Patronum bugün de çok fazla iş vermişti. Tabii ki de yine çok yorulmam gerekiyordu. Ve verdiği işleri bitirmeyince benim patronum çok üzüyor ve maalesef yemek falan vermeyebiliyor. Ben de bugün işleri bitiremedim. Ama yemek yemek isteyen için buzdolabından yemek çaldım, yedim. Patronum bana tam kızacakken ben patronumun geldiğini gördüm ve kendime bir çanta hazırlayıp çalıştığım yerden çıktım. Çalıştığım yerde neden çanta hazırladığımı sorarsanız orada yaşıyorum çünkü bir ailem yok. Orada yaşıyorum, bu yüzden oradan hemen çıktım. Ne yapacağımı, nereye gideceğimi hiç bilmiyordum. Fakat duvarda bir ilan gördüm. Bir evin dış duvarına asılı bir ilan. Bu ilanda savaş okulu yazıyordu ama sadece kraliyet aileleri içindi. Ve benim gitmem imkansızdı. İlk başta çok ümitlenmiştim fakat sonrasında gidemeyeceğimi anladım. Fakat sonra aklıma bir plan geldi. Kendimi sahte bir prenses olarak tanıtacaktım. Patronumun bankada biriktirdiği bütün paraları aldım. Ve koşarak bir elbiseciye gittim, takıcıya gittim, bir sürü yeni şey aldım. Fakat elbiseciye gittiğimde elbiseci bana biraz kötü davrandı çünkü haklı. Oradan bir şeyler alamayacağımı zannetti fakat patronumdan çaldığım paralarla bunun hepsini hallettim. Takı, toka bir sürü kendimi zengin gösterecek şey aldım. Tabii ben bu şekilde süslerden asla hoşlanmazdım fakat oraya girebilmek için yapabilmem gereken şey buydu. Çok fazla süslü şeyler almadım tabii ki. Ama yine de bir prensese yakışacak şekilde şeyler aldım. Biraz asi durdum çünkü ben asla o kadar prenses olamam. Bir at aldım. Fakat at yolda yılan gördü ve korkusundan kaçtı. Bu yüzden atsız bir şekilde yolun geri kalanına devam etmek zorunda kaldım. Elimde bir harita vardı, sıkıntı yoktu, kaybolmazdım. Gidiyorum, gidiyorum, akşam olmaya başladı, çok yoruldum. Fakat kaldığım yerde uyumam çok riskliydi. Çünkü burası olduğum şehrin en tehlikeli ormanı olarak biliniyordu. Bu ormanda kalanlar sonraki sabah uyanamıyordu. Bir rivayete göre uyanamıyormuş. Fakat ben bu orman çok büyük olduğu için ve bu ormanı açabilecek güce sahip olmadığım için burada uyumayı göze aldım. Bu ormanda tabii ki de ruhani varlıklar yok. Onun yerine aslan, kurt, ayı gibi, yılan kene gibi zehirli şeyler, hayvanlar var. Fakat nasıl olduysa sabahı çıkarmayı başardım hiçbir şey olmadan. Tek sıkıntı beni ısıran ısırgan otuydu. Fakat bunu da yolda bulduğum bir derede güzelce yıkanarak çözdüm. Yola devam ettim, devam ettim, devam ettim. Tabii ki de giydiğim elbiselerle yola devam etmedim. Savaş okuluna yaklaştığımda elbiselerimi giydim. Güzel bir şekilde savaş okuluna yaklaştım. Kapıyı tıklattım, bana haber vermişlerdi. Ben de dedim ki, başvuru kağıdımı maalesef evde unuttum. Adım Athena, soyadım Vulcan. Buraya Elf Adaları'ndan geliyorum. Ben de bir Elf'im dedim. Sonrasında beni inanarak içeri aldılar. Fakat müdüre ilk geldiğim anda bana şunu sordu. Niye atın ve şövalyen yok? Tabii bir şövalye kiralayacak kadar para almamıştım patronuma. Patronuma sadece birazcık borcu sokacağımı söyledi. Şövalyeyi alamadım. Patronuma sadece birazcık borcu sokacak kadar para almıştım. O kadar da hain değildim. Sadece bana yaptıklarını ödeyebileceği kadar aldım. Bu atım vardı fakat yılan görüp kaçtı dedim. Tabii ki bu gerçekti. Fakat şövalyeyi bir yalanla atıtacaktım. Yolda bir suikasta uğradım, bu yüzden şövalyem de yok. Bana inanmıyorsanız da sıkıntı yok. Çünkü inanmamanız gayet mantıklı dedim. Müdüre tabii ki de size inanıyoruz dedi. Bana okul gezdirmeye başladı. Müdüre ile baya bir konuştuk. Müdürenin adı Tiyana'ydı. Müdüre Tiyana'yla çok iyi anlaştık. Ve bana şunu dedi. Bunu dediğinde bir anda buz kestim. Bana dedi ki, odalarda kızla erkekle kalıyoruz. İki kişi, biliyorsun değil mi dedi. Tabii ki bu başvuru formunda yazıyordu. Büyük ihtimalle yazıyordur yani. Ben de dedim ki, tabii ki de biliyorum. Kiminle kalacağımı da çok merak ediyorum. Diye bir cevap verdim. Müdüre de beni oda arkadaşımla tanıştırdığında çok büyük bir şoka uğradım. Çünkü oda arkadaşım evet gayet yakışıklıydı ama çok şımarık. Ve sonradan görmüşe benzeyen bir tipi vardı. Tabii ki de çok yakışıklıydı. Ve büyük ihtimalle bütün krallık, yetkilik, prensesler ona aşıktı. Ama o kimseyi görmezmiş. Müdüreti yana dedi bana. Kimseyi sevmezmiş. Sadece kendi severmiş. Ve falan dedi işte. Fakat beni sevmiş gibi görünüyordu. Ve ben bundan çok tiksiniyordum. Ve bana yaklaştı ve odamı göstermemi ister misin çiçeğim dedi. Laftan hiç ama hiç hoşlanmamış olsam bile peki diyerek kabul ettim. Çünkü Müdüreti yananın gözleri ikimizin üstündeydi. Odamı gösterirken kendi ile ilgili bir sürü saçma sapan şey anlattı. Fakat benim dinlediğim tek şey adının Alex olması. 18 yaşında olmasıydı. Benden bir yaş büyüktü. Ben 17 yaşındaydım. Daha doğrusu 2 yaş büyüktü. Ben 17'ye bu sene girecektim. 16 yaşında sayılıyorum yani. Bana odaları gösterdi. Ve bana biraz yaklaşmaya çalıştı. Tabi ki ben izin vermedim. Çünkü bu şekilde bir çocukla olsa yaklaşmaya tahammül edemezdim. Belimi tutmaya falan çalıştı. Tabi ki denk geliyordu. Çekildim. Odayı gösterdi işte. Banyoyu gösterdi falan. Zaten oda küçücükmüş. Sadece yatmalık banyo, yatmalık bir yer varmış. İstersen şatayı da gezdirebilirim. Kraliçe dedi bana. Ben de hayır tabii ki de dedim. Müdüre Tiyana gezdirdi dedim. Saat zaten çok geç oluyordu. Yattım. Yataklar ayrıydı Allah'tan. Ve uyudum tabi. Bütün gece bir korku içinde uyudum. Çünkü bana bu yaklaşmaya çalışan pislik beni gece rahatsız edebilecek şeyler yapabilirdi. Allah'tan yapmadı. O kadar da değilmiş. Sabah oldu. Beni çirkin bir şekilde öperek uyandırdı. Ve bana dedi ki yemek için hazırlan.
Bölüm 1
Çalıştığım yerden çıkıyorum
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.