Tam "İmdat" diye bağıracakken içeriye birisi girdi. Yüzünde çığlık maskesi vardı. Kahretsin çocukluk travmam.Tam konuşacakken o maskeyi görüp sustum. O maskeli adam bana doğru gelirken bildiğim tüm duaları okuyordum. Bana doğru birkaç adım attı ve durdu. Aramızda sadece 1 adım vardı. O sırada eli maskeye gitti. Maskeyi çıkardığında gözlerim doluyordu. Bu benim günlerdir aradığım suçlu Bartu Karacanın ta kendisiydi. Onu gördüğümde hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyordu. Ben olayın şokunu daha atlatamamışken o konuştu;
—Nasılsınız savcım. Yada güzel savcım. Beni gördüğünüze sevinmedinizmi? O sırada dolan gözlerimden bir yaş aktı. Sanırım son dakikalarımı yaşıyorum diye düşünürken o, eğildi ve gözümden akan yaşı sildi ve dediki;
—Korkma, ben sana zarar vermem. Yani beni sinirlendirmezsen. Sana bir teklifim var. Ya bundan sonra benimle yaşarsın, ya da ölürsün. Yani demek istiyordu ki ya gerçekten öleceksin, ya da yaşarken öleceksin. Kafamı başka yana çevirdim. Fakat o çenemi tutup başımı kendine çevirdi ve dediki
—Ölmekmi istiyorsun savcım? Diyerek silahını çıkarıp havaya 1 el ateş etti. Çığlık atarken gözlerim tekrar dolmuştu endişeli bi şekilde başımı hayır anlamında iki yana salladım. O ise sırıtıp;
—Güzel. O zaman seni yeni evine götüreyim. Dedi ve elimi ve ayaklarımda olan halatı çözdü. Arkasını döndüğünde elim silahıma gitti. Silahımı da almış kütük. O sırada arkasını döndü ve dediki "Ne arıyorsun?" Adam haklı Efsa ne arıyorsun? "Hiiç. Bacaklarım uyuşmuşta." Kaşlarını çatıp elimi sıkıca tuttu. Ve ensemde yine bir acı hissettim şaşırdıkmı hayır. Uyandığımda eski bir evdeydim. Eski fakat çok büyük. Allahtan bu sefer bir sandalyede değil bir koltuktaydım. Etrafa bakınırken içerden ıslık sesi geliyordu. Kapımı kilitlediği için kapıya vurup gelmesini bekledim. Madem kaçırıyorsun yemekte vereceksin. 2 dakikalık bekleyiş sonrasında gelip;
—Bir şeyemi ihtiyacın var? Diye sordu. Sence odun adam? Seni görmek içinmi çağırdım seni.
—Acıktım ben. Sabahtan beri bişey yemiyorum. Madem seninle kalıyorum yemek ver bari. Dedim. Sedef Yankı Sarmaşık taktiğini uygulayacağım umarım işe yarar. Çünkü kitabın devamını okumadım.
— Soğansız menemen istermisin? Soğansızmı? Kütük olduğu kadarda zevksiz çıktı.
—Soğansızmı? Damak zevkin yokmu senin. Menemen dediğin soğanlı olur. Diye karşı çıktım. "Soğansız" diyerek bir adım üstüme geldi. Bende "Soğanlı" diyerek
üstüne gittim. O "Soğansız" deyince ben tekrar "SOĞANLI" diye bağırınca tepesi attı herhalde. Silahını gösterince " Ama ben iki türlüde yerim" dedim. Pişmiş kelle gibi sırıttı.
—Ama ben yapıcam. Diye atladım kafası ile onaylayınca beni mutfağa götürdü. Amerikan mutfaktı. O hemen koltuğa oturdu bende yapmaya başladım. Olunca hemen ekmek çıkardım. Ve dolaptan bir ayran. Bardak yoktu bu yüzden ikimizde kafaya dikecektik. Hepsini odun beyimizin oturduğu koltuğun önündeki sehpaya koydum. Bartu hemen oturumunu düzeltti. Bir tane ağzına attıktan sonra bi bana birde menemene baktı ve dediki;
—Bunu senmi yaptın? Bu adam gerçekten odun.
—Yok babam yaptı. Tabii ki ben yaptım. Beğenmedinmi? Dedim ve menemeni tadına baktım. Maşallah gayette güzel yapmışım. Kütüğün damak zevki yoksa ben ne yapayım.
—Yok ondan değil. Çok güzel olmuş. Dedi. Sonunda bir şeyi beğendi. Tüm menemeni bitirdikten sonra;
—Kütük bey saat kaç? Diye sordum. Allah kahretmesin odun bey diye sordum. Benim buna yeni bi lakap takmam lazım.
—Kütük bey mi? Benzetecek birşey mi bulamadınız keçi hanım? Dedi alaycı bir şekilde. Keçi senin babandır demek isterdimki planım aklıma geldi.
—Peki o zaman kıvırcık nasıl? Dedim. Yani seni kaçıran insanada bunu sormazsın dimi Efsa?
—Bak bunu sevdim. Bu arada saat 04:30 Deyince bana iyice uyku basmıştı.
—Benim uykum geldi kıvırcık. Nerde yatıcam?
— Benim odamda savcım. 2 yatak var. Biri senin, biri benim.
-Tamam o zaman göster kıvırcık. Ha bu arada giyecek birşeyde ver. Pantalonla uyumayacağım herhalde.
— Sen gelmeden zaten sana bir dolap hazırlamıştım savcım. Seç, beğen ve giy. Dedikten sonra önümden yürümeye başladı. Bende onu takip ettim. Sonunda odaya gelmiştik. Ben gözümle dolabı ararken o eliyle dolabı gösterdi. Bende hemen dolaptan bir pijama takımı aldıktan sonra lavaboda üzerimi değiştirip
saçımı topladım. Lavabodan çıkınca o çoktan yatağına yerleşmişti. Bende yanındaki yatağa yattım ve ona sırtımı döndüm.
—Üstünüzü örtün savcım. Hasta olmanızı istemem. Dedi. Bunu neden dedi? Uyuma taklidi yaptım. Ben ses vermeyince yataktan kalktığım ve bana baktı. Uyuduğumu görünce yüzünde bir sırıtış olduğuna kalıbımı basarım. Bir kaç adım uzaklaştı. Ve geri geldi.
Sanırım battaniyesini getirdi diye düşünürken üstümü örttü. Aradan bir yarım saat geçti. Uyumadığı belliydi çünkü telefon sesi geliyordu. Ben tam uyuyacakken dışarıdan silah sesleri gelmeye başladı. Ben bir anda kalktım. Tir tir titriyordum. Çünü çocukluk travmalarım biraz fazla. Ama savcıyim, sorgulamayın.Bir silah sesi geliyorsa ve benim o an yanımda kendimi savunabileceğim herhangi bir alet yoksa maalesef kilitleniyorum. Bartu benim bu özelliğimi biliyordu çünkü bu gün beni kaçırırken havaya 1 el silah sıkmıştı ve ben zor yürümüştüm. Fakat şimdi hiç yürüyemiyordum. Bartu benim bu halimi fark etmiş olucakki cüzdanını ve telefonunu cebine koyup. Beni bir pike ile kucağına almıştı. Arka kapıdan çıktıktan sonra Bartu birini arayıp korumaları bir adrese göndermesini söyledi. Bartu bi yandan bana korkmamamı söylüyordu, bi yandanda yine dağlık bir eve giriyordu. Korumalar çoktan gelmişti.Bartu eve girince derin bir nefes aldı ve beni koltuğa bırakıp üstümdeki pikeyi düzeltti. Burası gerçekten çok soğuktu. O sırada Bartu;
—iyimisin Efsa? Korkmana gerek yok. Ben yanındayım. Dedi. Ama benim titremem durmamıştı. Bartu bunu fark edip elini aklıma koydu ve bağırarak şöyle söyledi;
—Efsa sen yanıyorsun! Senin soğuk bir duş alman lazım.
— Y-ya bu s-soğukta duş falan alamam. (Napim kardeş wat kapandı bari watynin adetlerini yasatim)
— Hadi güzelim bak sen bir duş al geçicek üşümen.
Dedi. Bende tamam anlamında başımı salladım. Bu sefer ev o kadar büyük olmadığı için odayı bulabilirim fakat yürüyemiyordum. Kalkmayı demeyince yere düştüm. Bartu hemen beni kucağına aldı. Odaya götürdü. Ve dediki;
— Yavaş, yavaş yürü. Dedi. Bende yavaşça yürümeyi denedim. Yürüyebiliyordum. Yavaşça dolaba doğru gittim. Kalın bir pijama çıkaracakken Bartu gelip bana ince bir pijama ve bornoz verdi. Yavaşça banyoya gidip soğuk suyu açıp suyun altına girdim. Bağırmamak için kendimi zor tutuyordum. 3 dakika suyun altında bekledikten sonra saçımı şampuanladım ve 1 dakika daha suyun altında durdum. Banyodan çıkıp kurulanıp üzerimi giyindim. Tam saçımı kurutacakken Bartu kapıyı çaldı. Ben "gel" deyince Bartu gelip
— Saçını ben kurulabilir miyim? Diye sorunca evet anlamında başımı salladım. Bartu kurutma makinesini ve tarağı alıp odaya gitti. Yine iki yatak vardı. Bir yatağa oturdum ve Bartuyu bekledim. Bartu ben beklerken makinenin fişini takıyordu. Taktıktan sonra yanıma gelip saçımı kurutup tarayarak örmeye başladı. Ben ise Bartu saçımı yaparken uyuya kalmıştım.