Sabah uyandığımda Ahmet yatağın bir ucuna gitmişti. Ben ise geri kalan tün kısmı hamile yastığımla kaplamıştım. Ne yapayım, başka türlü uyuyamamıştım.
Aklıma gece gördüğüm kabus gelince elimi karnıma götürdüm. Derin bir nefes alıp, biraz zorlanarak yataktan kalktım. Karnımda dev bir karpuz taşıyorum gibi bir histi. Sonunda ayaklanabildiğimde derin bir nefes verdim.
Üzerime beyaz sabahlığımı geçirip banyoya geçtim. Rutin işlerimi halledip odaya döndüğümde Ahmet'i yastığıma sarılı şekilde buldum. Koca yastığa sarılmış, ayak kısmına da ayaklarını atmıştı. Çok komik gözüküyordu. Bu anı kaçıramazdım. Hemen fotoğrafını çektim, ışığı ve açıyı ayarladım. Story atacaktım,'Yastığımla aldatıldım, iki dakika boş bırakmaya gelmiyor.' yazdım etiketleyip paylaştım. Telefonuna bildirim gitmişti.
Dolabın kapağını açıp içimde hareketlerini hissettiğim Farah hanımla konuşmaya başladım.
"Günaydın prensesim. Bugün ne giyinsek?" dediğimde sağ tarafımda tekmesini hissettim. Elimi karnıma getirip annemin dediğini yapıp salavat çektim. Günlük olarak da annemin dediği sure ve duaları dinliyordum. Bebeğini maneviyattan uzak tutup bu tür şeyleri yobazca bulanları anlamıyordum. Bunları yaptıkça doğumumun kolay olacağını ve güvende olduğumuzu hissediyordum.
Dolaptaki kıyafetlerime göz attığımda kot tulumumla bakıştık. Onu alıp içine gri bir kazak seçtim. Üzerimi değiştirdiğim esnada Ahmet esneyerek uyandı.
"Günaydın aşkım." dediğimde yüzünü ovuşturup, "Günaydın canımın içi." dedi. O ayılmaya çalışırken ben makyaj masama geçmiştim. Saçımı tarayıp başıma beyaz bir bandana geçirdim. Siyah gri tonlarında hafif bir makyaj yaptım. O sırada Ahmet banyodan çıkmıştı.
Dolaba yönelmeden gelip yanağımdan, sonra saçımın açık bıraktığı boynumdan öptü. Ve tulumumun belli ettiği karnımı okşadı. "Günaydın bebeklerim." dediğinde gülümsedim.
Dolabı açtığında bir müddet dolabı süzdü. En sonunda beni yanıltmadı. Siyah bir eşofman ve beyaz bir sweat çıkartıp giydi. Yatağı düzelttiğinde ben ayakkabılarımla bakışıyordum.
Önce güldü. Sonra, "Ayakkabıları giymekte yardım lazım mı?" dediğinde masum bakışlarım onu buldu. Dudağımı büzüp başımı salladığımda daha çok güldü. "Gel bakalım." dediğinde spor ayakkabılarımı giymeme yardım edip bağcıklarımı bağladı. Kalkmadan karnıma öpücük bırakıp ellerimden tutarak ayağa kalkmama yardımcı oldu.
"Teşekkür ederiz babası." dedim ve yanağıma öpücük bıraktım. "Rica ederim, hadi siz inin ben geliyorum." dedi.
Başımı salladım, telefonumu alıp odadan çıktım. Sıla da üst kattan iniyordu. "Günaydın!" dedim neşeli bir sesle. "Günaydın yengelerin en ballısı ve yeğenlerin en tatlısı!" dediğinde gidip yanağından öptüm. Elini karnıma getirdiğinde koluna girdim. "Nasılız bugün?" dediğinde, "Çok açız." dedim.
"Hiç şaşırmadım." dedi ve güldü. Aşağı indiğimizde kahvaltı hazırlanıyordu. "Günaydın Pelin Abla." dedim, Sıla da aynısnı dediğinde Pelin Abla başını salladı.
"Günaydın hanımlar. Buyurun hadi." dedi. Artık aramızdaki mesafe kalkmıştı. Bu sabah da yine döktürmüştü. Benim vitamin eksikliğimden dolayı her öğünde bol bol vitamin vardı.
Biz başlarken Ahmet aşağı inmişti. "Günaydın hanımlar." dediğinde başımı salladım ve önümdeki patatesi tabağıma almak için uzandım. Ahmet Sıla'nın yanağından öperken diğer yanağından da makas almıştı.
"Sıloş, ev işini ne yaptınız?" dediğinde bakışlarımı tabağımdan ayırıp Sıla'ya baktım. Çayından bir yudum alıp, "Bugün bir iki yere daha bakacağız. Ama ben geçen günkü evde takılı kaldım. Hem buraya da yakın, Berkay da orayı beğendi. Muhtemelen yine oraya döneceğiz ama buralara da bakalım, aklımızda kalmasın." dedi.
Ahmet tabağına peynir alırken başını salladı. "Bakın tabi abiciğim, içine sinen bir ev olması çok önemli. İçine sinmeyen bir yere gitme." dediğinde gülümsedim. Farah Ahmet'in sesini duyduğunda hareketlenmişti.
"Ay, kızım dur." dedim elimi karnıma atarken. "Tamam baban burada, bir yere gitmiyor." dedim.
Ahmet gülerken, Sıla da ona katılmıştı. "Babam, sen benim sesime tepki mi veriyorsun bakayım?" dedi. Sesi eğlenir ve neşeliydi. Gülümsedim, eli karnımdaki yerini aldığında Farah yine tekme atmıştı. "Ahmet sus, konuştukça vuruyor." dedim.
Sıla, "Daha doğmadan babacı." dediğinde acının hafiflemesiyle başımı salladım. "Ama sarıldığında da beni kıskanıp tekme atıyor. Bazen Ahmet gece elini falan karnıma attığında tekmesine uyandığım oluyor. Ahmet elini çekene kadar da durmuyor." dediğimde ikisi de gülmüştü.
"Özgürlüğüne düşkün olacak diye yorumladım." dedi Sıla.
"Ben artık yorumlayamıyorum." dedim, yine ikisi de gülmüştü.
🎈
Bugün son üç ay için bir kursa yazılmıştık. Hem doğum, hem doğum sonrası için de eğitim alacaktık. Ahmet biraz benim zorumla kabul etse de, benim korkularımım hafifleyeceğini düşünerek kabul etmişti.
Yola çıkmıştık, Sıla ve Berkay da ev bakmaya gitmişlerdi. Sıloşsuz bir ev nasıl olacaktı bilmiyordum, ama Allah'tan kızım doğacaktı da oyalanacaktım. Ahmet için özellikle tam olmuştu.
Sonunda geldiğimizde arabadan indik. Ahmet yine video çekiyordu. Vlog için de bir kanal açmıştı. Totalde üç kanalı vardı. Biri oyun, biri eğlence, biri de vlog kanalıydı. O yüzden sürekli kamera karşısındaydı. Yoruluyordu ama şikayetçi değildi.
"Evet arkadaşlar, şu anda Feride hanımın ısrarı üzerine pilates yapmaya geldik." dediğinde gülümseyip kameraya baktım.
"Kızım ben ne anlarım pilatesten?" dediğinde kaşlarımı çatıp ona baktım, "Çocuk istiyorum demeyi biliyordun, katlanacaksın." dediğimde güldü.
İçeri geçtiğimizde eğitmenimiz bizi karşıladı. "Hoş geldiniz." dedi gülümseyerek.
"Hoş bulduk." dedik ikimiz de aynı anda.
"Sizi içeri alalım, üzerinizi değiştirin, birazdan başlayacağız." dediğinde başımızı salladık ve bizim için ayrılan odaya geçip üzerimize rahat kıyafetler giydik. Siyah taytımın üzerine pembe bol, uzun bir tişört giydim.
Ahmet de gri tişört ve siyah eşofmandan devam ediyordu. Telefon ve kamerayı aldıktan sonra kapıyı kilitleyip salona geçtik. Yerdeki matların üzerine oturduğumuzda eğitmenimiz gelmişti.
"Öncelikle hepinize merhaba, ben Deniz. Bu son üç aylık serüvenimizde bebeklerimizin anne karnındaki son zamanlarını en güzel şekilde değerlendirip, anneyi de bebeği de ve tabi babaları da doğuma ve doğum sonrasına hazırlamayı amaçlıyoruz. Bugün sizleri çok yormayacağız. Bugün biraz bebeğimizle olan bağımıza bakacağız." dediğinde gülümseyerek karnıma baktım ve elimi gezdirdim.
"Aranızda bebeği, sesine tepki veren var mı? Özellikle babasının sesine tepki veren?" dediğinde Ahmet ve ben, bir de arka taraftan iki, üç çift el kaldırmıştı. "Çok güzel, bir deneyelim mi?" dediğinde gözleri bizi buldu. Ahmet kamerayı yere bıraktığında matın üzerinde Ahmet'e döndüm. "Şu an uyumuyor değil mi?" dediğinde kaşlarımı kaldırdım. Hareketliydi. Çikolata yemiştim çünkü.
"Babacığım, kızım, nerde benim prensesim?" Ahmet karnıma yaklaşıp konuştuğunda eğitmen dahil herkes bize gülümseyerek bakıyordu. Ben ise kendimi gelecek olan tekmeye hazırlamıştım. Sol tarafımdan okkalı bir tekme yediğimde, "Ah! Acıttı bu!" dedim. Herkesin tebessümü minik bir gülmeye dönüşmüştü.
Deniz hanım, "İşte bu çok güzel! Bebeğinizin ismi belli mi?" dediğinde gülümseyerek başımı salladım. "Farah, Farah Kumsal." dedim.
"İsmi de çok güzel, gördüğünüz gibi. Babasıyla daha doğmadan çok güzel bir bağ oluşturmuş bile. Doğduğu andan itibaren bu bağ daha da kuvvetlenecek. Babasının sesinin verdiği güvenle tepki verebiliyor. Peki anneye karşı da böyle mi?" diye sorduğunda, başımı salladım hafifçe. Ahmet elini çektiğinde başını hissettiğim yere elimi koydum, "Miniğim, güzel kızım, uyandı mı benim küçük kızım?" dediğimde karnımın hareketi dışarıdan belli olacak şekilde dönmüştü.
"Vay, gördünüz mü nasıl hareket etti! İşte tam olarak bundan bahsediyorum. Bazı bebekler, özellikle erkek bebekler daha az tepki verebilir. Bazıları da mizaçları gereği kendi istediği zaman tekme atabilir, bu önemli değil. Anlatmak istediğim, bu 6 aylık süreçte siz onunla ne kadar konuştunuz, varlığınızı ne kadar hissettirdiniz? Eğer bu zamana kadar böyle bir gelişme elde edemediyseniz de üzülmeyin, burada halledeceğiz." dedi gülümseyen ve güven veren bir sesle. Bir iki çiftle daha konuştuktan sonra, bir iki hareket göstermişti. Doğum öncesinde devamlı yapmamızın doğumu kolaylaştıracağını anlatmıştı.
İki saatin sonunda birçok bilgi, okuyabileceğimiz kaynak ve rahatlamış bir
zihinle ayrılmıştık.
Ama ben hem yorulmuştum, hem de uyku bastırmıştı. Ofise geçiş yolunda uyuyakalmıştım.
Ofise geldiğimizde Ahmet yavaşça beni uyandırmıştı. "Bebeğim geldik. Kucağıma alacaktım ama bir şey olur diye korktum." dediğinde gülümsedim.
"Uyandım, uyandım. Ama inmeme yardım eder misin?" dediğimde gülümsedi. Arabadan indi ve kapıyı açtı. İnmeme yardımcı olduktan sonra koluna girdim. İçeri girdiğimizde ekipten çoğu kişi buradaydı.
"Ooo kimler gelmiş!" dedi Mert. O da evlilik telaşında olduğu için ara ara görüşebiliyorduk.
"Amcasının prensesi! Hoş geldin!" dediğinde hafif eğilip kafasının önünde elimi salladım. "Hey, ben de buradayım. Hani ben gelmeden o daha gelemez ya!" dediğimde Tuğçe gülerek yanımıza geldi.
"Hoş geldin yavrum!" dedi ve gülerek bana sarıldı. Dolayısıyla Farah'a da sarılmıştı.
"Ay tulum çok yakışmış Feride!" dediğinde güldüm. "Darısı başına hayatım, darısı başına!" dedim. Onlar da geçen yaz evlenmişlerdi. "Sus kız, benim başıma sarma Yiğit'i!" dedi sessizce. Gülerek karşılık verdim. Kurgu odasından çıkan Haldun ve Aysude'yi gördüğümde gözlerim parladı. "Aaa! Abiş! Aysude'm!" diyerek ikisine sarıldığımda karşılık verdiler, Farah izin verdiği kadar.
Haldun, "Uy şunun tipe bakun hele!" dedi karnımı severken. Ahmet kurgu odasına geçmişti. "Ay çok yoruldum, oturalım mı?" dediğimde hemen koltukların olduğu yere geçtik. Normalden daha aşağıda olan koltuklara baktım ve Haldun'a elimi uzattım. "Bu koltuklar çok aşağıda, yardım et!" dedim. Gülerek elimi tuttu ve oturmama yardımcı oldu.
"Ayaklarım şişti ya." dedim ayaklarımı öne uzatırken. Aysude yanıma oturmuştu. Haldun'a kaçak bir bakış attığını fark ettim. "Ay Feride, ne zaman çıkacak bu?" dedi karnımı severken. "Çocuğuma bu demezsek yalnız, adı var onun." dedim karnımı okşarken.
"Ay pardon, Farah'çığım." dediğinde gülümsedim. Adını her duyduğumda gülümsüyordum.
"Üç ayımız kaldı teyzesi. Üç ay sonra seveceğiz inşallah." dedim. Gülümsediler, yine kaçak bir bakış yakaladım. Haldun, "İçecek bir şey ister misin?" diye sorduğunda susadığımı hissettim. "Olur, portakal suyu var mı?" dedim. Ahmet sayesinde tadına alışmıştım. Günde bir kere içmeyince garip geliyordu.
"Hazır içme, ben gidip portakal alıp geleyim, taze taze sıkayım kardeşime. Aşkım, sen?" dediğinde gözlerim kocaman açıldı. Aysude'nin de başı Haldun'a dönerken, "Yok canım, ben kahve yaparım birazdan." dediğinde bu sefer bakışlarım Aysude'ye döndü.
"Aşkım mı? Canım mı? Siz ne ara oldunuz lan!" dediğimde Aysude, "Ayyy! Ben sana anlatmadım mı?" dedi.
"Hayır! Nasıl unutursunuz beni ya! Benim içimde, çocuk var. Elleri, ayakları bile var. Ben iki kişilik bir insanım, beni unutsanız Farah'ı hatırlamanız lazımdı ya! Görüyor musun kızım teyzen de dayını! Beni unutmuşlar, seni de unutmuşlar. Artık davetiye atardınız! Unutmazsanız ta-"
"Uy bi' sus da!" diye isyan etti Haldun. Ahmet benim sesime odadan çıkmıştı. Aysude ağzı açık bir şekilde bana bakıyordu.
"Hayatım ne oldu? Neden bağırıyorsun?" dedi Ahmet şokla. Tek elimi ona uzattım beni kaldırması için. Sinirliydim ama ayağa bile kalkamıyordum.
Beni anlamıştı, hemen yanıma geldi. Elimi tutup dikkatlice kaldırdı beni. Nefesimi verip yüzüme gelen saçı çektim. "Sen biliyor muydun?!" dedim Ahmet'e dönüp. Tuğçe, Yiğit ve içeriden gelen Yaren, diğer odalardan çıkan birkaç kişi anlamaz gözlerle bize bakıyordu.
"Neyi hayatım?" dedi Ahmet, benim aksime çok sakindi.
"Haldun'la Aysude'nin sevgili olduğunu?!" dediğimde Ahmet de şaşırmıştı. "Hayır canım, bilsem söylerdim sana, senden öğreniyorum." dediğinde Aysude ve Haldun'a baktım.
Yaren, "Siz ne zaman sevgili oldunuz?" dediğinde tek bilmeyenin ben olmadığımı anladım. Rahat bir nefes verirken Ahmet'in yardımıyla tekrar oturdum.
"Ya daha çok yeni. Daha biz bile alışamadık, Feride'm çok sağ ol aşkım, bizim yerimize herkese duyurdun." dediğinde hem sinirden, hem de zor hareket ettiğimden oturduğum yerde soluklanıyordum. Elimi karnımda gezdirip, ağzıma gelen saçımı üfledim.
Nefes nefese, "Rica ederim, ama bir an bir tek ben bilmiyorum sandım. Huh! Çok korktum." dedim. Haldun burun kemerini sıkıyordu. "Abiş!" dedim sesimi sevimli hale getirirken.
"Portakal suyu?" dediğimde Haldun siniri geçmiş şekilde gülerken diğerleri de ona katıldı.
Ben ise masum bakışlar atmakla meşguldüm.
🎀
Haldun portakal alıp gelmiş, taze taze sıkmıştı, herkes kahve içerken ben portakal suyumu içip, karnımın üstüne koyduğum kekimden yiyordum. Yaren hemen sol yanımda, Aysude hemen sağ yanımdaydı. Ahmet tam karşımda tekli koltukta gülerek beni izliyordu. Elinde Americanosu vardı.
"Ayy! Üç ay demek he? Korkuyor musun?" diye sordu Yaren.
Ağzımdaki keki yuttuktan sonra portakal suyumdan içtim. "Biraz. Ama karnında bir bowling topu taşımak gibi hissetmektense bir gün acı çekmek daha mantıklı." dedim tekrar kekten ısırdım.
Ahmet, başını iki yana sallayıp gülerken kahvesinden içti. Aysude, "Farah eminim çok tatlısındır teyzecim. Ama annen şu an çok daha tatlı." dediğinde herkes onu onaylayan mırıltı ve gülmeler çıkarmıştı.
Elimdeki kekle onlara bakarken ben de güldüm. "Yemek görünce aklımı kaybediyorum." dediğimde Haldun, "Söylemene gerek yok, görüyoruz. " dediğinde herkes güldü, ben dahil.
Ahmet yerinden kalkıp saate baktı. "Kurgu bitmiştir. Eve geçelim mi aşkım?" dediğinde portakal suyumu bitirmiştim.
"Olur geçelim. Sıla'yla doğum çantasını ayarlayacağız zaten." dedim. "Ay biz de gelelim mi?" dedi Yaren hevesle, Aysude de gözleri parlamıştı.
"Olur gelin tabi, ablamı arar mısın aşkım? O da gelecekti." dedim kalkmak için hazırlanırken.
"Ararım yavrum, gel kaldırayım seni." dedi, koluma girerken.
🧸
Ablam, Sıla, Aysude ve Yaren'le beraber hastane çantası hazırlıyorduk. Eşyalar gelmiş, yıkanmış ve ütülenmişti. Bavula ve bebek çantasına gerekli eşyaları yerleştirirken Haldun ve Ahmet de kenardan izliyorlardı.
"Bu ne Feride?" dedi Aysude elinde tuttuğu göğüs ucu merhemi ve başlığıyla.
"Göğüs ucu merhemi ve başlığı, ilk emzirme döneminde yara olabilirmiş, onun için." dedim. "Hıı.." dedi incelerken.
"Peki bu ne?" dedi Yaren, "O da otomatik süt sağma makinesi. Direkt göğsümün üstüne bırakacağım, prize bağlı kalmadan sağacak." dedim. "Vay be." dedi o da önüne dönerken.
Ablam küçük hurçların içine eşyaları yerleştirirken bana anlatıyordu.
"Bak bunu doğumhaneye vereceğiz, bu en üstte dursun." dedi elindeki yenidoğan takımını gösterirken. Başımı salladım, Ahmet, "Hayır onu değil, bunu vereceğiz içeri." dedi elinde tuttuğu Galatasaray tulumuyla.
"O nereden çıktı?" dedim gülerken. Vermesi için tuluma uzandım. "Ahmet, fotoğraf çek!" dedim tutulumu karnıma tutarken.
Birkaç poz çektiğinde alıp baktım. Öncesi sonrası yapacaktım.
"Evet abla, bunları verelim." dedim takımı ona uzatırken. Ablam gülerek, "Peki mâdem." dedi.
Bir saatin sonunda her şey hazırdı. Misafirlerimizle oturup konuştuktan sonra uğurladık.
Bugün çok yorulmuştum. Odamıza çıkıp üzerimi değiştirdiğim gibi yatıp uyumuştum.