Yağmur hızlanmıştı.
Sokak lambalarının altında düşen damlalar altın gibi parlıyordu.
Defne ise karşısındaki adama bakıyordu.
"Ateş."
Adamın ismi bile tuhaftı.
Tehlikeli...
Keskin...
Tıpkı kendisi gibi.
Ateş, ellerini deri ceketinin ceplerine soktu.
Yüzünde hafif alaycı bir ifade vardı.
Ama gözleri...
Gözleri sürekli etrafı kontrol ediyordu.
Sanki bir tehdit bekliyordu.
Defne sonunda konuşabildi.
"Beni tanıyor musun?"
Ateş'in dudakları hafifçe kıvrıldı.
"Hayır."
"Öyleyse adımı nereden biliyorsun?"
Adam bir an durdu.
Sonra omuz silkti.
"Bilmiyorum."
"Yalan söylüyorsun."
Bu kez Ateş güldü.
İlk kez.
Ama bu sıcak bir gülümseme değildi.
Sanki uzun zamandır gülmeyi unutmuş biri gibi görünüyordu.
"Belki."
Defne sinirlendi.
Son günlerde herkes ona yalan söylüyordu.
Aras...
Nevin...
Cemal...
Şimdi de bu adam...
"Ben gidiyorum."
Tam dönecekti ki Ateş yeniden konuştu.
"Evine giden kısa yolu kullanma."
Defne durdu.
"Neden?"
Ateş'in yüzündeki ifade kayboldu.
"Çünkü bugün seni takip eden kişi hâlâ peşinde."
Defne'nin kalbi sıkıştı.
Bir şey söyleyemeden Ateş arkasını döndü.
Ve yağmurun içinde uzaklaşmaya başladı.
Defne eve döndüğünde saat oldukça geçmişti.
Kapıyı açar açmaz Nevin'in sesi duyuldu.
"Neredeydin sen?"
Defne içeri girdi.
"İşteydim."
Nevin gözlerini kıstı.
"Yalan söyleme."
Son günlerde bu cümleyi çok sık duymaya başlamıştı.
Kadın hızla yanına geldi.
"Kiminle görüştün?"
Defne irkildi.
"Kimseyle."
"Defne!"
Kadının sesi yükseldi.
"O adamla mı görüştün?"
Defne'nin nefesi kesildi.
"O adam mı?"
Nevin'in yüzü bir anda gerildi.
Sanki ağzından kaçırmıştı.
Defne dikkatle baktı.
"Sen Aras'ı biliyor musun?"
Sessizlik...
Kısa ama çok şey anlatan bir sessizlik...
Sonra Nevin arkasını döndü.
"Saçmalama."
Defne'nin şüpheleri artık iyice büyümüştü.
Aynı saatlerde...
Şehrin merkezindeki lüks villada.
Selin elindeki dosyaya bakıyordu.
Dosyanın üzerinde tek bir isim yazıyordu.
"DEFNE."
Kapı çalındı.
"Gel."
İçeri siyah takım elbiseli bir adam girdi.
"Hanımefendi."
"Ne oldu?"
"Aras kızla görüşmüş."
Selin'in yüzü sertleşti.
"Ve Ateş?"
Adam başını eğdi.
"Takip ediyor."
Selin pencereye yürüdü.
Yağmur cama vuruyordu.
"Eğer kız gerçeği öğrenirse her şey biter."
Adam sessiz kaldı.
Selin gözlerini kapattı.
Yirmi yıl boyunca saklanan sırlar...
Ortaya çıkamazdı.
Asla.
"Bu işi hızlandırın."
Ertesi gün...
Defne pazarda çalışıyordu.
Ama aklı başka yerdeydi.
Bir müşteriyle konuşurken göz ucuyla karşı sokağa baktı.
Ve dondu.
Siyah araba...
Yine oradaydı.
Bu kez emindi.
Birileri onu izliyordu.
Tam o sırada yaşlı kadın yeniden ortaya çıktı.
Aynı kadın.
Kolyeyi gören kadın.
Defne hızla tezgâhtan çıktı.
"Hanımefendi!"
Kadın korkuyla etrafına baktı.
"Sessiz ol."
"Ne biliyorsunuz?"
Yaşlı kadının gözleri doldu.
Titreyen eliyle Defne'nin yüzüne dokundu.
"Annen de senin gibi bakardı."
Defne'nin nefesi kesildi.
"Annem mi?"
Kadın başını salladı.
"Onu çok severdim."
Defne'nin kalbi göğsüne sığmıyordu.
"Lütfen anlatın."
Kadın konuşmaya hazırlanırken...
Bir araba korna çaldı.
İkisi de dönüp baktı.
Siyah araba...
Kadının yüzü bembeyaz oldu.
Korkuyla geri çekildi.
"Hayır..."
"Ne oldu?"
"Onlar geldi."
Kadın bir adım daha geri attı.
Sonra fısıldadı.
"Senin adın Defne değil."
Defne dondu kaldı.
Kadın gözyaşlarını silerken son kez konuştu.
"Gerçek adın..."
Bir el kadını aniden kalabalığın içine çekti.
Kadın kayboldu.
Sanki hiç orada olmamıştı.
Defne şok içinde etrafına bakarken arkasından tanıdık bir ses duydu.
"Buradan gitmemiz lazım."
Defne döndü.
Aras'tı.
Ama yalnız değildi.
Birkaç metre ötede duran Ateş de onlara bakıyordu.
Ve iki adamın göz göze geldiği o anda...
Havadaki gerilim hissediliyordu.
Sanki birbirlerini tanıyorlardı.
Sanki geçmişten gelen bir hesap vardı.
Ve ikisi de Defne'yi izliyordu.