İçeriğe geç

Ateş Hattı | AhFer

Bölüm 8 · 5 dk okuma

Ateş Hattı | AhFer

Bölüm 8

Bölüm 8: Balo | Part-1

Bu akşam eğlence vardı. Hızlıca hazırlanmamız gerekiyordu. Kapı çaldığında seke seke kapıya gittim.

Sıla gelmişti. Hemen arkasından, Pınar ve Başak da gelmişti.

"Hoş geldiniz!" dedim. Hep bir ağızdan hoş bulduk dediler.

"Kızlar makyaj için Şeyda'yı çağırabilir miyim size de uyarsa?" dedi Başak, "Olmaz mı ya, mükemmel olur biz de fikir alırız çağır hadi." dedi Sıla, biz de başımızı sallayarak onaylamıştık.

"Ay ne giyeceksiniz?" dedi Pınar heyecanla. Ben siyah elbisemi giyecektim. "Arkanda asılı." dedim. Dönüp baktığında, "Afeti devran!" dedi ve güldü, Sıla da kırmızı mini bir elbise giyecekti, bedenini sarıyordu. Başak da kırık beyaz, göğüs dekoltesi olan bir elbise giyecekti. Pınar ise gece mavisi bir elbise giyecekti.

Kapı çaldığında Başak kapıyı açtı, Şeyda içeri ful enerji girmişti.

"Naber kızlar?!"

"İyii sen?!" diye karşılık verdik hepimiz. "Ay bende çok iyiyim hadi hemen hazırlanalım!" dedi.

"Başak aşkım, ne zamandır görüşemiyoruz kız gel bir sarılayım!" dedi ve sıkıca sarıldılar. Sonra hepimiz sarıldık ve "Ben hemen hızlı bir duş alıp çıkıyorum." dedim.

-Yazardan-

Feride duşa girmişti. Başak elbisesini Şeyda'ya gösterip, nasıl bir makyaj yapabiliriz diye soruyordu. Sıla da kullanacağı eşyaları hazırlıyordu. Pınar elbisesini kontrol ediyordu.

Şeyda ve Başak saç ve makyajda karar kılmışlardı. Saçlarını kalın maşa yapacaklar ve elbisesine uygun çok ağır olmayan bir makyaj yapacaklardı.

Sıla da birkaç örnek bulup Şeyda'ya fikir sormuştu. Şeyda ona en yakışacak olan makyajı seçmişti ve hızlıca kızları hazırlamak üzere koyulmuştu. Feride duştan çıkmış saçlarını kurutmuş ve üzerini giyinene kadar durması için sabahlığını üzerine geçirmişti.

"Ben geldim." dedi ve içeri geçti. Tam o sırada kapı çalmıştı. Yönünü değiştirip kapıyı açtığında Ahmet karşısındaydı. Yeni kuaförden çıktığı saçı ve tıraş losyonunun kokusundan belli oluyordu. Feride'yi bir anda öyle karşısında gördüğü için şaşırmıştı. Yutkunup kafasını toparlar gibi başını iki yana sallamıştı.

"Şey, Sıla burada mı?" diye sordu afallamış sesiyle. Feride'yi bir çok kez dekolteli ya da kısa giyinikken görmüştü ama hiç bu kadar doğal ve bu kadar sade görmemişti. Yüzü yaptığı makyajlar olmadan da çok güzeldi, hatta daha masumdu.

"Evet dur bir dakika." Feride içeri geçip Sıla'ya seslendi ama Sıla saçını yapıyordu ve yerinden kalkamazdı. Feride Ahmet'i içeriye çağırdı ve Ahmet, "Ben hangi takımımı giysem?" diye sordu.

Eğlence balo gibi olacağı için beyler de takım elbise giyeceklerdi.

"Spor takımını giysene." dedi Sıla aklına ilk o gelmişti.

"Hayır ya, mavi gömlekli bir takımın vardı senin, onu giy." dedi Feride. Ahmet yapılı olduğu için gömleği çok yakıştırıyordu.

"Onu yanıma almadım ama siyah gömlek var." dedi Ahmet düşünceli bir şekilde.

"Tamam onu giy o zaman." dedi Feride.

"Tamam, hadi görüşürüz siz de hızlı hazırlanın." dedi ve odadan çıktı.

Feride hemen masaya geçmiş ve saçlarını nasıl yapacağını düşünmeye başlamıştı.

"Senin elbisen nasıl?" dedi Şeyda, Feride arkasını işaret etti. "Ona dağınık topuz gibi bir saç çok yakışır." dedi Şeyda elindeki ruju Başak'ın dudağına sürmeden önce.

Feride saçına ve yüzüne nemlendirici ve yağ sürerken, "Evet aslında olabilir." dedi ve denemek üzere saçlarına ince maşa yapmaya başladı.

Şeyda Başak'ın saç ve makyajını bitirmişti. Feride'ye saçını yapmakta yardımcı olmuş, Sıla'nın göz makyajına yardım etmiş ve Pınar'ın da elbisenin arkasındaki ipleri bağlamıştı.

En son o kaldığında da kızlar el birliği ile Şeyda'ya yardım etmiş ve onu da hazırlamışlardı. Şeyda da bordo bir elbise giymişti. Ona uygun koyu bir göz makyajı ve saçlarını sıkı bir at kuyruğu yapmıştı.

Feride saçını dağınık bir şekilde toplamıştı. Yandan bıraktığı perçemleri yüzünü çok masum gösterirken yaptıkları koyu tonlardaki makyaj gözlerini keskin bir şekilde ortaya çıkartmıştı.

Üzerine siyah elbiseyi geçirdiğinde elbisenin tok duruşu, hafif göğüs dekoltesi biçimli vücudunu ortaya çıkartmıştı. Uzunluk olarak da idealdi.

Sıla, kırmızı mini elbisesinin içinde pamuk prenses gibi olmuştu. Sarı saçlarını kalın maşa yapıp yüzüne göre şekil vermişlerdi ve yüzünü ve gözlerini ortaya çıkaran bir makyaj yapmışlardı.

Pınar, gece mavisi elbisesine göre bir makyaj yapmıştı ve saçlarını çok abartı olmayacak şekilde topuz yapmıştı. Elbisesinde sırt dekoltesi vardı.

Göz makyajı da elbisesine kıyasla daha hafifti.

"Sonunda hepimiz hazırız." dedi Sıla. Gözü Feride'ye takılmıştı. "Aşkım senin boynun çok mu boş kaldı ya, bir kolye mi taksan?" dedi.

"Ay evet aslında, siyah sade bir kolye çok güzel olur." dedi Şeyda.

"Bende bir kolye vardı, dur abime söyleyelim getirsin." dedi Sıla ve abisini arayıp yerini tarif etti.

Beş dakika sonra kapı çaldığında Feride kapının önünden geçiyordu.

Kapıyı açtı ve Ahmet elinde bir kutuyla kapıda bekliyordu. Simsiyah bir takım giymişti. Siyah gömlek, siyah ceket ve siyah kumaş pantolon. İkisi de fark etmeden birbirlerini süzdüler.

"Sıla kutuyu istedi." dedi Ahmet, sesinden hayranlık akıyordu. Çünkü az önceki masum görünüşün altından Pınar'ın dediği gibi bir afeti devran çıkmıştı. İkisi de siyah giyinmişlerdi ve şu an biri görse bunlar sevgili derdi.

"Evet, teşekkürler." dedi Feride ve tam kutuyu alacakken yandan Burak'ın sesi geldi.

"Oo Feride aşkım! Bu ne güzellik kız?" dedi gülerek. Feride ve Burak selamlaştıktan sonra. Burak ve Ahmet de el sıkıştı. Ama Ahmet Burak'tan pek hoşlanmıyordu.

"Aşkom ya, Pınar'a seslenir misin bir?" dedi Burak, Feride'ye yaklaşmıştı. Ahmet, "Öhm, Feride bir de Sıla'yı çağırırsan çok sevinirim." dedi Ahmet. Burak Ahmet'in ses tonundaki o rahatsız edici tınıyı yakalamıştı. Bir adım geri çıktığında Feride ortamdaki gergin havaya anlam veremeden içeri geçti Sıla ve Pınar'a haber verdi.

Kolyeyi boynuna takmak için uğraştı ama yapamamıştı. Başak ve Şeyda'nın da işi vardı.

Kızları bekledi ama ikisi de gelmeyince o yanlarına gitti.

"Sıloş, şunu takar mısın?" dedi. "Ay onu ben de takamıyorum ya, abi sen taksana." dedi.

Ahmet başını sallayıp, "İçeri geç de içeride takayım, burası çok kalabalık." dedi. Birkaç adım içeri girdiler ve Feride kolyeyi Ahmet'e verdi.

Ahmet kolyeyi iki ucundan tutup, ensesinde birleştirdi. Kolyenin tutma kısmı o kadar inceydi ki zor takılıyordu. Görmek için iyice yaklaştığında ne kadar yakın olduklarını fark etmemişti.

"Olmadı mı ya?" diye Feride başını sağa çevirdiğinde Ahmet'le burun buruna gelmişlerdi.

Ahmet, tekrar yutkunurken, Feride aynı hızla önüne döndü.

Ahmet, nefes verirken " Oldu. "dedi.

Feride kıpkırmızı kesilmişti." Teşekkür ederim. "diye mırıldandıktan sonra, hızlıca içeri geçti. Ahmet arkasından bakakalmıştı. Sıla'nın seslenmesiyle kapıya geçti ve birazdan onları almaya geleceğini söyleyip kendi dairesine geçti.

Kızlar da eşyaları toplayıp hazırlanmıştı.

Sıla ve Feride kalmıştı, diğer kızlar eşyalarını dairelerine bırakmaya geçmişlerdi.

"Kolye çok yakıştı ya, abim almıştı onu bana." dedi Sıla gülerek.

"Aaa, söyleseydin ya sana verirdim, abin almış." dedi Feride.

"Olur mu canım? Hem sana da çok yakıştı. Elbisene de uydu." dedi Sıla beğeniyle.

İkisi de ayakkabıları ayaklarına geçirmişlerdi. Tam o esnada Ahmet kapıyı tıklattı ve Sıla kapıyı açtı. Feride odayı kontrol etti ve el çantasını alıp kapıya ilerledi.

"Çok güzel olmuşsunuz bayanlar." dedi Ahmet.

"Başka zaman olsa bayan değil kadın diye seni zorbalardım abi ama teşekkür ederiz." dedi Sıla gülümseyen sesiyle.

"Teşekkürler Ahmet." dedi Feride de. Yeni sıktığı parfüm kokusu çok güzeldi.

Salona doğru yürümeye başladılar. Dedikodu yuvasıydı içerisi..

Bölüm sonu

2 yorum