İçeriğe geç

Atış Poligonu

Bölüm 7 · 10 dk okuma

Atış Poligonu

Bölüm 7

Olaylar Kızışıyor

Ertesi Gün...

Annem ve babam,yine her zamanki gibi işlerinden dolayı dışarıdaydılar.Ben ise evde kalmıştım.Uyandıktan sonra duş aldım ve mutfağa gittim.Annem çıkmadan önce yemem için sandviç hazırlamıştı.Aslında pek aç hissetmiyordum ama yine de sandiviçi yedim.Bir süredir önüme konan yemekleri tam bitiremediğim için kendimi beş tabak yemek yemişim gibi hissediyordum.Midem öyle doluydu ki karnım ağrıyordu. Tuvalete gittim ve tuvaletimi yapmaya çalıştım ama tuvaletim de gelmiyordu.Yatağıma uzanıp öylece tavana baktım.Tavan dalgalıymış gibi görünüyordu, gözlerimi ovuşturdum ve tekrar baktım;hayır, gerçekten dalgalanıyordu.Karın ağrım geçince kitaplığımdan bir kitap aldım ve oturup okumaya başladım. Stefan Zweig'ın Kızıl isimli kitabıydı bu.Kısa bir kitaptı,bu yüzden çabucak bitirdim.

Kitabımı da okuduktan sonra eskiz defterimi alıp salona geçtim ve büyük kahverengi deri koltuğa oturdum. Bir yandan bir şeyler çizerken bir yandan da bu koltukta ettiğimiz sohbetleri düşünüyordum.Eskiden babam bu koltukta oturur ve sürekli bana motivasyon konuşmaları yapar ve işinin ne kadar yoğun olduğundan bahsederdi.O zamanlar bu konuşmalarından çok sıkılır de dinlemek istemediğimi söylerdim.Şimdi ise keşke karşımda oturup öyle konuşsa benle diyorum.İşinin yoğunluğundan benimle konuşacak vakti olmuyordu.

Saatlerce resim çizmekten resim delisi olmuştum.Etrafı dalga dalga görüyor ve gözümün önünde şekiller beliriyordu.Eskiz defterimi kapatıp odama gittim ve defteri odama koydum,sonra dün boyadığım tablonun kuruyup kurumadığa baktım.Çoğu kısmı kurusa da hala nemli kısımları vardı.Bu yüzden bir gün daha beklemeye karar verdim.Salona geri dönerken kapının çaldığını duydum ve kapıya koştum.Açtığımda annemin ve babamın geldiğini gördüm.Onlara kocaman sarıldım ama onlar bana geri sarılamayacak kadar yorulmuşlardı.Onları rahat bıraktım ve koltuğa oturup televizyona dvd taktım.İzlediğim film tabiki de İtalyancaydı ama yine de dediklerini anlayabiliyordum.

İzledikten bir süre sonra uykum geldi ve odama geçip yatağıma girdim ve ışığı kapattım.Sonra da uykuya daldım işte...

Sabah...

Geç uyandıktan ve var ile yok arasındaki kahvaltımı yaptıktan sonra ne yapsam diye düşündüm.Sonra şiir yazmaya karar verdim ve aklıma öylesine gelen kelimelerloe bir şiir yazdım:

Nötrlüğün Kızı

İyi değil kötü değil

Siyah değil beyaz değil

Büyük değil küçük değil

Aptal değil zeki değil

Tarafsızlık buna denir

İki zıt şeyin arasında kalmak çok zor

Biri beni buradan kurtarabilir mi?

Bu şey beni zorluyor

Arkadaşım mı onun düşmanı mı?

Annem mi babam mı?

İnsanüstü olmak iyi fikir miydi?

Ya toplum beni reddederse?

Tarafsız olmak beni yoruyor

Ama bir taraf tutmak da çok zor

Ortada

Bir anlam ifade etmiyor,tıpkı bu şiir gibi...

Şiirimi yazmayı bitirdikten sonra eskiz defterimin arasına koyup öylece uzandım.Bu şiir benim hakkımda değildi, yazdığım hikayelerden birindeki bir karakter hakkındaydı.

Çok boş bir şiirdi ama o an yazasım gelmişti işte.

Dolabımı biraz karıştırdım ve içinden radyomu çıkardım.

İçine pil yerleştirdikten sonra düğmesine bastım ve çalan şarkıyı dinlerken bir yandan da odamı toparladım.Odamı genelde annem toplardı ama can sıkkınlığından bu sefer ben topluyordum.Gerçekten çok boş geçiyordu,anlatacak hiçbir şey yoktu.

Akşam kjapı çaldığında yine kapıya koştum ve kapıyı açtım.

Annem ile babam kapıdaydı ve elleri poşetlerle doluydu. İş çıkışı alışveriş yapmış olabileceklerini düşünüp pek de umursamadım. "Bir şeyler yedin mi?" Diye sordu annem.

"Hayır." Dedim koltukta debelenirken. "O halde sana öyle bir yemek yapacağım ki iştahın bir anda açılacak!" Dedi neşeli bir sesle ve paltosunu çıkarıp astıktan sonra mutfağa gitti.Babam da oturup elini omzuma koydu ve "Küçük maymunum bugün neler yaptı?" Diye sordu neşeli bir sesle.

"Yanlış anlamayın ama,ikiniz de bugün oldukça neşeli görünüyorsunuz.Bir şey mi oldu?" Diye sordum neşeli görünmeye çalışarak." "Yarın okuldan sonra göreceksin!" Dedi ve bana göz kırptı.Ben de gülümseyerek ona sarıldım.

Uzun bir süreden sonra ailem birden böyle neşeli olunca kendimi garip hissettim.Hem de oldukça garip. "Aşkımmmmm! Kırmızımmmm! Yemek hazır!" Diye seslendi annem ikimize.Mutfaktan gerçekten de iştah açıcı kokular geliyordu.Mutfağa koştum ve sofraya oturdum. Annem önüme fesleğenli,karidesli makarna ve kızarmış biftek koydu.Bu iki yemeğe de bayılırdım.Annem ve babam bana gülümseyerek bakıyorlardı,ben ise iştahla önümdeki yemekleri yiyordum.Birden iştahım açılmıştı ve yemeklere adeta saldırıyordum.Her iki tabağı da bitirdikten sonra anneme teşekkür ettim ve odama gittim.Umarım çok yediğim için yediklerimin hepsini kusmazdım,güzel devam eden bu günün mahvolmasını istemiyordum. Yatağımda uzanırken annem odama girdi ve onlarla film izlemeyi isteyip istemediğimi sordu. "Evet!!!" Diyerek salona koştum ve ikisinin arasına oturdum.

Film gerçekten de çok eğlenceliydi,içinde hem aşk hem de komedi vardı.Bu tarz filmleri de çok severdim.Filmden sonra

Bir film daha izlemek istedim ama annem "Artık yatma vakti geldi." Deyince bu isteğimden vazgeçmek zorunda kaldım ve dişlerimi fırçalayıp yatağıma uzandım.

Sabah...

Uyandığımda mutfaktan güzel kokular geliyordu. Yatağımdan kalkıp mutfağa gittim ve sofraya oturdum.

Annem önüme pankek ve şurup koydu.Pankek benim pek yediğim bir yiyecek değildi ama yine de çok severdim. Midem de açlıktan guruldayınca pankeke adeta daldım.

"Biraz yavaş ye kızım." Dese de annem onu dinleyemedim.

Uzun bir zamandan sonra ilk kez adamakıllı yiyordum ve tabiki de böyle yiyecektim.Pankeki bitirdikten sonra odama geri dönüp okul formamı giydim ve saçlarımı düzelttim. Sonra babamla arabaya bindik ve okula gittik.Okula vardığımda okul duvarlarının yılbaşı süsleri ile süslendiğini fark ettim.Sonra bugün günlerden 30 Aralık olduğunu hatırladım.Şapşal beynim! Merdivenlerden çıkıp sınıfa gittiğimde şapkamı ve ceketimi astım.Eldivenlerimi çıkarıp çantama koyduktan sonra Rhoda'nın tırnaklarını törpülediğini fark ettim.Okulda tırnak mı törpülenirdi?!

"Vicky kaçığı hakkında bir gelişme oldu mu?" Diye sordu bana. "Hayır..." diyerek defterimi çıkardım. "Bu törpü tırnaklarıma çok güzel bir şekil verdi,denemek ister misin?" Diye sordu Rhoda ama onu reddettim.Neden başka birinin törpüsünü kullanayım ki? Ders zili çaldığında diğer öğrenciler sınıfa girdi ve arkamızdan öğretmenimiz geldi.

Sonra normal ders işledik.

Yemekhanede çıkan yemek adeta bir bulamaçtı. İçindeki malzemelerden biber ve yağ dışındakilerin hiçbirini bilmiyordum.Bugünkü tek seçenek de o olduğu için yemeğe dahi dokunmadan tepsimi rafa kaldırdım.Akşam muhtemelen güzel bir yemek yiyecektim,yani birkaç saat için o bulamacı yememe gerek yoktu.

Derslerden sonra okul çıkışı babamın ofisine gittim ve onu orada beklemeye başladım.Babam bana göstermemeye çalışsa da oldukça gergindi ve bu anlaşılıyordu.Telaşlı bir şekilde masasını karıştırıyor,bir belgeyi arıyor gibi görünüyordu.Ona neyi aradığını sormayacaktım, muhtemelen söylemezdi zaten.Ama aradığı belgeyi sonunda buldu,bu mor bir dosyaydı ve üzerine sarı bir "E" harfi vardı.

Bunun Emmet ile ilgili olduğunu hemen anlamıştım.Anca öyle birinden böyle garip bir dosya gelebilirdi.O mektupları da kesin o göndermişti zaten.Babam dosyayı çantasına koyduktan sonra birlikte ofisten çıktık ve arabaya bindik.

"Yılbaşı da doğum günün de yaklaşıyor.Biliyorsun değil mi?" Diye sordu neşeli bir sesle.Yılbaşı iki gün sonraydı ve doğum günüm altı gün sonraydı.13 yaşına girecektim.

"Benim küçük prensesim şimdi 13 mü olacak?" Diye sordu bana alaycı bir sesle.Ben de gülerek "Öyle olacak sanırım..." dedim.O da benimle güldü.Eve vardığımızda annem kapıda bekliyordu,ağzı kulaklarına varan annem sürücü kapısını açtı ve babam arabadan inince ona bir şeyler fısıldadı.Ben de arabadan inip hızlıca eve girdim. Güneşin altında durmamalıydım.

Üzerimi değiştirdikten sonra masa başına geçip ödevimi yapmaya başladım.Tam o sırada annem ve babam ellerinde kocaman bir pastayla içeri girdiler. "İyi ki doğdun Harper,

İyi ki doğdun Harper!" Diye şarkı söylemeye başladılar. Sevinçle ayağa kalkıp pastanın üzerindeki mumları üfledim ve ikisi beni alkışladılar. "Doğum günümü erken mi kutlamaya karar verdiniz?" Diye sordum.Cevabı belliydi aslında bu sorunun.Annem mutfakta pastayı dilimlerken babam konuştu "Vick,biliyorsun işlerimiz çok yoğun. Hatta bazen senin yüzünü görecek kadar bile vaktimiz olmuyor.

Bu yüzden olur da doğum gününü zamanında kutlayamazsak diye şimdi kutlamaya karar verdik." Dedi.

Annem de "Baban haklı,her an işimiz çıkabilir." Diyerek tabağıma koca bir dilim çikolatalı pasta koydu. "Kurabiye de ister misin?" Diye sorunca tamam dedim ve tabağıma fındıklı kurabiyeler koydu.Süt eşliğinde tatlılarımı yerken babam "Hediyelerini ne zaman açmak istersin?" Diye sordu.

"Şimdi olur aslında." Diyerek tabağımı kenara koydum.

Annem ve babam bana birkaç paket uzattılar.Hepsini teker teker açtım;bot,kürk atkı,güneş gözlüğü falan almışlardı. Hepsi pahalı markalardandı ve denediğimde bana oldukça yakışmışlardı. "Güneş gözlüğünü sana özel numaralı yaptırdık." Dedi annem.Bunu taktığımda ben de fark etmiştim.Hediyeler için teşekkür edip hepsini kenara koydum ve pastamı yemeye devam ettim. "Pasta güzel mi, kentin en iyi pastanesinde yaptırdım." Diye sordu annem. Çikolatalı pastayı zaten severdim ama bu pasta gerçekten güzel olmuştu. "Evet,beğendim." Dedim ve pastam bitince kurabiyeleri yemeye başladım. "Baksana David,bizim kıza renk gelmeye başlamış." Dedi annem duygusal bir tonla. "Duygusallığa gerek yok şimdi Britty'm." Dedi babam,ona katılıyordum.Pastadan ve hediyelerden sonra annem film izlemeyi teklif etti.Babam da ben de kabul ettik ama çalan ev telefonu bunu yapmamıza engel oldu.Annem ve babam hemen paltolarını giyip çantalarını aldılar ve "Acil işimiz var!" Diyerek evden çıktılar.Ben de arkalarından bakakaldım.

Gece yarısıydı ve çok tatlı yediğim için midem deli gibi bulanıyordu.Tuvalete koştum ve ne yazık ki yediğim bütün pasta ve kurabiyeleri çıkardım.Kafamı klozetten kaldırdığım anda ise korkudan yere düştüm.Karşımda siyah adam duruyordu.Daha doğrusu klozetin üstünde oturuyordu.

"Burada ne arıyorsun?!" Diye sordum ona,böyle güzel bir günü mahvedemezdi. "Hazır ailen evde yokken seninle biraz uğraşmak istedim." Dedi sinsice gülerken. Ona tuvalet kağıdı rulosu fırlattım ama o eliyle yakaladı.Hala gülümsemeye devam ediyordu. "Seninle tanıştığımdan beri başıma gelmedik kalmadı! Hem ailemden,hem arkadaşımdan,hem de ve en önemlisi sağlığımdan oldum!"

Diye bağırdım. "Öyle miymiş?" Diye sordu gayet rahat bir şekilde. "Sana hastalıklarımı saymamı ister misin?!" Diye sordum. "Gerek yok." Dedi "Küçük bir havuç kafanın hastalıkları beni ilgilendirmiyor." Bunu demesi beni daha çok öfkelendirmişti. "Bir keresinde rüyamda görmüştüm,sen ve yanındaki bir adam bana mor bir sıvı enjekte ediyorsunuz." Dedim öfkeli bir sesle. "Onun rüya olmamasını geçtim, Überdung SAKRON'a 'bir adam' diyemezsin." Dedi. "Überdung ha?Ne de garip bir isimmiş.Kusura bakmasın, saygısızlık ettim diyeceğim ama BENCE SAYGISIZLIĞI HAKEDİYOR!!!!!" diyerek ona sert bir yumruk attım. Ama ona yumruk attığım anda vücudu şeffaflaştı ve bu da onun yerine duvara yumruk atmama sebep oldu. "Iskaladın küçük kız."dedi gayet sakin bir sesle. "Senin yüzünden yemek yiyemiyorum ve hep gerçek dışı şeyler görüyordum!"diye bağırdım.Göz devirdi ve "Hadi ama,ben senin yemek yemene nasıl engel olabilirim ki?" Diye sordu.Bu adam cidden benle kafa buluyordu.Bunu dedikten sonra uçarmışçasına koştu ve merdivenlerden yukarı çıktı,ben de onun peşinden koştum. "Buna bir son mu versen acaba?"diye sordum ona yaklaşıken.Şuan ebeveynlerimin yatak odasındaydık. "Bunu sen acı içinde ölene kadar devam ettireceğim..." derken ağzını kapattı.Salak herif bunu ağzından kaçırmıştı. "Bunu öğrenmem iyi oldu." Dedim ve gardırobun içindeki kasanın şifresini açtım.Annem veya babam,kasanın içindeki tabancayı yanlarına almamıştı.

Tabancanın yanında duran mermi kutusunu aldım ve tabancayı mermiyle doldurdum.Sonra hiç düşünmeyen havaya birkaç el ateş ettim.

"İtiraf edeyim ki bunu ben de beklemiyordum." Siyah adam yatakta oturmuş gözlerini fal taşı gibi açarak beni izliyordu.

Tabancayı ona doğrulttum: "Bunu hakettin!" Sonra tetiği çektim ama o an siyah adam saydamlaştı ve kurşun ona isabet etmedi.Bir kez daha ateş ettim ama yine ona isabet etmedi. "Boşuna uğraşma." Dedi rahat bir ses tonuyla.Sonra pencerenin ötesini işaret etti: "Birileri seni ihbar ediyor şu an." Kafamı çevirip pencereye baktıktan sonra dehşete düştüm.Yaşlı komşumuz Gloria silah seslerini duymuş olacaktı ki endişe içinde birilerini arıyordu.Hemen tabancayı kasaya geri koyup odama koştum.Siyah adam da ortadan kayboldu.Battaniyemin altına girip korku içinde öylece bekledim.

Sabaha doğru annem ve babam eve geri döndü.İkisi de uyuduğumu düşünmüş olacaklardı ki hiçbir şey demeden kendi odalarına geçtiler.Ben istesem de uyuyamıyordum.

Kesin yakalanacaktım...

Sabah...

Annem de babam da bu sabah benimle hiç konuşmadılar.

Bana sadece öylece bakıyorlardı.Bakışları da kızgınlık ve endişe arasıydı.Ben ise böğürtlen reçelli kızarmış ekmeğini yemekle meşguldüm. "Eeee...Yarın yeni yıl.Hiç heyecanlı değil misiniz?" Diye sordum ama yine de konuşmadılar.

Kesin dün gece yaptığım şeylerden haberleri vardı.Yoksa böyle davranmazlardı. "Ben yeni yıla gireceğimiz için çok mutluyum."dedim. "Muhtemelen işleriniz yüzünden kutlayamayacağız ama yine de mutluyum."dedim. Bunu deyince annem yüz ifadesiyle susman gerektiğini belirtti.

Bunun üzerine sustum.

Çıkarken normal gözlüğümü çantama koydum ve onun yerine yeni güneş gözlüğümü taktım. "Bak,nasıl olmuş?"diye sordum ama babam bana bakmadı bile.Öylece arabaya bindik ve yol boyunca da aynı şekilde devam ettik.

"Yeni yılın kutlu olsun!"dedi Rhoda.Oldukça neşeliydi,

Üzerinde yeşil bir ceket vardı ve kafasına geyik boynuzu şeklinde taç takmıştı. "Çok güzel olmuşsun."dedim. "Bu arada senin de yeni yılın kutlu olsun.Rhoda çantasına uzandı ve içinden bir gazete çıkardı. "Bu arada sizin ev haberlere çıkmış.Baksana: Ünlü Rochack Koleji'nin sahibi olan David Molly'nin evinden dün gece saatlerinde silah sesleri geldi." Bunu görünce moralim bozuldu ama gizlemeye çalıştım,o silah seslerini çıkaran bendim. "Her neyse...Akşam için bir planınız var mı?" Diye sordu Rhoda.

"Bilmiyorum...Her an her şey olabilir bizde." Dedim. "Yarın yeni yıl haberleri arasında göreceğiz bakalım..." dedi Rhoda dalga geçercesine.Ben de bu dediğine güldüm.

Öğlen yemeğinde yemeğin yanında yılbaşı kurabiyesi verdiler.Bu şeker hamuru kaplı kurabiyelere bayılıyordum.

Yemeği bırakıp kurabiyelere daldım.Tatları gerçekten güzeldi.Öğleden sonra yine dersleri işledik ve okul bitince sınıftan çıktık.Herkes birbirine çıkarken "Seneye görüşürüz şakasını yapmayı da ihmal etmedi tabi:)

Babamla yol boyunca yine hiç konuşmadık.Sadece beni beni eve bıraktıktan sonra annemi alıp tekrar işlerini halledeceğini söyledi.Bu "işleri" muhtemelen gece geç vakte kadar uzayacaktı ve muhtemelen yılbaşını da tek başına kutlayacaktım.Öylece televizyon karşısında oturup abur cubur yerdim artık...

Annem ve babam evden çıkınca odama geçtim ve pijamalarımı giyip ödevlerimi yaptım.Ondan sonra televizyonu açtım ve yayın kesilene kadar film izledim, film izlerken de yanımda meyveli soda ve çikolata bulundurdum.

10...9...8...7...6...5...4..3...2...1...Hoşgeldin 1980! Sevinçle patates cipsini yedim ama kuru bir sevinçti tabi bu.

Yeni yıla girmiştik ama ailemle kutlamıyorduk,sadece ben televizyonun karşısında öylece oturuyordum. Üzerimdeki yiyecek kırıntılarını silkeleyip abur cubur ambalajlarını çöpe attıktan sonra odama geçtim ve perdeyi açarak yağan karı izledim.Öylece düşünüyordum... Hadi ama... Nerede kaldınız? Tam o sırada masamın üzerindeki not kağıdını fark ettim.Elime aldım ve yazılanları okudum:

"Meydan parkınındaki heykelin olduğu yere git.

Annen ve Baban"

Meydan parkı mı?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.