İçeriğe geç

Ateş Parodisi

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Ateş Parodisi

Bölüm 5

Düşünce Alemi

Gün ağarırken, sarayın avlusunda yankılanan adımlar beni düşüncelerimden kopardı. Zırhların metal sesi, kuşların sabah ötüşüne karışıyordu. Pencereye yaklaştım; muhafızlar dizilmiş, Saroe yeni bir devriye düzeni anlatıyordu. Bu kez, ben sadece izliyordum. Müdahale etmedim. İçimdeki dürtü “bir şey söylemeliyim” diye bağırsa da sustum. Çünkü artık fark etmiştim: her sessizlik bir kaçış değil, bazen bir öğrenme alanıydı.Kesita kapımı çaldı. “Danışmanlar seni bekliyor,” dedi. Sesinde alışıldık sertlik vardı ama gözleri daha yumuşaktı. “Bu sefer farklı olacak,” demek istedim ama kelimeler boğazıma takıldı. Sadece başımı salladım.Toplantı salonuna girdiğimde, hava yine ağırdı. Ama bu kez ayağa kalkıp aceleyle konuşmadım. Tahtta oturdum, ellerimi dizlerimin üzerine koydum ve herkese bakmadan önce derin bir nefes aldım. Sessizlik uzadı. Danışmanlardan biri sabırsızca kıpırdandı. İçimdeki panik yükseldi ama bastırdım.“Bugün,” dedim yavaşça, “önce sizi dinleyeceğim.”Bu cümle salonda bir çatlak yarattı. Beklemedikleri bir şeydi. Saroe kaşlarını hafifçe kaldırdı, Kesita’nın dudaklarında belli belirsiz bir memnuniyet ifadesi belirdi. Danışmanlar konuşmaya başladı. Ben not aldım. Tarihleri karıştırmadım çünkü söylemedim. Kanatları şaşırmadım çünkü karar vermedim. Bu da bir liderlikti—henüz karar almaya hazır olmadığını kabul edebilmek.Ama gölgeler beklemezdi.Öğleden sonra kuzey geçidinden yeni bir haber geldi. Bu kez saldırı yoktu; bir iz vardı. Eski mühürlerin kırıldığı, ama kimsenin geçmediği bir kapı. Danışmanlar hemen tartışmaya başladı. Biri “tuzak” dedi, diğeri “oyalama.” Bana baktılar. Karar bekliyorlardı.Kalbim hızlandı. Yanlış bir emir daha vermekten korktum. Ama bu kez panikle konuşmadım.“Kesita,” dedim, sesim titreyerek de olsa netti, “sen ne düşünüyorsun?”Kesita bir an durdu. Sonra adım atıp haritayı işaret etti. “Bu kapı bilinçli açıldı. Ama amaç geçmek değil, bizi buraya yönlendirmek.” Saroe hemen ekledi: “Asıl hedef batı arşivleri olabilir.”Onları dinledim. Sonra ilk kez, küçük ama kesin bir karar verdim.“Batı arşivleri gizlice güçlendirilecek. Kuzey geçidine ise sadece gözlemci bırakılacak. Kimse kahramanlık yapmayacak.”Sözlerim hâlâ sade, hâlâ temkinliydi. Ama bu kez yanlıştan çok ihtimal barındırıyordu. Kimse itiraz etmedi.O gece, sarayın alt katlarında yürürken gölgeler yine duvarlarda kıpırdadı. Ama bu kez ben kaçmadım. Elim titriyordu, evet. Ama durdum. Gölgelerin sadece düşman olmadığını fark ettim; korkularım da onlardı. Ve onları görmezden geldikçe büyüyor, baktıkça küçülüyorlardı.Odama döndüğümde, babamdan kalan eski defteri açtım. İlk sayfasında tek bir cümle vardı:“Taht, güçlü olanı değil; öğrenmeye devam edeni taşır.”Gözlerim doldu. Hâlâ beceriksizdim. Hâlâ hata yapıyordum. Ama artık aynı hatayı iki kez yapmamaya karar vermiştim.Ve Sardebian tahtında, belki de ilk kez, gerçekten oturduğumu hissettim.

Gecenin son saatleri, sarayın taş duvarlarına ağır bir sessizlik bırakmıştı. Meşaleler hâlâ yanıyordu, ama alevleri titrek ve güçsüzdü; sanki onlar bile olan bitenden yorulmuştu. Odama çekildiğimde kapıyı kapattım, ama huzur benimle içeri girmedi. Duvarlara yaslanmış gölgeler, az önce bastırdığımı sandığım korkularımı tekrar ortaya çıkarıyordu. Yatağa oturdum, ama uzanamadım. Zihnim hâlâ yanlış emirlerimde, karışan kapılarda, neredeyse kaybedilen muhafızlardaydı. “Eğer biri ölseydi…” diye fısıldadım kendi kendime. Cümlenin sonunu getiremedim. Tahtın ağırlığı sadece sırtımda değil, göğsümün tam ortasındaydı. Nefes alırken bile hissediyordum. Bir prenses olmak zordu, evet. Ama kraliçe olmak… hele ki hazırlıksız yakalanmış bir kraliçe olmak, insanın içini parçalayan bir sorumluluktu. Babamın yıllarca taşıdığı yükü şimdi daha iyi anlıyordum. Onun sessizliklerini, geceleri neden uzun süre uyanık kaldığını, neden her kararı tek başına almadan önce saatlerce düşündüğünü. Sabahın ilk ışıkları pencereden sızarken, hâlâ uyumamıştım. Güneş doğduğunda, saray uyanmaya başladı. Hizmetkârların ayak sesleri, uzaktan gelen konuşmalar, avluda dizilen muhafızların metal şakırtıları… Hepsi yeni bir günün başladığını haber veriyordu. Ama benim için bu, dünün hatalarının devamıydı. Yataktan kalktım, aynanın karşısına geçtim. Karşımda duran kişi hâlâ bana yabancıydı. Omuzlarımda kraliyet pelerini vardı, ama gözlerimde kararsızlık okunuyordu. “Bu ben miyim?” diye sordum yansımama. “Gerçekten Sardebian tahtının sahibi olan kişi bu mu?” Kapı hafifçe tıklandı. Kesita içeri girdi. Her zamanki gibi dik duruyordu, ama bu sabah yüzünde alışılmadık bir ciddiyet vardı. Bana baktı, sonra aynaya. Gözlerimi kaçırdım. “Uyumadın,” dedi. Bu bir soru değildi. “Uyuyamadım,” diye karşılık verdim. Sesim kısıktı. Kesita yanıma yaklaştı. “Bu kötü bir şey değil,” dedi. “Kötü olan, hiçbir şey hissetmemek olurdu.” Sözleri bir nebze rahatlatıcıydı ama içimdeki düğümü çözmeye yetmedi. “Herkesi tehlikeye attım,” dedim. “Yanlış emirler verdim. Eğer Saroe ve sen olmasaydınız—” Kesita sözümü kesti. “Herkesi tehlikeye atan şey sen değildin, Katel. Düşmanlardı. Sen sadece henüz nasıl karşılık vereceğini öğreniyorsun.” “Ama öğrenirken insanlar zarar görüyor,” dedim sertçe. “Bu kabul edilebilir mi?” Kesita sustu. Bir anlığına cevap vermedi. Sonra ağır ağır konuştu: “Hayır. Ama bu, öğrenmemeyi seçmek için bir sebep değil.” O gün öğleden sonra, saray halkı yine avluda toplanmıştı. Dün balkon konuşmamdan sonra söylentiler yayılmıştı. Bazıları beni savunuyor, bazıları ise açıkça güvenmediğini söylüyordu. Fısıltılar kulaklarıma kadar geliyordu. “Çok genç,” diyenler vardı. “Babası gibi değil,” diyenler. Hatta “Bu taht ona fazla,” diye mırıldananlar bile. Balkona çıktığımda kalabalık sustu. Yüzler bana dönüktü. Bu kez hazırlıksız değildim. Konuşmamı ezberlememiştim ama ne söylemeyeceğimi biliyordum. Ellerim korkudan terliyordu ama geri adım atmadım. “Dün,” diye başladım, sesim net çıkmasa da duyuluyordu, “hatalar yaptım.” Bu cümle, kalabalıkta bir dalgalanma yarattı. İnsanlar birbirine baktı. Bir kraliçenin bunu açıkça söylemesi alışılmış bir şey değildi. “Bu hatalar,” diye devam ettim, “sadece benim değil, hepimizin güvenliğini riske attı. Bunun farkındayım. Ve bundan kaçmayacağım.” Bir an duraksadım. Kalbim deli gibi atıyordu. “Ben babam değilim,” dedim. “Onun kadar tecrübeli, onun kadar güçlü değilim. Ama bu krallığı korumak için öğrenmeye, dinlemeye ve gerekirse geri adım atmaya hazırım.” Sessizlik vardı. Alkış gelmedi hemen. Ama yuhalama da yoktu. Bu, beklediğimden daha iyiydi. Kalabalığın arasından bir adam öne çıktı. Yaşlıydı, yüzü sertti. “Sözler güzel, Majesteleri,” dedi yüksek sesle. “Ama gölgeler söz dinlemez. Hatalarınız bir gün bizim canımıza mal olursa ne olacak?” Bu soru içimi titretti. Kaçmak istedim. Kesita’ya bakmak istedim. Ama yapmadım. Gözlerimi adamdan ayırmadım. “O gün gelirse,” dedim, “sorumluluğu üzerime alırım. Ama o güne kadar, hatalarımı saklamayacağım. Onları düzeltmeye çalışacağım.” Adam başını salladı. Geri çekildi. Bu bir onay değildi. Ama bir reddiye de değildi. O akşam, Saroe gizli bir rapor getirdi. Gölgelerin saldırısı rastgele değildi. Sarayın altındaki eski tüneller kullanılıyordu. Bu tüneller, babamın zamanında mühürlenmişti. Ama biri içeriden yardım alıyordu. Bu düşünce midemi bulandırdı. “İçimizden biri mi?” diye sordum. Saroe omuz silkti. “Henüz bilmiyoruz. Ama ihtimal yüksek.” Bu, yeni bir korkuydu. Artık sadece beceriksizliğim değil, ihanete karşı da dikkatli olmam gerekiyordu. Yanlış kişiye güvenmek, yanlış bir kapıyı kilitlemekten çok daha tehlikeliydi. Gece ilerledikçe, tünelleri gösteren haritalara baktım. Anlamadığım yerler vardı. İşaretleri karıştırdım. Bir noktada yanlış bir bağlantı kurduğumu fark ettim. Ama bu kez fark ettiğim anda durdum. “Bir dakika,” dedim. “Burada bir şey yanlış.” Kesita yanıma geldi. Saroe eğildi. Birlikte baktık. Evet, yanılmıştım. Ama bu kez hatam krize dönüşmeden düzelmişti. Bu küçük farkındalık, içimde tuhaf bir şey uyandırdı. Güven değil… ama umuda benzeyen bir şey. Gece yarısına doğru, sarayın koridorlarında yine gölgeler hareketlendi. Ama bu kez panik olmadım. Yanlış emir vermedim. Konuşmadım bile. Sadece Saroe ve Kesita’yı dinledim. Onların söylediklerini tekrarladım, emin oldum, sonra ilettim.

Bölüm sonu

1 yorum