İçeriğe geç

Ateş Hattı | AhFer

Bölüm 49 · 10 dk okuma

Ateş Hattı | AhFer

Bölüm 49

Bölüm 49: Seneler sonra..

3 yıl sonra...

Aradan geçen üç yılda, birçok şey değişmişti.

Farah büyümüş, 3 yaşına gelmişti. Feride ve Sıla okulunu bitirmişti. Youtube'da daha da ilerlemiş, artık yerlerini sağlamlaştırmışlardı.

Sıla ve Berkay, Ahmet'lere yakın oturmalarına rağmen, Ahmet daha sık ve kolay görüşebilmek için yalıyı stüdyoya çevirmiş ve iki tane yan yana villa almayı teklif etmişti.

Sıla ve Berkay da kabul ettiklerinde ortaklaşa bir arazi satın almış, İstanbul'un sakin ve merkeze kıyasla daha temiz bir yerine iki tane villa yaptırmışlardı.

Farah'ın sürekli denize girmek istemesi ve denizden gelen soğuk hava yüzünden kışın çok hastalanmasına da böyle bir çözüm bulmuşlardı.

Feride burayı yalıya kıyasla daha çok sevdiğini, yalıda deprem korkusu yaşadığı için rahatlamasını sağlamıştı.

Artık herkesin rutinleşmiş bir düzeni vardı. Ara sıra çıkan pürüzler, bazen yaşanan büyük sıkıntılar olsa da hep birbirlerine destek ve bağlı olmayı öğrenmişlerdi.

_________

Feride'den...

Sabah yüzüme değen minik ellerle uyandım. Farah uyanmış, yüzümle oynuyordu.

"Anne." dediğinde gülümsedim. Elini tutup avucuna bir öpücük kondurdum.

Gece yağmur yağdığı için korkup yanımıza gelmişti.

"Anneciğim." dediğimde bir şey demek için hazırlandı.

"Ben acıktım." dediğinde yanağından öpüp yerimde doğruldum. Ahmet hala uyuyordu.

"Hadi gel kahvaltı hazırlayalım, sonra da babayı uyandırırız." dediğimde başını salladı. Saçları dağılmıştı. Yataktan çıkıp banyoya ilerledik. Tuvalet ihtiyacını giderdikten sonra, dişlerini fırçaladık. Yüzünü yıkadı ve saçlarına spreyinden sıkıp taradık. Saç rengi aynı bana benziyordu. Yüz hatları da gittikçe bizim karmamız olduğunu belli ediyordu. Bakışları bana benzerken, konuşması Ahmet'e benziyordu.

İnat konusunda bazen beni solda sıfır bırakıyordu. Sinirlendiği zaman da aynı babası oluyordu. Gülüşü Ahmet'e benzerken, çoğu huyu Sıla'ya benziyordu.

Odadan çıktığımızda kendi odasına bile uğramadan mutfağa indi. Dün akşam çok bir şey yemediği için acıkmış olmalıydı.

Telefonumu alıp peşinden ilerledim. Mutfağa geçmiş, buz dolabını açmıştı. Bir eli belindeyken bilmiş bir edayla dolabı süzüyordu.

Yanına gidip yanağından öptüm, "Ne istersiniz kahvaltıya küçük hanım?" dediğimde, "Yumurta!" demişti. Gülümseyerek kucağıma aldım. "Tamam o zaman bana yardım edin bakalım!" dedim ve tezgaha oturttum.

Ben çayı koyarken, ona da portakal suyu sıkması için makineyi ayarlamıştım. Tek yaptığı kapağı tutmaktı aslında.

Çayı koyduktan sonra, diğer şeyleri hazırlarken ona da ufak ufak görevler vermiştim. Masayı kurduktan sonra Ahmet'i uyandırmak için beraber merdivenleri tırmandık.

Bu evi daha çok seviyordum. Daha küçük, sıcak ve içinde sadece biz vardık. Bu eve yetebildiğimi hissediyordum. Diğer ev çok büyük olduğu için hizmetliye ihtiyaç duyuyorduk. Ayrıca bu evin hemen yanında Sıla vardı. Birbirimizi görmek için camdam bakmamız, hemen bahçeye çıkmamız yetiyordu.

Odaya girdiğimizde Ahmet yüz üstü uzanmıştı. Yastığa gömülü şekilde uyuyordu. Farah benim yardımımla yatağa tırmandı.

"Baba uyan." dedi önce sırtından dürterken.

Ahmet'ten ses gelmeyince, "Anne, baba uyansın." dedi bana bakarak.

Kıkırdadım ve "Öp uyansın bebeğim." dedim. Eğilip minicik dudaklarıyla Ahmet'in yanağına bir öpücük bıraktı. "Baba, uyansın!" dediğinde gülmeme engel olamadım.

Ahmet yavaş yavaş uyanıyordu, Farah'cığımın ise bilmediği bir şey vardı, babası uykucuydu.

"Baba, uyanmıyor!" dedi biraz daha uğraştıktan sonra bana bakarak. Aslında Ahmet, bir iki dakika önce uyanmış Farah'a oyun yapıyordu.

"Neden uyanmıyor acaba? Öpücük mü az geldi ki?" dediğimde Farah bu sefer sinirli bir öpücük kondurdu yanağına ve yüzünü uzaklaştırmadan, "Baba artık uyansın!" diye bağırdı.

Ahmet gülerek gözlerini açtığında ben de ona katıldım. Farah sinirini unutmuş, "Aa! Uyandı! Baba uyandı!" diye seviniyordu. Ahmet onu sarıp yanına çektiğinde tekrar sinirlendi.

"Saçım bozulacak!" dediğinde Ahmet'in hiç umrunda değildi. Öperek onu sevmekle meşguldü.

"Aaa! Kıskanıyorum ama!" dediğimde ikisi de bana baktı. Ahmet, "Anne kıskanmış. Dur hemen geçirelim kıskançlığını." dediğinde yatağın ucunda dikilirken, kendimi bir anda yatakta uzanırken bulmuştum.

Ahmet Farah'a dikkat ederek hafif üzerime eğildiğinde "Sen utanmıyor musun kızını kıskanmaya?" dedi şakayla karışık, ama ciddi tutmaya çalıştığı sesiyle.

"A-aaa, kocamızı kıskanmak da suç olmuş!" dedim. "Hemen geçirelim karıcığım, kıskançlığını." dediğinde bu sefer beni yüzümün her yerinden öpmeye başlamıştı. Gülmekten karnım ağrırken, parmağı ağzında, gülerek bizi izleyen Farah'a gözlerim takıldı.

"Ahmet, Ahmet şunun bakışa bak!" dediğimde Ahmet durup bakışlarını Farah'a çevirdi. Farah utanmış bir bakış attı. Anne babasını böyle görmek bir çocuk için çok güzeldi. Birbirini seven ebeveynler demek, sağlıklı çocuklar demekti.

Sonunda yataktan çıktığımızda Ahmet de hazırlanıp kahvaltıya gelmişti. Ailecek kahvaltımızı yaparken kapı çaldı.

Kapıyı açtığımda Sıla yüzünde kocaman gülümseme, Berkay ve Sıla'nın elinde üç paketle içeri girdiler. "Günaydın!" dediğinde, "Günaydın!" diyerek karşılık verdim.

Sarılıp uzaklaştığımızda, "O elindekiler ne?" dedim. Berkay'la da selamlaştığımızda,

"İçeri geçelim anlayacaksın." dediğinde başımı sallayıp peşinden içeri girdim.

Abisine ve Farah'a da aynı selamlaşmayı uyguladıktan sonra sandalye çekip oturdu.

Berkay da yanına oturduğunda, "Ee, o poşetler ne?" dedim.

"Size çok güzel bir haberimiz var." dediğinde iyice merak etmiştim.

"Hadi açın paketleri." dedi ve paketleri üçümüze dağıttı.

İçinden bir hediye paketi çıkarken merakla ona baktım.

Açmamız için heyecanla bekliyordu. Berkay kamera kaydı başlatmış üçümüzü çekiyordu. Ahmet'le birbirimize bakıp, paketleri açtık. Farah'a da Sıla yardım etmişti.

İçinden çıkan tişörtü açtığımda okuduğum yazıyla, gözlerim yerinden çıkacak kadar açıldı.

Tişörtte aynen, "Ben geliyorum, yenge oluyorsun!" yazıyordu. Bir leylek vardı ve leyleğin gagasında bir bebek vardı.

Ahmet'e baktığımda o da tişörtü açmıştı. Ağzındaki lokma boğazına kaçtığında kalkıp su verdim hızlıca.

"Abi, iyi misin?!" diye sordu Sıla telaşla.

"Ahmet, iç şunu!" dedim. Suyu içip nefes alırken, onun tişörtünde de, "Ben geliyorum, dayı oluyorsun!" yazıyordu. Ahmet nefesini düzenledikten sonra Sıla'ya döndüm.

"Sen ciddi misin?" dediğimde gülümseyerek başını salladı.

"Ay! Çok sevindim!" diyerek kocaman ona sarıldım. Sıkıca sarıldık ve gülümseyerek ayrıldık. "Ay sonunda! Yıllardır bu konuda sizi darlamamak için zor durdum!" dedim gülerek.

"Vallahi bize de sürpriz oldu." dediğinde planlı bir bebek olmadığını anlamıştım. Gülümserek elimi karnına koydum. Hamileliğimi özledim anlık. Ama anlıktı, hemen geçti.

Ahmet hala şok içinde tişörte bakarken Sıla yanına ilerledi. Ben Berkay'ı tebrik etmiştim. Farah hiçbir şey anlamaz gözlerle bir tişörte bir bize bakıyordu, ona bu haberi biraz daha alıştıra alıştıra versek iyi olacaktı. Bir anda üzerindeki ilgiyi paylaşmak ona zor gelebilirdi. Hoş, Mert'lerin bebeğinden sonra belki o kadar da zorlanmayabilirdi ama henüz doğmamış iki bebek için hazır değil gibiydi. Herkesin ilk göz ağrısıydı sonuçta.

Ahmet ve Sıla'ya baktığımda, Sıla abisinin gözü önünde elini salladı.

"Abi, iyi misin?" dediğinde Ahmet bakışlarını ona çevirdi.

"Bu gerçek mi? Ciddi misiniz?" dediğinde gülümsememi tutamadım. "Evet abi, biz de dün sabah öğrendik, tişörtleri yaptırdım, bu sabah da tahlil sonuçları geldi, emin olunca haber verelim dedik." dedi Sıla sakince.

"Dayı oluyorum yani?" dedi Ahmet emin olmak ister gibi.

"Evet abi, dayı oluyorsun." dedi Sıla gülümserken.

İkisi sarıldığında biz gülümseyerek onları izliyorduk. "Ben daha evlenmeni yeni hazmettim kızım, ne çocuğu ya!" dedi Ahmet şakayla karışık.

"Ahmet aş artık!" dedim ben de gülerken. Gözler Farah'a döndüğünde o hala anlamaz bakışlar atıyordu.

"Anne, burada kuş var, bebek var. Mert amcamın bebeğini bu kuş mu getirecek? Ne zaman getirecek? Hemen getirsin!" dediğinde gülümseyerek yanına sandalyesinin yanına çöktüm.

Sıla'yı da yanıma çağırdığımda Farah'ın bir elini tuttum.

"Hayır bebeğim, o kuş Mert amcanın bebeğini getirmeyecek." dediğimde kaşları çatıldı.

"Ee? Ama ağzında bebek var?" dediğinde gülümsedim.

"Evet, çünkü halan ve Berkay abinin bebeğini getirecek. Mert amcan gibi, halanın da bir bebeği olacak." dedim. Çatılı kaşları ile sorgulayan bakışları Sıla'ya döndü.

"Bebek mi? Bebek mi gelecek?" dediğinde Sıla başını salladı ve çöktü.

"Bir kardeşin daha olacak yani. İstemez misin?" dediğinde Farah düşündü. "O da mı çok uzaktan gelecek?" dediği de gülmüştüm. Mert'lerin bebeği 8 aylıktı. Ve Farah'a çok uzaktan geldiğini, biraz beklemesi gerektiğini söylemişti. Farah'a göre bebekler, çok uzaktan geliyordu.

"Evet halacığım, çok uzaktan gelecek. Buradan." dediğinde karnını işaret etti. Ona bakarak gülümsedim. Tamam, yine anlık bir hamileliğimi özlemiş olabilirdim.

"O da mı kız olacak yoksa!" dedi Farah bu sefer heyecanla.

Mert'lerin kızı olacaktı. Farah bu habere en az kızı olduğunu öğrendiğinde takla atan Mert kadar sevinmişti.

"Daha bilmiyoruz aşkım." dediğinde tekrar kaşları çatıldı. Ayağa kalktığında biz de ayaklandık.

Sıla'nın karnına dokundu. "Buradan nasıl gelecek ki?" dediğinde hepimiz birbirimize sorgulayan bakışlar attık.

"Şimdi şöyle anneciğim-" daha ben sözümü bitirmeden sorgulayan bakışlarla, "Ayrıca oraya nasıl girdi ki?" dediğinde gözlerim yerinden çıkacaktı.

"Şimdi gel bebeğim." dedim ve kucağıma aldım. Anlayacağı şekilde anlatmam lazımdı. Bu esnada Farah'ın sorusuyla, abisinin yanında olmaktan utanan Sıla kendine su dolduruyordu.

Ortam garipleşmişti.

"Bebekler 9 ay boyunca annesinin karnında büyür, gelişir ve sonra doktorlar onu oradan çıkarır. Bebekler annesinin karnına da şöyle girer, hani geçen gün seninle bir hikaye okumuştuk, bir mikrop vardı hatırladın mı?" dediğimde başını salladı.

"İşte oradaki mikroplar kadar küçük iki tane hücre var. Bu iki hücre birleşiyor ve annesinin karnında bebeği oluşturuyor." dediğimde kafasındaki sorular üstünkörü de olsa cevaplanmıştı.

"Anladıııım!" dediğinde derin bir nefes aldım.

"Harika o zaman yemeğini bitir bakalım, ama önce halanı ve Berkay abiyi öp!" dediğimde başını salladı. Ben onu yere indirdiğimde Sıla'nın kucağına çıktı ve yanağından öptü. Sıla da onu öptükten sonra Berkay kucağına alıp öptü.

"Bu tişörtleri ne yapacağız?" dediğimde masaya oturuyorduk.

"Herkese yaptırdım bunlardan. Sosyal medyaya açıklarken hepiniz bunları giyeceksiniz video çekeceğiz." dediğinde gülümseyerek başımı salladım.

Kahvaltıdan sonra ofise geçmiştik ve Sıla herkese hamile olduğunu açıklamıştı.

Mert haberi alır almaz, Sıla'yı tutup döndürmüş, Farah'ı havaya atmıştı. Ahmet'e, "Sen dayı mı oluyorsun lan!" diyerek el şakası yapmıştı.

Bu çocuk her olaya aşırı tepki vermek üzere kuruluydu.

Bu haberi kutladıktan sonra Ahmet birkaç işini hallederken biz de kız kıza kahve içmeye çıkmıştık.

Farah da bizimle gelmiş, oyun alanında oynuyordu. Gözüm hep onun üzerindeyken, masayla arasında göbeği giren Elvin, "Ay inanamıyorum. Şu halimize bak. Birimiz yeni evli, birimiz yeni hamile, birimiz hamile, birimizin çocuğu üç yaşında." dediğinde hepimiz gülerek ona katıldık. Aysude, "Valla bundan 6-7 yıl önceki halimize durumun bu olacağını söyleseler hiç birimiz inanmazdık." dedi.

"Ben inanırdım aslında biliyor musunuz?" dedim.

"Evet bazen dengesizliğim tutuyordu, Ahmet sürekli kafamı aşure gibi karıştırıyordu. Ama eninde sonunda hepimizin evli mutlu çocuklu olacağına inanıyordum. Ki bence iyi ki de böyle oldu. Çünkü çoğu şeyi erken elde ettik, büyük bir boşluğa düşmekten kurtardı bizi aile kurmak." dediğimde Sıla da başını salladı ve elindeki kahveden içti.

"Ben, benim için biraz imkansız görüyordum, abim asla izin vermez evlenmeme diyordum ama yengoşum sağ olsun." dediğinde gülümsemem genişlemişti.

Gözümle oyun alanını tarayıp Farah'ı buldum. Kendinden küçük iki çocukla top havuzunda oyun oynuyordu. Bir çocuk diğerine topu çok sert attığında Farah, topu atan çocuğa döndü. Sakince bir şeyler söylediğinde uyardığını anlamıştım. Gülümseyerek onu izlemeye devam ettim.

"Ya doğum beni biraz geriyor aslında. O yüzden üç yıl bekledik. Ki zaten, planlı bir bebek değildi." dedi Sıla çekinik bir sesle.

"Neden korkuyorsun?" dedim, bu konuda çok bir şey söyleyemezdim. Çünkü doğum çok anlık gelişen bir olaydı.

"Doğumda birçok risk var. Ya ona bir şey olursa, ya bana bir şey olursa?" dediğinde sıkıntılı bir nefes verdim.

"Evet birçok risk var, sadece kolay ve her şeyin yolunda geçmesini umabilirsin. Ama o an sana verilen bir güç oluyor. Bebeğini sağ salim kucağına alman için uygulanan her şeye dayanabiliyorsun. Hem, doğduğu anda öyle güzel bir his ki, anlatılmaz yaşanır. O andan itibaren onun için yaşamaya başlıyorsun ve bunu hissediyorsun." dediğimde Elvin karnını okşarken, Sıla'nın da eli karnına gitmişti. Aysude gülümseyerek ikisini izliyordu.

"Ben şu anda bile onun için canımı verebilirim." dedi Sıla. Hormonları halay çekiyordu...

"Anaçlığın bu sefer doğru kişiye etki ediyor güzelim." dedim gülümseyerek o da gülümseyerek karşılık verdikten sonra gözleri de karnını buldu.

Farah'ı izleyerek konuşmaya devam ediyordum. Şimdi de kaydıraktan kayarken az önceki kıza yardım ediyordu.

"Ee, siz Farah'a kardeş düşünmüyor musunuz?" Aysude'nin sorusuyla kahve boğazıma kaçmıştı. Öksürürken yine Aysude'nin uzattığı suyu içtim.

"Ay bu kadar etki edeceğini bilsem sormazdım!" dedi Aysude.

"Kızım, dan diye sorulur mu öyle? Hem, ne bileyim konuşmadık hiç. Farah bize yetiyor gibi. Ayrıca şimdi ekibe iki yeni bebek katılacak. Farah üzerindeki ilginin üçe bölünmesini kaldıramayabilir." dedim gülerek.

Sıla Farah'a bakıp bana döndü, "Geldiğimizden beri şu çocuklarla hem oynuyor hem ilgileniyor. Hem ne Ayza'yı kıskandı ne de bugünkü bebek haberini." dediğinde anlık bir düşünceye dalmıştım.

"O belki kıskanmaz, zorluk çıkartmaz ama ben bir hamilelik, bir bebek ve bunca işi daha kaldıramam." dedim. Şu an erkendi daha.

"Abim istemez mi?" diye tekrar soran Sıla'yla omuz silktim.

"Hiç muhabbetini açmadı, bilmiyorum." dedim.

Kızlarla bir saat kadar daha oturup ofise döndüğümüzde Ahmet'le beraber eve geçtik. Farah uyumuştu. Ahmet onu odasına çıkarttığında ben de akşam yemeğini hazırlamaya başlamıştım.

Ahmet mutfağa geldiğinde kızlarla buluştuğumuzdan beri aklımda dönen soruyu sordum.

"İkinci bir çocuk ister miydin?" dediğimde içtiği su boğazında kaldı.

"O nereden çıktı şimdi? Hamile misin yoksa?!" dediğinde gülerek başımı iki yana salladım.

"Hayır değilim. Bugün kızlarla konuşurken sordular, senin hiç fikrini almadığımı fark ettim. Ondan sordum." dediğimde derin bir nefes aldı.

"Bir an nasıl korktum. Bebeğim, senden değil iki, on çocuğum da olsa benim için sorun değil. Ama Farah daha küçük, biraz daha büyüsün, çocukluğunu yaşasın, biz de biraz bu tempodan uzaklaşalım, bu günleri özlediğimizde bir bebek daha yaparız. Zor değil." son cümleyi göz kırparak söylediğinde gülüp karıştırdığım çorbaya döndüm.

"Sen istiyor musun peki?" diye sorduğunda yine bir kendimi sorguladım.

"Sıla ve Elvin'i gördükçe aklıma hamileliğim gelip özletse de, sanırım benim için de daha erken. Ben de senin gibi düşünüyorum." dedim.

Yanıma gelip dudağımdan öptüğünde kısacık bir karşılık verdim. "Her şeyin zamanı var. İkinci bebeğimizin de." dedi.

Haklıydı.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Feride 3 yaşındaki çocuğa bunu anlatman sjsjsjsjssj