İçeriğe geç

ATEŞ VE SU

Bölüm 1 · 1 dk okuma

ATEŞ VE SU

Bölüm 1

ATEŞ VE SU

Gökyüzü yanıyordu. Güneş, uzak dağların ardına gömülürken turuncu bir perde, kasabanın üzerini sarmıştı. Herkes evine çekilmişti ama Lina, tepenin yamacında, ellerini ateşe doğru uzatmış, çıplak alevleri sanki dostuymuş gibi seyrediyordu. Ateş ona zarar vermiyor, aksine nefes aldırıyordu. “Yine mi oradasın?” dedi bir ses arkasından. Bu sesin sahibini tanıyordu: Den, çocukluk arkadaşı. O, Lina’nın tam tersiydi — soğukkanlı, sessiz, suyun içinde huzur bulan biriydi. Lina gülümsedi. “Ateş olmadan gece çok karanlık,” dedi. Den başını iki yana salladı. “Ya ateş seni yutarsa?” “Ya su seni boğarsa?” diye karşılık verdi Lina. İkisi de sustu. Rüzgâr dağlardan esip geçtiğinde, ateşin içindeki kıvılcımlar sanki dans ediyordu. Den’in boynundaki kolye bir an parladı — mavi bir ışık. Aynı anda Lina’nın avucundaki alev şekil değiştirip küçük bir kuş formuna girdi. O an, kasabanın altından derin bir uğultu yükseldi. Toprak titredi. Gökyüzü karardı. Alev kuşu havaya sıçradı, Den’in kolyesi parladı, ve ikisinin gözleri birbirine kilitlendi. “Bir şey geliyor,” dedi Den, sesi buz gibiydi. “Evet,” dedi Lina, yavaşça ayağa kalkarak. “Ve bizden korkmuyor.” Uğultu büyürken, kasabanın ortasındaki göl kabarmaya başladı — suyun içinden karanlık bir figür yükseliyordu. Gölün yüzeyi sanki kırılmış bir ayna gibi dalgalanıyordu. Den korkuyla birkaç adım geri çekildi. “Bu… imkânsız. Mühürlenmişti.” Lina’nın gözleri ateşle parladı. “Demek ki biri mührü kırdı.” Gökyüzüne yıldırımlar düştü, gölden yükselen karanlık figür bir anlığına insan şekline büründü. Sesinin yankısı dağlara çarparak geri döndü: “Ateş ve su birleşmeden denge doğmayacak.” Den ve Lina, aynı anda fark etti: Bu sadece bir uyarı değildi. Bu, kaderin ilk çağrısıydı

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.