İçeriğe geç

Atlantisde Bir Ada

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Atlantisde Bir Ada

Bölüm 1

1.Bölüm Bizim Mahalle

---

Yorganın altındaki sıcaklık, beni öyle tatlı sarmıştı ki… Kuş tüyü yastığımın yumuşaklığı, battaniyenin hafif kokusu ve hafif aralanmış pencereden giren serin sabah havası… Hepsi bir araya gelince dünyadaki en güzel uykuya dalmıştım.

Rüyamda, kocaman beyaz mermerli bir malikânemdeydim. Altın çerçeveli aynalar, kadife perdeler, garajda dizilmiş spor arabalar… Etrafımda çalışan garsonlar ellerinde gümüş tepsilerle dolaşıyor, biri bana “Hanımefendi, lütfen elmas kupanızı alın” diyordu. Elimdeki pırlanta taşlı kupayı kaldırdım, dudaklarımı değdirmek üzereydim ki—

> “İşte bu be! İşte bu aslanım!”

Birden gözlerimi açtım. O ses… Abim. Televizyonun başında, kendini tribünde sanan bir futbol manyağı. Sanki sahaya gol atmış gibi bağırıyor.

> “Yine mi maç izliyorsun ya! Bıktım senden!” dedim, yorganı kafama çekerken. “Anneee! Söyle oğluna sussun! İnsan yaşıyo bu evde ya!”

Annem, odanın kapısında çamaşır sepetiyle belirdi. Üzerinde evde giymeye alıştığımız o eski çiçek desenli sabahlık vardı. Çamaşırlarımı katlarken tek kelimeyle cevap verdi:

> “Sus kız, abinle.”

> “Aman ya… Anca oğlunu savun. Ben bu evde figüran mıyım?”

> “Hadi, kahvaltı hazır. Git ekmek al da gel.”

> “Ben niye gidiyorum, abim gitsin.”

> “Ada, hadi.”

> “Öff… tamam.”

İstemeye istemeye kalktım. Ayaklarımı yere vurarak kapıya yöneldim. Ama aklıma küçük, tatlı-şeytani bir fikir geldi. Sessiz adımlarla salona döndüm. Abimin gözü tamamen ekrandaydı. Dudaklarımda sinsi bir gülümseme belirdi. Televizyonun fişine usulca uzandım, “klik” sesiyle fiş çıktı. O an, tribün keyfi biten bir futbolcu gibi yüzü düştü.

> “Sen geri dönmeyecek misin!?” diye bağırdı.

Cevap vermeden hızla kapıyı çarpıp dışarı çıktım.

Merdivenlerden inerken bir şey fark ettim: Üzerimde hâlâ kurbağa desenli pijamalarım vardı. Canım sıkıldı, ama geri dönmek mi? Asla. Mahalle zaten benim bu “pijama moduma” alışmıştı.

Sokağın köşesinden dönünce, manav tezgâhının başında Salim Amca’yı gördüm. Her zamanki gibi gri yeleğini giymiş, elinde küçük bir bıçakla salatalık doğruyordu.

> “Hayırlı işler Salim Amca!”

“Sağ ol kızım, nereye böyle?”

“Fırına, ekmek almaya.”

Gülümsedi, tezgahtan parlak kırmızı bir çilek aldı ve bana doğru fırlattı.

> “Al bakalım, senin sevdiğinden.”

Refleksle havada yakaladım, bir ısırık aldım. O tat… Mis gibi. Çileğimi kemire kemire fırına doğru yürüdüm. Pijamalarımın paçaları rüzgârda sallanıyor, ayaklarımın altında kaldırım taşları hafifçe tıkırdıyordu. Sokak, sabah güneşinde ısınıyor, pencerelerden yeni uyanan komşuların sesleri geliyordu.

Mahalle için sıradan bir sabah… ama benim için pijamalı bir maceranın başlangıcı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.