kızı sinir ederdi ama bu defa gülümseyerek abisine çevirdi başını.

-Geliyor musun?

-Hazırlanacağım daha, sen çık istersen ben dokuz gibi orada olurum.

-Tamam.

Annesine dönüp eğilerek yanağını öptü daha sonra kız kardeşine yönelip başına bir öpücük bıraktı ve mutfaktan çıktı. Ceketini kapıp her şeyini aldığından emin olduktan sonra kapının önüne geçip beyaz sporlarını giydi ve evden çıktı. Arabaya geçti, kontağı çalıştırdı gaza bastı. Telefonu çaldığında telefonunu cebinden çıkarıp ekrana baktı, arayan Ezgi'ydi. Aramayı cevapladı.

-Efendim?

-Barlas mesajımı görmedin mi?

-Telefona bakmadım.

-Ne zaman geliyorsun?

-Yoldayım, herkes orada mı?

-Sayılır.

-Tamam görüşürüz.

-Peki.

Aramayı bitirip telefonu yan koltuğa attı.

08.36

Karakola gelmişti, arabasını park ederek indi. İçeri geçmeden önce yavru kedilere bakmak istedi, arkaya doğru giderek yavru kedileri daha önce gördükleri yere ilerledi. Artık kedi sesleri yoktu zaten kediler de yoktu. Bu rahatlatmıştı, onları sevemiyordu. Karakola döndü ve içeri girdi. Odasına geçmeden önce kahve almaya karar verdi, kafeteryada sırada beklerken Ada'yla karşılaştı.

-Erkencisin.

Kız arkasını dönüp gülümsedi. Bugün saçlarını aşağıdan iki yanından toplamıştı, üzerinde siyah şortu, beyaz tişörtü ve şortuyla aynı hizada mavi kot ceketi vardı. Çantasını tek omzundan sallandırmış elinde kahvesiyle duruyordu.

-Uyuyamıyordum, sen de bu saatte geliyormuşsun evde durmak yerine gelmeye karar verdim.

Barlas kahvesini alıp köşeye doğru çekildi.

-Oturabiliriz ya da odada da oturabiliriz.

-Odaya gidelim, çok fazla ses duymak istemiyorum basım hâlâ ağrıyor.

Kafasını salladı, kızın beline avucunu hafifçe yaslayarak onu önüne geçirdi. Elini çekip arkasından ilerleyerek odasının önüne geldi. Anahtarını cebinden çıkartıp kapıyı açtı ve elimi içeri doğru uzatıp geçmesini rica etti. Ada koltuğa oturdu, Barlas'ta masasına geçmek yerine karşısına oturup kahveyi sehpaya bıraktı. Ada elindekini Barlas'ın masasının kenarına koyup çantasını ve ceketini çıkarttı. Boynunda mavi renkli taşı olan bir kolye vardı kenarında da minik bir harf, A harfi.

-Kimin harfi?

Ada bakışlarını takip edince kolyesine baktığını anladı. Gülümseyerek başını öne eğdi.

-Annemin isminin, öz annemin.

-Adı neydi?

-Ayla.

-Görüşmüyor musunuz?

-Çok nadir. Buradan uzakta oturuyor ve babam gitmeme izin vermiyor. O da işi yüzünden sık sık gelemiyor. Senede iki kere görebiliyorum. Bazen iki sene de bir kere.

Barlas oturduğu yerden hareket ederek öne doğru geldi, parmaklarını kızın çenesine koyup başını hafifçe kaldırdı. Gözleri dolmuştu, biraz daha konuştursa ağlayacaktı. Elini çekip gülümsedi.

-Annenin yanına gitmek ister misin?

-Elbette isterim.

-Şu kaza işini halledelim ilk işimiz annene gitmek olsun o zaman.

Ada kocaman gülümseyip ellerini çırparak oturduğu yerden kalktı, zıplayarak Barlas'ın yanına geldi, ellerinden tutup kaldırdı ve kollarını boynuna dolayarak sarıldı. Barlas gülerek öne eğildi, kollarını kızın beline sarıp sarılmasına karşılık verdi.

-Teşekkür ederim...

Sesi neredeyse ağlayacağını gösteriyordu. Daha sıkı sarılıp çenesini kızın omzuna yerleştirdi. Bartu kapıyı açınca bakışlarını o tarafa çevirdi.

-Pardon kanka.

-Gel.

Kızı serbest bırakıp doğruldu. Ada yerine geçip oturdu, kahvesinden bir kaç yudum alıp masaya geri bıraktı. Bartu Ada'nın karşısına oturunca Barlas kızın yanına geçip oturdu.

-Ezgi?

-Gelecek, çay alıyordu.

-Tamam.

Kapı açılınca hepsi başını o tarafa çevirdi, Ezgi ve Duru gelmişlerdi. Duru Bartu'nun yanına oturdu, Ezgi ayakta kalmayı tercih etti. Ada ve Barlas'ı yan yana görünce somurtarak kollarını birbirine geçirip göğsünde kenetledi sırtını duvara yaslayıp yüzünü önüne döndü.

-Tamam, nereden devam ediyoruz?

-Sanırım başka bir olay mahaline gideceğiz.

-Hepimiz değil, birimiz burada kalıp dosyayı yalayıp yutacak. Sadece inceleme yapmak yeterli olmuyor.

-O halde kim kalıyor?

-Duru.

-Ya! Neden ben? Ben de mekan gezmek istiyorum ama...

-Öyle olması gerekiyor abicim.

-Tamam kanka biz gidiyoruz o zaman.

Ada avucunu Barlas'ın koluna hafifçe dokundurarak kendisine dönmesini sağladı. Barlas yüzünü ona çevirip gülümsedi.

-Ben çıkayım, işinizi rahat rahat yapın.

-Tam isabet olur, nasıl olsa seni ilgilendirmiyor bu durum sen stajını yap.

Ezgi yüzünde yamuk bir gülümsemeyle Ada'ya kısa bir gülüş attı ardından bakışlarını Barlas'a sabitledi. Barlas kızın elinin üzerine elini atıp avucuyla bastırdı.

-Sorun değil hatta bizimle gelebilirsin.

-Uzmanlık alanım bu değil ama-

-Barlas'cığım bence herkesi bulaştırmamalıyız, hani bu BİZİM dosyamız ya.

-Sen niye ciddileştin bu kadar be kızım, gelsin işte. Fazladan gözün zararı değil yararı olur.

Duru'nun kolunu hafifçe dirseğiyle dürterek sırıttı.

-Dimi kız?

-Abime bağlı.

Barlas başını Ezgi'ye çevirerek kaşları çatık ciddi bir ses tonuyla onayladı.

-Bu şekilde gidiyoruz o zaman.

Ezgi göz devirip kapıyı açıp önden çıktı.

...

Dağılmak yerine hep beraber bakmaya karar vermişlerdi. Bartu Ezgi'yle beraber koşu yolunu inceliyordu Barlas kanal boyunu, Ada ise köprüyü inceliyordu.

-Barlas, bakmak isteyeceğini düşündüğüm bir şey buldum.

Ada elindeki siyah tüylerle kaplı altın kolyeyi kaldırıp gösterdi. Barlas hafifçe gözlerini kısıp kızın olduğu yeri görmeye çalıştı sonra da olduğu yerden hızlıca kızın yanına gelip önünde durdu.

-Belki de herhangi biri düşürmüştür ama yine de bakmak istersin belki dedim.

Elindeki kolyeyi alıp incelemek için elinde evirip çevirerek baktı.

-Yine götürelim de incelesinler.

...

Karakolda ilginç bir şekilde hiç yoğunluk yoktu. Barlas odasına geçmeden amirin yanına gidip Ada'nın dosyasını sormak istemişti. Kapıyı çaldı, cevap beklemeden açıp içeri geçti.

-Gel otur oğlum.

-Oturmayacağım sadece Ada'nın olayını merak etmiştim.

-Hallettim ben onu. Babası da maddi masrafları karşılamayı kabul etti, ehliyetine de el konulmuyor tabii. Kaza nasıl olsa, biliyorsun.

-Teşekkür ederim.

-İşimiz bu.

...

Ada Barlas'ın odasında Duru'yla beraber onu bekliyordu. Barlas odasına geçip yerine oturdu.

-Evet, işe ara veriyoruz. Ne yapmak istiyorsunuz?

-Abi Ada bana düzenli kiloda kalabileyim diye program hazırlayacakmış, kafeye gidip oturalım mı? Ada'yla daha çok konuşmuş olurum hem diye düşündüm.

-Tamam gidelim.

Üçü beraber kalkıp karakoldan ayrıldılar. Duru'nun çok sevdiği bir kahveci vardı ısrarla orayı Ada'ya da göstermek isteyince kıramadılar, geçip cam kenarında bir masa buldular. Ada ve Duru yan yana Barlas ise karşılarına oturmuştu. Üçü de birer kahve siparişi verdi. Duru Ada'yı soru yağmuruna tutmuştu, onlar konuşurken Barlas telefonuyla ilgilenmeye karar verdi.

...

-Seni de bırakabilirim istersen?

-Teşekkür ederim ama babam gelecek, akşam için baba kız günü yapacağımıza söz vermiştim.

-İyi eğlenceler o zaman.

-Teşekkür ederim.

-E sen gidene kadar bekleyelim o zaman, değil mi abi?

-Öyle zaten.

-Sorun değil tutmayayım sizi.

-Ay hayır, ben seni sevdim zaten. Tek arkadaşıma da kötü bir öngörünüş bırakmak istemiyorum.

Ada'nın telefonu titredi, arayan babasıydı.

-Sanırım gelmiş, kalkıyorum.

Ayağa kalkınca diğer ikisi de kalktı. Duru önce elini uzattı, el sıkıştılar ardından da sıkıca sarıldılar. Ayrıldıklarında Ada Barlas'a gülümseyerek elini uzattı, elini tutup hafifçe sıkarak karşılık verdi Barlas.

-Yarın görüşürüz Barlas.

-Görüşeceğiz.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.