İçeriğe geç

Ateş ve Zehir

Bölüm 6 · 7 dk okuma

Ateş ve Zehir

Bölüm 6

Bölüm 6: Astronomi Kulesi ve Kanın Suya Düşen Gölgesi

Hogwarts geceleri, taş duvarların soğuğu emip zindanlardan kulelere doğru yaydığı zamanlarda garip bir sessizliğe bürünürdü. Ancak bu gece Astronomi Kulesi'nin tepesinde kış rüzgârı biley taşına sürülen bir bıçak gibi ıslık çalıyor, açık pencerelerden içeri dolan karlar devasa pirinç teleskopların üzerine ince, gümüşi bir toz tabakası gibi serpiliyordu.

James Potter, kulenin en üst platformundaki taş kemerin altında durmuş, cebindeki gümüş cep saatine bakıyordu. Gece yarısını beş geçiyordu.

Gryffindor pelerinini omuzlarına sıkıca sarmıştı ama dondurucu rüzgâr bile kanındaki o yakıcı, sabırsız ateşi soğutmaya yetmiyordu. James, hayatında hiçbir Quidditch maçından önce, hatta Lily Evans ile geçirdiği o uzun kovalamaca yıllarında bile böyle bir heyecan duymamıştı. Roxanne Greengrass, zihnine bir sarmaşık gibi dolanmış, düşüncelerini tamamen ele geçirmişti.

Tam o sırada, kulenin spiral merdivenlerinden gelen hafif, ritmik ayak sesleri duyuldu.

James dönüp baktığında, Roxanne’in karanlığın içinden süzülerek yukarı çıktığını gördü. Üzerinde Slytherin yeşili, kürk yakalı ağır bir pelerin vardı. Siyah saçları rüzgârda dalgalanıyor, gümüşi meşale ışığında zümrüt gözleri adeta karanlığı delip geçiyordu.

"Geç kaldın Greengrass," dedi James, dudaklarında beliren o tanıdık, ukala tebessümle. "Seni aşağı atmam gerekirdi ama şanslısın, bu gece hava çok soğuk."

Roxanne adımlarını James’e doğru attı. Yüzünde, şatodaki herkese gösterdiği o mağrur, soğuk mesafe yoktu; sadece ikisinin arasındayken ortaya çıkan o tehlikeli ve tutkulu derinlik vardı.

"Bir Slytherin asla geç kalmaz Potter," dedi Roxanne, James’in birkaç santim önünde durarak. "Sadece bir Gryffindor’un kendisini beklemesini izlemekten keyif alır."

"Beklettiğine değdin ama," dedi James, bakışlarıyla kızın yüzünü, dudaklarını ve hafifçe aralanmış pelerinini süzerek.

Roxanne kollarını göğsünde birleştirdi, başını yana eğdi. "Rosier ile girdiğin o şovdan sonra bütün Gryffindor senin bir kahraman olduğunu düşünüyordur herhalde. Sirius ve Lupin bu duruma ne diyor? 'Çatalak bir yılanın zehrine kapıldı' diye ağlıyorlar mı?"

James’in yüzündeki tebessüm bir anlığına hafifçe gölgelendi ama hızla toparlandı. "Arkadaşlarım beni düşünür Greengrass. Ama benim ne düşündüğümü... ya da kimi istediğimi değiştiremezler."

Roxanne bir adım daha yaklaştı. Aralarındaki dondurucu rüzgâr bile bu iki beden arasındaki yüksek voltajlı çekimi kıramıyordu. Roxanne elini yavaşça kaldırıp James’in Gryffindor atkısının ucunu tuttu.

"Bu durum nereye gidiyor James?" dedi fısıltıyla. İlk defa sesinde flörtöz tavrın arkasında saklanan gerçek bir sorgulama, hafif bir endişe vardı. "Biz iki ayrı dünyayız. Ailem, binam, çevrem... ve senin tarafın. Bu şatoda kimse bir Greengrass ile bir Potter’ın yan yana durmasını kabul etmez."

James, kızın elini kavradı. Sıcak parmaklarını Roxanne’in soğuk parmaklarına kenetledi.

"Bırak kabul etmesinler," dedi James, sesi rüzgârın uğultusunu keserek son derece net çıktı. "Ben hayatım boyunca başkalarının kabul ettiği kurallara göre oynamadım. Quidditch’te de böyleydi, burada da böyle. Eğer bir şeyi istiyorsam, arkasında ne olduğuna bakmam."

"Beni istiyor musun yani?" dedi Roxanne, gözlerinin içine bakarak.

James cevap vermek yerine elini kızın beline koydu ve onu kendine doğru çekti. Roxanne’in sırtı kulenin taş sütununa dayandığında, James eğilip kızın dudaklarına kapandı.

Öpücük, dondurucu gecenin ortasında patlayan bir yangın gibiydi. Roxanne, ellerini James’in pelerininin altına sokup beline sarıldı. James’in dudaklarının sıcaklığı, kulenin dondurucu rüzgârını tamamen unutturmuştu. İkisi de bu gizli, yasak anın içinde kaybolurken, Hogwarts’ın üzerlerindeki o ağır gölgesi bir anlığına yok olmuştu.

Roxanne öpücüğün arasında hafifçe inledi, parmaklarını James’in ensesindeki asi saçlara doladı. James ise kızı kendine biraz daha bastırıyor, onun gül ve karanfil kokusunu içine çekiyordu.

Ayrıldıklarında ikisi de nefes nefeseydi. Alınları birbirine değiyordu.

"Sen gerçekten tam bir felaketsin Potter," dedi Roxanne, hafifçe kıkırdayarak.

"Sen de bu felakete gönüllü batan tek kişisin Greengrass," diye karşılık verdi James, kızın burnunun ucuna küçük bir öpücük kondurarak.

Ancak bu büyülü an, kaderin onlara hazırladığı gerçeklerle bölünmek üzereydi.

Ertesi gün öğleden sonra, Gryffindor Ortak Salonu’nda çıtırdayan şöminenin karşısında ağır bir hava hakimdir.

Gryffindor kulesinin kırmızılı altınlı kumaş kaplı koltuklarında James, Sirius Black, Remus Lupin ve Peter Pettigrew oturuyordu. Ancak her zamanki kahkahalar, şakalar ya da Quidditch taktikleri yoktu.

Sirius, şömine maşasını hırsla evirip çeviriyor, Remus ise elindeki kitabı kapatıp masaya koyuyordu. İkisinin de gözleri, koltukta rahat bir tavırla kurulmuş olan James’in üzerindeydi.

Sirius en sonunda maşayı yere fırlatır gibi bıraktı. "Yeter artık Çatalak! İki gündür ortalıkta bir hayalet gibi dolanıyorsun. Aklın nerede senin?"

James gözlerini tavandaki oymalardan ayırıp Sirius’a baktı. "Ne saçmalıyorsun Patiayak? Buradayım işte."

"Hayır, burada değilsin!" dedi Sirius, ayağa kalkıp James’in tam önünde durarak. "Bedenin burada ama aklın zindanlarda, o Greengrass kızının yanında! Rosier ile girdiğin o salakça düelloyu unuttuğumu mu sanıyorsun? Bütün okul seni konuşuyor!"

Remus araya girerek sesini sakin tutmaya çalıştı. "James... Sirius haklı. Sadece bir kavga meselesi değil bu. Bizi endişelendiren şey başka."

James doğruldu, kollarını dizlerine dayadı. Yüzü ciddileşmişti. "Neymiş sizi endişelendiren şey Aylak? Söyle de bileyim."

Sirius öne eğildi, gözlerini James’in ela gözlerine dikti. Sesindeki dostça kaygı, yerini sert bir uyarıya bırakmıştı.

"O kız bir Greengrass, James!" dedi Sirius, tane tane konuşarak. "Safkan bir aileden geliyor. Ailesinin Voldemort’un tarafına ne kadar yakın olduğunu, Ölüm Yiyenler ile nasıl ilişkiler kurduğunu bilmiyor musun? Lucius Malfoy ile, Rosier’lerle aynı masada oturuyor o kız. Bugün seninle Astronomi Kulesi'nde öpüşür, yarın ailesinin ve binasının çıkarları için seni tek bir hamlede harcar!"

James’in çenesi kasıldı. Sesindeki ton anında buz kesti. "Roxanne’i tanımıyorsunuz. Onu ailesiyle ya da binasındaki diğer salaklarla bir tutamazsınız."

"Aptal olma!" diye bağırdı Sirius, elini koltuğun kenarına vurarak. "Ben o safkan ailelerin içinde büyüdüm James! O zihniyetin ne olduğunu senden çok daha iyi biliyorum! Regulus’a bak, ne hale geldiğini görmüyor musun? Roxanne Greengrass ne kadar güzel, ne kadar zeki olursa olsun bir Slytherin. Yılanlar asla derilerini değiştirmezler. Seni kullanıyor!"

Remus sakin ama ağırlığı olan bir sesle ekledi: "James, Sirius sana düşmanlık yapmıyor. Dışarıda karanlık bir savaş yaklaşıyor. Okul bittiğinde kendimizi o savaşın tam ortasında bulacağız. Sen bu tarafın en önemli isimlerinden birisin. Bir Slytherin kızına olan bu tehlikeli zaafın, hem seni hem de bizi felakete sürükleyebilir. Lily meselesini bıraktın, eyvallah. Ama gittiğin yol yol değil."

James ayağa kalktı. Sirius ile göz göze geldiler. İki kadim dost, ilk defa aralarında bu kadar ağır ve aşılması zor bir duvarın yükseldiğini hissediyordu.

"Roxanne beni kullanmıyor," dedi James, tek bir geri adım bile atmadan. "O kızın ne olduğunu ben gözlerinde gördüm. O, ailesinin ya da binasının piyonu değil. Ve eğer ben birini hayatıma alacaksam, buna siz karar veremezsiniz. Sirius... sen kendi ailenden kaçtın diye, her safkanı aynı kefeye koyamazsın."

Sirius bu laf üzerine derin bir nefes aldı. Yüzünde kırgınlıkla karışık büyük bir öfke belirdi. "Seni uyarıyorum Çatalak. O kız seni yakacak. Ve o gün geldiğinde, 'sana söylemiştim' demek istemiyorum."

James bir şey demeden arkasını döndü ve Gryffindor kulesinin merdivenlerine doğru yürüdü.

Peter Pettigrew köşede sessizce olanları izliyor, gözlerini bir Sirius’a bir James’e çevirip tırnaklarını yiyordu.

Aynı saatlerde Slytherin Ortak Salonu’nda da durum pek farklı değildi.

Siyah deri koltukların ortasında, yeşil alevlerin aydınlattığı şöminenin karşısında Roxanne oturuyordu. Yanında Regulus Black duruyordu. Regulus’un yüzü son derece gergindi.

"Gryffindor’lu Potter ile fazla ileri gidiyorsun Roxanne," dedi Regulus, sesini sadece ikisinin duyabileceği bir seviyede tutarak. "Evan’ın durumunu gördün. Abim Sirius zaten ortalıkta Potter’ın koruyucu meleği gibi geziyor. Ailen bu durumu duyarsa..."

Roxanne elindeki çay fincanını masaya bıraktı. Zümrüt gözleri şöminenin yeşil alevlerinde parıldıyordu.

"Ailem bu durumu duysa bile ne yapabilir Regulus?" dedi Roxanne, soğuk bir özgüvenle. "Ben Greengrass ailesinin geleceğiyim. Kiminle oynayacağıma, kimi yanıma çekeceğime ben karar veririm."

"Potter ile oynadığını mı sanıyorsun?" dedi Regulus, başını sallayarak. "O çocuk bir piyon değil. O Gryffindor’un göz bebeği. Seni gerçekten etkilemeye başladığını görmüyorum mu sanıyorsun? Balo gecesinden beri değiştiğini herkes farkında."

Roxanne duraksadı. Zihninde James’in Astronomi Kulesi’nde elini tutuşu, "Ben hayatım boyunca kurallara göre oynamadım" deyişi canlandı. Yüzündeki o katı maskede hafif bir çatlak belirdi ama hızla kapattı.

"James Potter..." dedi Roxanne, adı ilk kez bu kadar net söyleyerek. "...diğer Gryffindor’lar gibi sığ değil Regulus. Onu kontrol etmek ya da kullanmak zorunda değilim. Çünkü o, benim karşıma dikilebilen tek adam."

"Bu durum seni yakacak Roxy," dedi Regulus, tıpkı Sirius’un James’e söylediği aynı cümleyle. "Savaş kapıda. Ve iki tarafın ortasında kalanlar ilk ezilenler olur."

Roxanne ayağa kalktı. Kürk pelerinini düzeltti. "O zaman savaş geldiğinde, şatoyu biz yönetiriz Regulus. Kimsenin ezilmesine izin vermem."

Gece yarısına doğru şatoyu kaplayan sis, Kara Göl’ün yüzeyine kadar inmişti.

Hogsmeade gezisi öncesinde okul adeta bir patlamaya hazır bomba gibiydi. Bir tarafta Gryffindor ve Slytherin arasındaki tarihsel düşmanlık, diğer tarafta James ve Roxanne’in aralarında yakıp yıktığı tüm kurallar...

James kütüphanenin karanlık koridorunda yürürken, köşeyi döndüğünde Roxanne ile karşılaştı. İkisi de arkadaşlarının uyarılarını henüz taze hafızalarında taşıyordu.

Roxanne durdu. James de durdu.

İkisi birbirine baktı. Hiçbir şey demediler ama o tek bakışta bile her şeyi anladılar. Arkadaşlar uyarabilir, bina düşmanlıkları sürebilir, yaklaşan savaş ikisini de tehdit edebilirdi. Ama birbirlerine çekildikleri o görünmez çekim gücü, şatodaki tüm kurallardan daha güçlüydü.

Roxanne hafifçe gülümsedi. O mağrur, alaycı tebessüm yeniden yüzündeydi.

"Dudaklarındaki o düşünceli ifade de ne Potter?" dedi Roxanne, yanından geçerken fısıltıyla. "Yoksa Sirius seni ikna etti mi?"

James kızın bileğini yakaladı. Onu durdurdu. Yüzünü kızın kulağına yaklaştırdı.

"Beni dünyadaki hiçbir güç senden vazgeçiremez Greengrass," dedi James. "Bunu o güzel kafana soksan iyi edersin."

Roxanne’in gözlerinde çakan o tatlı alev, gecenin karanlığını aydınlatmaya yetti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.