İçeriğe geç

ATEŞLE OYNAMAK

Bölüm 1 · 4 dk okuma

ATEŞLE OYNAMAK

Bölüm 1

Ceza kararı

Bölüm 1: Ceza Kararı

Elif Karaca’nın hayatı bir dağ treni gibiydi: hızlı, öngörülemez ve bol çığlık içeren. On yedi yaşındaydı ama ruhu sanki otuzunda gibi yorgundu. Okulda “patlamaya hazır bomba” lakabıyla tanınıyordu ve bunu boşa hak etmemişti. Disiplin defterinde ayrı bir klasör ayrılmıştı onun için. Öğretmenleriyle yaşadığı tartışmalar, teneffüslerdeki sürtüşmeler ve tabii ki en son olay: limonlu kükürt karışımı skandalı...

O gün Elif, okulun bahçesinde Ceyda’ya çarpışan arabalar misali dalmıştı. Ceyda, süslü saçları, abartılı kahkahası ve küçük ordusuyla okulun kraliçesiydi. Aralarında geçmişe dayanan bir sürtüşme vardı; Elif'in eski sevgilisiyle Ceyda'nın flörtleşmesi bu savaşın kıvılcımıydı. Ama Elif’in "kazara" çantasındaki sıvıyı Ceyda'nın saçına dökmesi, artık bardağı taşıran son damla olmuştu.

Müdür yardımcısı Hasan Bey, Elif’in karşısında sandalyesine yaslanmış, gözlüğünün üzerinden ona bakıyordu. "Elif Karaca, bu okulun sabrını tüketmekte bir rekora imza atıyorsun."

Elif, kollarını kavuşturdu. "Teşekkür ederim. Rekorları severim."

Adam iç çekti. "Ama bu kez olay büyük. Velini çağırmamız gerekecek. Ve yaz kampı... Bu sefer gerçekten gidiyorsun."

Elif’in kaşları çatıldı. "Yaz kampı mı? Ne kampı?"

"Doğada davranış geliştirme kampı. Sessizlik, doğa, sorumluluk... Belki insana dönüşürsün."

Yaz tatilinin ilk haftasında Elif, zorla valizini hazırlayıp minibüse bindirildi. Yanında annesi vardı ama kadın o kadar sessizdi ki, Elif bir an annesinin onu ormana bırakıp kaçacağını düşündü. Yol boyunca annesi ağzını açmamış, sadece camdan dışarı bakmıştı. Elif’in kulağında kulaklık, kafasında binbir düşünce vardı: Bu kampta ne yapacaktı? Telefonsuz nasıl yaşayacaktı? En önemlisi, burada onu çıldırtacak ne tür tiplerle bir araya getirilecekti?

Minibüs ormanın içinden kıvrılarak geçti. Güneşin altın rengi ışıkları ağaçların arasından süzülüyor, ortama masalsı bir hava veriyordu. Ama Elif’in gözünde her şey distopikti. Sanki bir korku filmine giriş yapıyordu.

Kamp alanına vardıklarında çam ağaçlarının arasında ahşap bir giriş kapısı belirdi. “YENİDEN DOĞ” yazıyordu. Elif içinden, "Keşke bir zombiye dönüşsem de herkesi ısırsam," diye geçirdi. Kamp görevlilerinden biri yanlarına geldi, sıcak bir gülümsemeyle:

"Hoş geldiniz! Elif Karaca, değil mi? Çadırınız hazır. Hemen sizi yönlendireceğim."

Elif, çantasını tek omzuna atarak kapıdan geçti. Geniş bir alanda kurulu çadırlar, küçük bir mutfak binası, açık hava etkinlik alanı ve merkezde büyük bir ateş çemberi vardı. İnsanlar ortalıkta dolaşıyor, kimi gitar çalıyor, kimi kitap okuyordu. Hatta bir grup yoga yapıyordu.

"Kesin sekiz saat meditasyon, sonra taş boyama falan vardır burada..." diye mırıldandı Elif.

Çadırına vardığında içerde başka bir kız vardı. Saçları kızıl-kahverengiydi, yüzünde minik çiller ve oldukça canlı bir gülümsemesi vardı.

"Merhaba! Ben Bade. Yeni oda arkadaşın oluyorum sanırım."

Elif başıyla selam verdi, valizini yatağın kenarına bıraktı. İçinden, "En azından çok konuşkan biri değilim ben. Umarım bu kız da sessizdir," dedi ama Bade'nin gözleri parlıyordu.

"Sen de mi sorunlu öğrenci kontenjanındansın?"

Elif kaşlarını kaldırdı. "O kadar mı belli?"

"Buradakilerin çoğu öyle. Benim yüzümden bir okul laboratuvarı küçük çapta yanmıştı mesela."

Elif, istemsizce güldü. İlk defa gerginliği hafifliyordu.

Akşam yemeğinde herkes kamp mutfağında sıraya girdi. Yemek fasulyeydi. Elif, tabağındaki fasulyeye bakarken "Bu kesin beni sabah öldürür" dedi ama içinden. Yanındaki Bade, "Ben alerjik olabilirim ama yine de deneyeceğim. Heyecan verici!" diyordu. Elif, bu kadar pozitif birine neden sinir olmadığını sorgularken, sahneye kamp lideri Zeynep Hanım çıktı.

"Gençler! Bu gece ilk etkinliğimiz var. Cesaret Görevi!"

Ortalıkta heyecanlı mırıldanmalar başladı. Elif gözlerini devirdi. “Umarım saçma sapan bir şey değildir.”

Zeynep Hanım, kutudan zarfları çıkardı ve sırayla herkese dağıttı. Elif’in zarfında bir cümle yazıyordu:

“Toprak’la ormana git. Onu orada bırak.”

Elif gözlerini kıstı. "Toprak da kim?"

Tam o anda, zarif ve sessiz adımlarla alana yaklaşan biri dikkatini çekti. Koyu yeşil tişörtü, bol pantolonu ve gri gözleriyle, sanki doğanın içinden çıkmış gibiydi. Sessizdi ama duruşu dikkat çekiyordu.

Bade fısıldadı. "İşte o Toprak. Sessiz, mesafeli ve biraz ürkütücü ama yakışıklı. Klasik sorunlu erkek."

Elif bakışlarını ondan ayırmadan mırıldandı: "Mükemmel."

Gece çöktüğünde herkes ateş başında toplanmıştı. Elif, Toprak’la göz göze geldiğinde içi hafifçe ürperdi. Bu çocukta garip bir enerji vardı. Elif ayağa kalktı, zarfını gösterdi.

"Hazır mısın?"

Toprak başını salladı. "Sen bilirsin."

İkisi, el fenerlerini alıp sessizce ormanın içine doğru yürümeye başladılar. Arkalarında kamp ateşinin ışığı gittikçe silinip yerini cırcır böceklerinin sesine bıraktı. Elif, birkaç adım sonra konuşmaya çalıştı.

"Sen hep böyle mi sessizsin, yoksa ben özel miyim?"

Toprak, fenerini önüne tuttu. "Kelimelerin değeri, onları ne zaman kullandığına bağlıdır."

Elif gözlerini devirdi. "Filozof çıktı bu da."

Ormanın derinliklerinde bir açıklığa geldiler. Elif durdu. "Tamam, oyun böyleydi. Seni burada bırakmam gerekiyormuş. İstersen seni burada bırakayım, geri dönerim. Ya da birlikte döneriz, oyunu boşveririz."

Toprak bir ağaca yaslandı. "Gitmek istiyorsan git. Ben burada kalırım."

Elif birkaç adım attı ama içi rahat etmedi. Bu kadar karanlıkta, bu kadar sessiz bir yerde onu yalnız bırakmak garipti. Dönüp geldi, karşısına oturdu.

"Bunu neden kabul ettin ki?"

Toprak, başını gökyüzüne çevirdi. "Yıldızlar burada çok net görünüyor. Şehirde böyle değiller. Belki de bu yüzden kabul ettim."

Elif sustu. O da gökyüzüne baktı. Gerçekten de milyonlarca yıldız parlıyordu. Bir anlık sessizlikte, rüzgârın ağaç yapraklarındaki hışırtısı kalplerde bir huzur gibi dolandı.

O gece ilk kez konuşmadan da anlaşabileceklerini hissettiler.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.