Bölüm şarkısı: Alfiru-Taçlı Kızım
3 ay sonra..
Gece gelen şiddetli ağrıyla gözlerimi araladım. Kasıklarımda feci bir ağrı vardı. Kendime geldiğimde bir ıslaklık hissettim. Örtüyü kaldırıp baktığımda suyumun geldiğini fark ettim.
Doğum başlıyordu. Bir anda giren sancıyla çığlık attım. Ahmet uyuyordu, çığlığımla bir anda sıçramış ve yataktan düşmüştü.
"Feride! Ne oldu?!" dedi yerden kalkmaya çalışırken ayağıma dolanan yorganla dengesini sağlayamıyordu.
"Ahmet! Farah, Farah geliyor!" dediğimde gözleri kocaman açıldı. "Ne! Ne demek geliyor, söyle gelmesin. Aman derin derin nefes al! Tut, bekle!"
Söylediği şeylerin saçmalığına bakarken canımın acısıyla uğraşıyordum. "Tutayım mı?! Tuvalet mi Ahmet bu! Ne demek tut! Kalk git Sıla'yı uyandır!" dediğim anda kapı açıldı.
"Feride! O ses neydi?" dedi Sıla içeri girerken. "Ay! Sıla, seni Allah gönderdi. Ah! Suyum geldi, Farah geliyor!" dediğimde, "Ne! Tamam, tamam sakin oluyoruz. Abi, git arabayı çalıştır. Çantalar arabada değil mi?" dediğinde "Evet arabada!" dedim.
"Tamam, abi hadi." dedi Sıla, Allah'tan Sıla vardı. Ahmet dolaptan takım elbise çıkarttığında Sıla'yla ikimiz ona bakıyorduk.
"Abi meclise milletvekili olmaya gitmiyorsun! O takım elbiseyi ne yapacaksın? Giy oradan bir kazak, normal bir eşofman hadi!" dediğinde, "Off! Ahmet, doğuracağım buraya bak!" dedim.
"Doğurma! Dur!" dedi yine. Sabır çekerek tavana baktım.
Sıla elimden tutarak yavaşça beni kaldırdı. Ahmet sonunda arabaya gittiğinde üzerimi değiştirebilmiştim. Sancılar 10 dakikada bir giriyordu.
Arabaya bindiğimizde Ahmet doktoru arayıp haber vermişti.
Mert'i, Aysude'yi, Haldun'u, Yaren'i, Berkay'ı, Elvin'i, ablamları ve annelerimizi haberdar etmiştik. Ailelerimiz yola çıkmıştı.
Bizden önce hastanenin önüne gelen Mert'in haline baktım. Ahmet telefonda öyle bir aramıştı ki, Mert altına şort, üstüne kazak ve mont giymişti.
Biz geldiğimizde haline gülmekten koridora doğuracaktım. Doktor hızlıca muayeneye aldığında bebeğin kalp atışlarını ölçen bir makineye bağlanmıştım. NST cihazı çalışırken Sıla ve ablam lazım olacak eşyaları hazırlıyordu.
Ahmet sonunda sakinleşmişti. "İyi misin?" diye sorduğunda başımı salladım. "Sen iyi misin?" diye sorduğumda o da başını salladı.
Aslında doğum bir hafta sonrasıydı ama Farah hanım sürpriz yapmak istemişti.
Kan alma, serum vesaire derken gece 3'te geldiğimiz hastanede saat sabah 6 olmuştu.
Mert tekli koltukta uyurken Haldun ve Ahmet ikili koltukta uykuya direniyorlardı. Benim sancılarım azalmıştı.
Doktorum kontrole geldiğinde, kalp atışlarının normal olduğunu, doğum için herhangi bir engel olmadığınu söyledi. Sadece şu an sancım az olduğu için suni sancı uygulanacaktı.
Ahmet ve Sıla bir yanımdayken ablam diğer yanımdaydı. Suni sancı uygulandığında ağrım artmıştı ama Farah'ın kalp atışları yavaşlayınca hemen bitirmişlerdi suni sancıyı. Kendi sancısıyla gelecekti. Saat dokuza kadar bekleyecektik. Benim su bile içmem yasaktı şu an ve ben deli gibi susamıştım.
Ailelerimiz yoldaydı. Bir yandan onları beklerken, on dakikada bir giren sancılarla baş etmeye çalışıyordum. Doktorum biraz yürümemi önerdiğinde ayağa kalktım. Koridorda peşimde on kişi vardı. Bir de tabii kamera vardı. Onsuz asla olmazdı. Ahmet sudan çıkmış balık gibiydi. Birkaç tur attıktan sonra biraz pilates topunda açılma olması için hareket etmiştim.
"Ula bu top ne işe yariy?" dedi Haldun gülerken. "Açılma olmasını sağlıyor." dediğimde, "Nasıl yani, ne kadar açılacak ki?" diye sordu Aysude, "On santim kadar." dediğimde Yaren'le ikisinin gözleri açılmıştı. Sıla, "Ne sandınız ya." dediğinde güldüm.
"Şu an tüm kemiklerim ayrı ayrı acıyor." dedim. Ablam, "Kıyamam kuzuma, dayan az kaldı." dedi, arkamdan sarılıp yanağımdan öperken. Bileğini tuttum. En büyük destekçilerimden biri oydu. Tam o sırada giren sancıyla ablamın kolunu sıktım istemsizce.
"Ah! Abla!" dediğimde, "Şşşt, tamam, gel yatağa geçelim, yeter bu kadar." dediğinde Sıla, Ahmet ve ablamın desteğiyle yatağa geçtim. "Süre tutun." dedim nefeslerimin arasında. Ahmet, "3 dakika." dedi ben rahatlarken. "Saat kaç?" dedim canım acıyordu. "Sekiz buçuk." dedi Aysude.
"Of! Hadi kızım, kaç saattir öldüm öldüm dirildim." dedim karnımı severken. Sıla da bana bakarak karnımı sevdi.
"Karnınla son bir iki saatin." dediğinde gözlerim dolmuştu. "Evet.." dedim. Çok alışmıştım.
İki saatin sonunda benim ailem ve Ahmet'in ailesi gelmişti. Annem kapıdan girdiğinde ablam, "Anne! Oh be! Sırtım ağrıdı bütün yük üstüme bindi sanki." demişti.
Annem yanıma gelirken, saçlarımı okşayıp alnımdan öptü. "Küçük kuzum! Oy annem!" derken alnımdan tekrar öptü. Yere düştüğü zaman yanına gelen annesine sarılıp ağlayan bebekler gibi annemin gelmesiyle kendimi güvende hissetmeye başlamıştım. "Anne." derken ağlamaya başladım. Annem de ablam da ve kızlar da ağlıyordu.
Ahmet'in annesi önce Ahmet'e sarıldığında Ahmet'in de bir nebze olsun rahatladığını fark ettim. Anne çok başkaydı.. Biz de mi böyle olacağız bebeğim?
Ahmet'in annesi de yanıma geldiğinde, "Güzel kızım benim. Nasılsın?" diye sordu. O da ağlıyordu. Göz yaşlarımı silip burnumu çektim. "Ortalama 8 saattir sancı çekiyorum. Ama iyiyim." dediğimde o da saçlarımı okşadı. "Aferin kızıma, sağ salim doğuracaksın inşallah. Korkma tamam mı?" dediğinde kuşkuyla başımı salladım. Sıla göz yaşlarını silerken, "Anne daha ne kadar bekleriz?" diye sordu.
"Ne kadar açılman var?" diye sordu annesi. "En son 6 santim kadardı." dedim. "Sancı?" dediği anda bıçak gibi giren sancıyla elim karnıma gitti. "Ah!" hepsi bir anda panik yapmıştı. Ve bu sefer üç dakikada bitmemişti. Sıla doktoru çağırdığında doktor doğuma alacağını söylemişti. Ahmet ve kameraman hariç herkes çıkarken sancıdan her yerim kasılmıştı. Doktor ameliyata hazır şekilde geldiğinde ameliyata hazırlanmış bana baktı. Ahmet de hazırlanmıştı.
"Tamam, harikasın bebeğim." doktorumun sakin ve duru sesi bir nebze olsun içime su serperken sancıyla ıkınmıştım istemsiz.
"Harika, kasılmalar da başladı. Şimdi canım, çeneni göğsüne yaslıyorsun, sancı geldiğinde bebeğini itiyorsun. Her şey harika. Ben bebeği hemen alacağım." dediğinde gözlerimi kapattım. Ahmet hemen yanımdaydı. Bir elim onun elini tutarken, diğer elim demirdeydi. "Hadi güzelim, ben buradayım." Her ne kadar korksa da yanımdan ayrılmıyordu.
"Harikasın Feride, hadi." aniden gelen sancıyla var gücümle ıkınmıştım. "Ah, olmuyor!" dedim. Sanki hiç ilerlemiyordu.
"Oluyor, oluyor. Harikasın, devam et." doktorum hala aynı sakinlikteydi. "Çeneni göğsüne yasla, evet, hadi." Başımdaki hemşire alnımdaki teri silerken çığlık atmamak için nefesimi tutup ıkındım. "Evet, işte böyle. Bunun gibi, hadi bir kez daha!" dedi doktor. Sesi heyecanlanmıştı. "Bir kez daha Feride, hadi güzelim." dediğinde yine aynı şekilde nefes aldım.
Hadi güzel kızım, hadi annene yardım et biraz.
Bir kez daha ıkındığımda doktor, "Evet başı gözüktü, oo baya saçlı bu Feride, hadi bir kez daha." dediğinde yine ıkındım. "Hadi aşkım, çok az kaldı. Geliyor." Ahmet'in sesi anda kalmamı sağlıyordu. Çünkü her an bayılabilirim gibiydi.
Son bir güçle ıkındığımı hissettiğimde doktor, "Kafası geldi! Bezi hazırlayın!" demişti. "Hadi Feride, bu son!" dediğinde başımı kaldırıp cidden son gücümle ıkındığımı hissettim.
"İşte geldi!" dedi doktor. Farah'ı hızlıca göğsüme yatırdığında şok içinde ona bakıyordum. Gelmişti. Kucağımdaydı. Hızlıca sildiklerinde ağlamaya başlamıştı.
"Maşallah, maşallah!" dedi doktor. Ahmet de ben de far görmüş tavşan gibi bakarken, ağlamaya başlamıştım. "Ahmet, yüzüne bak!" dedim. Elini tutup parmaklarını saydım. Altı parmak olma olayı biraz beni korkutmuştu. Ama her şey normaldi.
Farah mırıldanıp ağlıyordu. Ahmet göz yaşlarını silip eğildi. "Babam.." dediğinde Farah gözlerini açtı.
"Bak, tanıyor o seni. Konuş." dediğimde gülümsemiştim. Başının kokusu o kadar güzeldi ki. Hemşire biraz yukarı kaydırdı başı tam boynuma geliyordu.
"Babası gel, göbek bağını sen kes. Göbek adı var mı?" dedi doktor. "Var, Kumsal." dedi Ahmet. Doktorun gösterdiği yerden keserken.
Daha sonrasında onu alıp temizleyip giydirmeye götürdüler.
17 Mayıs 2027 10.42 İstanbul
Kızımla doğum günlerimiz aynıydı..
🧚🏻♀️
Doğumhaneden çıktığımda herkes bebeğin peşinden giderken annem beni beklemişti. Beraber odaya geçtiğimizde üzerimi giyinmeme yardımcı oldu.
"Anne, çok zordu ama kucağıma verdikleri an her şey geçti." dedim annem baş ucumda beklerken. Biz doğumhanedeyken odam süslenmişti.
"Ah kuzum benim. Geçer tabi, annesin sen artık." dedi, hala gözleri dolu doluydu.
Saçımı tarayıp kırmızı tacı da taktığında oturur hale gelebilmiştim.
Kapı tıklatıldığında ablam ve ardından herkes içeri girdi. En son Ahmet elinde çiçekle girdiğinde gülümsemem genişledi.
Mert, "Len, sen hamileyken Ahmet'e çok mu baktın? Ahmet'i kopyala yapıştır yapmışsın!" dediğinde güldüm. "Güldürme Mert, canım acıyor." dedim. Ahmet yanıma gelip çiçeği baş ucuma bıraktı. Elimi tutup alnımdan öptüğünde gülümseyerek ona baktım.
"Farah nerede?" dediğimde, "Getirecekler birazdan." dedi.
Ahmet'in annesi yanıma gelip, "İyisin değil mi yavrum?" dediğinde başımı salladım. Babam ve babası içeri girmek için izin istediğinde Efecan'la beraber içeri girdiler.
Ayrıca Emir Ege de dedesinin kucağındaydı.
"Baba.." dedim gülümserken. "Çirkin ördek yavrusu?" dedi yanıma gelirken. Ağlamıştı. Gözlerinden anlamıştım. "Sen ne ara büyüdün de anne oldun?" dediğinde gözlerim dolmuştu.
Yanıma geldiğinde canımı acıtmayacak şekilde sarıldı. Karşılık verdiğimde sırtımı okşadı.
"Bebeğin de senin gibi, çok güzel. Çirkin ördek yavrusundan, güzeller güzeli bir şey çıktı." dediğinde güldüm. "Baba ya, ben büyüdüm hala ne yavrusu?" dedim omuz silkerken. Herkes halimize gülerken babam, "Ne büyümesi, daha on yaşındasın sen, babaların gözünde kızları asla büyümez. İnanmıyorsan sor Ahmet'e." dedi.
Ahmet'e baktığımda babasının yanında dikiliyordu. Babası kolunu omzuna atmıştı. Diğer tarafında da Sıla vardı.
"Bebeğim nerede benim?" dedim aklım hala ondaydı. O esnada kapı açıldı. Hemşire tekerlekli beşikle içeri girdi. Herkes pür dikkat oraya bakıyordu.
"Annem.." dedim sessizce.
"Biraz uzak yoldan geldik. Çok yorgunuz, uyanamadık." dedi hemşire gülümseyerek. Kucağına aldığı Farah'ı yavaşça benim kucağıma bıraktı. Üzerinde Galatasaray arması olan tulumu vardı. Sarı kırmızı bir örtüye sarmışlardı. Şapkası da vardı.
Tüy tutar gibi tutarken yüzüne baktım. Cidden ağzı ve kaş yapısı aynı Ahmet'e benziyordu. Göz ve burnu bana benzemişti. Herkes gülümseyerek bize bakarken, boynunu kokladım. Hala mis kokuyordu.
Ahmet'e baktığımda gözleri dolmuştu. Elimi uzatıp yanıma çağırdım. Yanıma oturduğunda, ben de ağlıyordum. Ne çok ağlamıştık ya.
Ahmet'in göz yaşının ıslattığı yeri kuruladım. O da benim yanağımı sildiğinde, sesimi bulup, "Tanıştırmamı ister misin?" dedim. Güldü, "Biz tanışıyoruz kendisiyle." dedi. O sırada hala teni kırmızı olan Farah, hala şiş olan yüzü ve pembe dudaklarıyla battaniyenin arasından çıkarttığı elini emiyordu.
"Sanırım acıktı." dediğimde hemşire, "Evet, anne ve babayı biraz başbaşa bırakalım, hem bebek karnını doyursun, sizi öyle alalım." dediğinde odadakiler odadan çıktı.
Hemşirenin yönlendirmesiyle emzirmeye çalıştığımda önce istemedi, eliyle ittirdi ama birkaç damla süt geldiğinde, refleksle tuttu ve karnını doyurmaya başladı. Çok garip bir histi. İçim çekiliyor gibiydi ama bir o kadar da güzeldi. Minicik bir yavrunun karnını doyurabiliyordum. O kadar mucizevi bir şeydi ki.
"Ahmet, ben hala inanamıyorum. Ciddi ciddi bebeğimiz oldu." dediğimde güldü. "Evet, ciddi ciddi oldu." dedi. Hala emiyorken bir elini tutup parmaklarını öptü Ahmet.
Ben ikisini izlerken, gelip benim dudaklarımı da kapattığında, olayın gerçekliğini bir kez daha fark ettim.
Biz anne baba olmuştuk.
"Bana bu dünyada paha biçilemez bir şey verdin. Sen bana dünyaları verdin." dediğinde alnı alnıma yaslanmıştı. Alnımızı ayırmadan bakışlarımı Farah'a çevirdim. Sonunda doymuştu. Yavaşça ayırıp, üzerimi toparladım.
"Sen de bana dünyaları verdin. Lafı mı olur?" dediğimde gülümsedi.
"Hadi çağır, herkes merak ediyor." dediğimde insanları içeri çağırdı.
Sıla yanıma geldiği gibi, "Dayanamayacağım daha fazla, alabilir miyim?" dedi heyecanlı bir sesle. Gülerek onayladım, "Tabi alabilirsin, halasısın sen onun. Sormana bile gerek yok." dediğimde gelip önce beni öptü.
"Allah'ım bu hayatta yaptığım en doğru şey kankamı abime ayarlamaktı." dediğinde hepimizi güldürmüştü.
Eğilip Farah'ı dikkatlice kucağına aldı. "Bismillah." dediğinde gülümsedim. "Halam, bebeğim, ortakçım, hoş geldin." dedi burnunu burnuna değdirirken. Kucağında biraz tuttuktan sonra ablam aldı, "Teyzoşum, prensesim, canımın içi, hoş geldin ballı çöreğim." dediğinde biz gülümseyerek onları izliyorduk. Babasının kucağında duran Emir Ege'ye gösterdi ve alnından öptürdü. Daha sonra Efecan kucağına aldı. "Bu çok küçük!" dediğinde güldüm. "Dayı mı oldum ben şimdi ikinciye? Hey be, şunun güzelliğine bak! Hoş geldin bıcırık, ömür billah gözüm üstünde artık." dediğinde yanağından öptü. Herkes Efecan'a gülerken Ahmet diken üstündeydi.
Annem kucağına aldığında biraz rahatlamıştı. "Bu yaşımda ikinciye anneanne oldum ya." dedi annem gülerek. "Ay şuna bakın ya, Feride bebekliğine çok benziyor." dedi annem, ablam "Aman huyu benzemesin." dediğinde annem güldü. Babam da ona eşlik etmişti.
"Aa, niye?" dedim. "Uyumuyordun." dedi babam çok net bir şekilde.
Annem de biraz sevdikten sonra babam aldı. "Kız babası olmak başka, kız torunu dedesi olmak bambaşkaymış. Şuna bak hele, göz de açmayı biliyor!" dedi gülerek. Babamı kucağında çocuğumla görmek çok farklı bir duyguydu.
Sonra Ahmet'in annesi aldı. "Oy kuzumun kuzusu! Prensesim benim. Hoş geldin ya! Valla çok hoş geldin." dedi gülerek.
"Evlat ceviz, torun ceviz içi derlerdi de inanmazdım." dediğinde Ahmet, "Papucumuz dama atıldı Sıloş." dedi annesi, "He valla atıldı." dediğinde ikisi de şokla annesine bakıyordu. Annesi kucağına yatırdığı Farah'ın şapkasını düzeltirken. Daha sonrasında da babası aldı.
"Ahmet len, bu çocuğun genlerinin çoğu gelinimden galiba, çok tatlı lan bu." dediğinde herkes gülmüştü. Ahmet de dahil.
Daha sonrasında Mert aldı kucağına biraz acemi olduğu için Elvin de bırakmıyordu.
"Oğlum, şunun ağzına burnuna bakın, minicik bir şey lan bu." dedi Mert eline uzaylı vermişiz gibi bakıyordu çocuğuma.
"Harbiden, Ahmet senden nasıl çıktı lan bu?" dediğinde tekrar güldüm. Elvin, "Maşallah de çocuğa nazarın değecek, ver biraz." dedi elinden alıp bakarken. Sonrasında sırayla, diğerleri aldı. En son Serra alıp sevdikten sonra sonunda yatağına kavuşmuştu.
Bu gece benimle ablam kalacaktı. Herkes gittiğinde yorgunluğum baş göstermişti. Farah'ı ablama emanet edip biraz dinlenmek için uyudum. Tabi ondan önce bir güzel yemek yedim ve su içtim.