3. BÖLÜM
Klasik sabah rutinimi tamamladım; işe hazırlanıp otobüs durağında beklemeye başladım. Otobüse bindikten sonra yaklaşık yarım saatlik sıkışık ve yorucu bir yolculuktan sonra nihayet otele vardım. Otele girer girmez Zeynep'i aradım, neler yapacağımızı konuşup işlerimizin başına geçtik. Bir müşterimizle memnuniyeti hakkında konuşuyordum ki, arkamdan birisinin seslendiğini duydum. Konuşmayı fazla uzatmayıp sonlandırdıktan sonra merakla arkama dönüp baktığımda şok olmuştum: Kanada'dan gelen çocukluk arkadaşım Kıvanç tam karşımda duruyordu! Hemen yanına gidip sarıldım ve Kanada'dan buraya aniden gelmesinin sebebini konuştuk. Tam konuşmaya dalmışken Ateş Bey'in sinirli bakışlarını fark ettim; işimi de yarım bırakmamıştım ki neydi şimdi bu bakışları? Kıvanç'a patronumun sanırım onunla konuştuğum için kaytardığımı düşündüğünü, işimin başına dönmem gerektiğini söyleyip yanından ayrıldım.
Kıvanç, işimin bitmesini bekledi ve öğle yemeği için birlikte dışarı çıktık. Yemeğimizi yedikten sonra ona işlerimin uzayabileceğini söyleyip evde beklemesini rica ettim. Otelde yapmam gereken birkaç işi hallettikten sonra nihayet işten çıkabildim. Dışarı çıktığımda, iş yerinin önünde Kıvanç'ın arabasını gördüm. Gözlerim parladı, çünkü otobüsle dönmenin sıkıntısından kurtulmuştum. Kıvanç sürpriz yapmış ve beni almaya gelmişti. Arabaya yaklaştığım anda, üzerimde bir göz hissettim. Refleksle arkamı döndüğümde Ateş'in sert bakışlarını fark ettim; bu sefer bakışlarının bana değil Kıvanç'a doğru olduğunu gördüm. Çok da önemsemedim; nasıl olsa son birkaç gündür garip davranıyordu. Ne olabilirdi bu kadar gergin olmasının sebebi sanki. Sırf gıcıklık içindi işte, ne olacak başka.
Nihayet eve döndüğümüzde, evimizin küçük bahçesinde oturup çocukluk anılarımızı konuştuk. Annem de aramıza katıldı; zaten Kıvanç'ı sanki oğluymuş gibi çok severdi. Güneşin batışına kadar birlikte uzun saatler boyunca gülüşerek ve hasret gidererek geçirdik.
Gece geç olmuştu artık. Kıvanç, anneme "Aysel teyzeciğim, geç oldu ben artık kalkayım" dedi. Annem ne kadar ısrar etse de Kıvanç gitmekte kararlıydı. Onu uğurladıktan sonra etrafı toplayıp, ikimiz de odalarımıza dağıldık. Odama geçer geçmez hemen uyumak için yatağıma geçtim, o kadar yorgundum ki uykuya dalmam çok uzun sürmedi.
Ertesi gün iş yerinde rutin işlerimi hallettim ve resepsiyona doğru ilerlerken, bir anda Kıvanç'ı elinde gül buketiyle beklerken gördüm. Çok sevindim ve koşarak ona sarıldım, en sevdiğim çiçeği kaç yıl sonra nasıl hatırlamıştı!
Kıvanç: "Bu gül buketini senin için aldım. İşte çok yoruluyorsun, umarım bu sana moral olur. Yanlış hatırlamıyorsam en sevdiğin çiçek güldü, değil mi? O yüzden gül aldım sana."
Zehra: "Kıvanç, çok teşekkür ederim! Evet, doğru hatırlıyorsun, en sevdiğim çiçek gül. Gerçekten çok naziksin, bayıldım."
_Tam o esnada Ateş asansörden iner, karşısında Zehra ve Kıvanç'ı o halde görünce içi kıskançlıkla dolar. Ne hakla bu çocuk Zehra'ya gül alır? Sevgilisi falan mı yoksa?!_
Ateş: "Zehra! İşten kaytarmaktan başka bir şey yapmıyorsun! Sürekli sevgilinle vakit geçiriyorsun diye işlerini ihmal ediyorsun."
Zehra: "Ateş Bey, Kıvanç sadece bir arkadaşım. Sevgilim değil. Hem ben işten kaytarmıyorum, işimi bitirmiştim zaten."
Sonunda bana böyle davranmasına daha fazla dayanamadım ve Ateş tam giderken ona "Bir kusurumu mu gördünüz, neden bana böyle davranıyorsunuz?" dedim. Durdu ve arkasını döndü. Tam cevap verecekken telefonu çaldı. Karşı tarafı bir süre dinledikten sonra yüzünde aniden bir endişe belirdi. "Ne? Hemen geliyorum!" diyerek koşarak çıktı.
Arkasından bakakaldım, vereceği cevabı bile duyamamıştım. Hem ne duymuştu da bu kadar telaşla koşarak gitmişti ki?
Umarım beğenmişsinizdir lütfen yorum atmayı, beğenmeyi ve oylamayı unutmayınn
Seviliyorsunuzz 💗
________________________________________
Sizce Ateş neden öyle tepki verdi?






