İçeriğe geç

Ateş Hattı | AhFer

Bölüm 34 · 6 dk okuma

Ateş Hattı | AhFer

Bölüm 34

Bölüm 34: Düğün Alışverişi

1 Ay Sonra..

Evin büyük bir çoğunluğu tamamlanmıştı. Çok az bir kısmı kalmıştı. Ahmet ve Feride ise harıl harıl bu süreci en iyi şekilde atlatmak için çalışıyorlardı.

Aralarda çıkan küçük pürüzler onları yavaşlatsa da onlar desteği başkalarından değil birbirlerinden alıyorlardı.

Bugün dışarıdaki işleri halledeceklerdi.

Feride'den

"Ahmet hadi, daha yapılacak işler var." Artık ben bu cümleyi kurmaktan bıkmıştım, eminim Ahmet de duymaktan.

O kadar yoğun bir süreçteydik ki, kimin nerede yattığı kalktığı belli değildi.Düzen falan kalmamıştı. Düğüne iki hafta kalmıştı.

"Of Allah'ım çok yoruldum! Biz niye düz bir nikah yapmıyoruz?" yine aynı soru, yine aynı surat ifadesi..

"Bunu sana açıklamayacağım Ahmet, ben öyle istiyorum. Kalk ve üzerini giyin, hadi!"

Odasından çıkıp, açlıktan ölmeyelim diye uğraşan Sıla'nın yanına geçtim. Masaya çayları koyuyordu.

"Çok zayıfladın Feride ya! Bugün doğru dürüst kahvaltı yapacaksın! Bak gelinlik provası var, olmayacak o gelinlik!" Sıla da buna takmıştı üç gündür gördüğü her yerde ağzıma bir şeyler tıkıyordu.

Stresten ve düzensizlikten kilo vermiştim.

"Yahu tamam sakin ol bir." dedim sandalyemi çekerken.

"Abim uyandı mı?" diye sorduğunda çayımdan bir yudum alırken başımı salladım.

"İyi hadi." Ahmet'in de gelmesiyle kahvaltıya başladık.

O esnada telefonum çaldı. "Efendim abla?"

"Feride annem çeyizleri kamyona yüklemiş, şimdi aradı, kamyon yola çıkmış. Siz bugün kendi işlerinizi halledin ben çeyizi hallederim."

"Tamam abla, zaten çok bir şey yok. Neyin nereye konulacağını biliyorsun, ben akşama doğru gelirim bakarız zaten." dediğimde onayladı ve telefonu kapattım.

"Ne olmuş?" diye sordu Ahmet, hala ayılamamıştı.

"Çeyizler yola çıkmış, ablam ilgilenecek." dediğimde Sıla, "Hii! Abi senin çeyizin!" diye çığlık attı. Sıla ve ablam tüm adetleri yerine getirmeye and içmiş gibiydiler. Hatta öyle ki, sırf adet yerini bulsun diye gelin ve damat bohçası bile yapmışlardı.

"Abicim bir dur, o bari kusur kalsın!" diye sitem etti Ahmet.

"Ya zaten evde her şey var, baba gelenler de annemin zorla yaptırdığı şeyler. O evde dantel kullanacak halim yok." dediğimde Sıla başını iki yana salladı.

"Hayır olmaz, annemi arayayım hemen onlar da gelsin." dediğinde artık ağlayacak haldeydik Ahmet'le.

Sıla mutfaktan çıkarken biz yemeğimiz yiyorduk. "Bugün video da atmam lazım. Of Allah'ım!"

Aşırı bunalmıştık. İkimiz de bir an evvel her şeyin bitmesini bekliyorduk, kurbanlık koyun gibi.

Aman bunu Sıla'nın yanında söylemeyeyim, kınalı kurban keseceğiz diye tutturur.

Kahvaltıdan sonra önce düğün salonuna gittik. Kır düğünü olacaktı. Konsepti ayarlamıştık. İkramlıklar seçilmişti.

Beyaz masa ve sandalyelerin arkasında ahşap görünümlü tüllerden bağlanacaktı. Masalar beyazdı ve aynı tülden ortaya bir şerit yapılacaktı. Üzerine ortanca çiçekleri ve yapay beyaz mumlar konulacaktı. Belli başlı yerlerde olan ağaçlardan ampüller sarkacak, ampüllerin içine led ışıklar konulacaktı.

Fotoğraf çekilmek için bir arka plan ayarlanacaktı ve pist olabildiğince boş bırakılacaktı.

Salonda işimiz bittikten sonra, gelinlik ve damatlık provasıyla ilgilenmeye sıra gelmişti.

Ahmet, Mert ve Yiğit'le buluşup giderken biz de Tuğçe ve Elvin'le buluşup gelinliği denemek için özel tuttuğumuz moda tasarımcısının yanına geçtik. Elvin'in bir arkadaşıydı kendisi ve tam istediğim gibi bir gelinlik üzerinde çalışmıştı.

Her şeyde abartıya kaçmayı sevsem de, gelinliğimde ve evimde bu böyle olmamışt. İleride dönüp baktığımda beğenmediğim bir şey olmasın diye özellikle anı kalacak olan şeyleri ince eleyip sık dokuyordum.

Çocukluğumdan beri hayalimde canlanan gelinliği anlattığım Gülbeyaz, tam istediğim gibi bir şey yapmıştı.

V yaka gelen gelinliğin sırtı da hafif açıktı. Üst kısmında çiçek güpürleri lan gelinliğin, kollarında da hayal tül üzerine aynı güpüler işlenmişti. Ve aynı çiçekler belimden biraz daha aşağıya doğru uzanıyordu. Etekleri aşırı kabarık değildi. Ayağıma fazla dolanması ve fotoğraflarda fazla kabarık çıkmaması için eteklerinde çok fazla tül kullanılmamıştı. Kolları bileklerden lastikli olduğu için bilek kısmı çok şirin duruyordu. Ayrıca bu üzerimdeki güpür detaylar gelinlikten ayrılıyordu. Çok uzun bir kuyruğu yoktu, after parti için de beyaz mini bir elbise seçmiştim. Bu güpür detayı onun üzerinde de kullanabilecektim.

Gelinliğin birkaç işi daha bittikten sonra Sıla da kendi elbisesini denedi. Onun elbisesini de Gülbeyaz yapmıştı. Elbisenin rengi gül pembesiydi. Altındaki kumaşın üzerine aynı tonda tül, tam göğüs kısmının altına aynı kısma bir kuşak çalışılmıştı. Kuşağı hemen üstünden üzerinde minik minik papatyalar olan bir tül başlıyordu. Elbise V yaka geldiğinden göğüs üstü ve kolları papatyalı bir tülle kaplıydı. Kollar balon ve salaştı. Etek kısmında ise hafif pırıltılar eklenmişti. Hem kır düğününe hem de damadın kız kardeşine yakışan bir elbiseydi.

Onun da işi bittikten sonra Ahmet'lerle buluşmuştuk. Ahmet damatlığın son haliyle fotoğraf çekinmişti. Ve tam istediğimiz gibi olmuştu.

O daha benim gelinliğimi hiç görmemişti ama ben damatlığın tüm yapılış sürecine hakimdim.

Sırada kına için alınacaklar vardı. "Evet şimdi, annelerimizin ısrarı üzerine bindallı net giyeceksin. Kına tepsisi gibi şeyleri salon karşılıyor zaten ama biz anı kalsın diye alalım diyoruz. Ayrıca bindallı dışında da giyeceğin bir elbise almamız lazım." dediğinde başımı omzuna yasladığım Ahmet ve ben aynı anda, "Allah'ım imdat." diye sitem ettik. Ahmet, "Yemin ederim bu düğün çoluğumuzun çocuğumuzun rızkını yedi." dediğinde gülerek ona katıldım. Tüm aile bireyleri her şey eksiksiz ve dört dörtlük olsun istiyor ve sürekli bir şey çıkartıyordu. Onları da anlıyorduk, sonuçta çocukları bir kez evleniyordu ama o çocuklar iki ayda yirmi yaş yaşlanmıştı.

Sıla'nın önderliğinde önceden ayarladığı bir mağazaya girdik. Önce birkaç tane bindallı denedim. Benim aklım mor olanda kalırken Sıla lacivert, Ahmet ise kırmızıyı yakıştırmıştı.

"Bence kırmızı abi, kınanın rengi kırmızı değil mi?" onun derdinin kına olmadığını biliyordum. Bakışlarımı ona sabitlediğimde, "Bakma bana öyle, yakıştı bir kere!" dedi.

"Senin derdin kına değil! Yemem ben bu numaraları." dediğimde güldü. Üzerimde hala kırmızı bindallı vardı.

"Kırmızı limonuma kırmızı yakıştı işte!" dediği anda göğsüne yavaşça vurdum.

"Hayır Ahmet ya!" diye direttim ama ağzımdan girip burnumdan çıkıp beni ikna etmişti. Kırmızı bindallıyı almıştık. Ayrıca kına için de gelinliğimden daha kabarık prenses modele yakın kabarıklıkta bir kıyafet seçmiştik. Sıla, 'Kına bu sonuçta düğün değil, biraz abartabiliriz!' diyerek zorla aldırmıştı.

Göğüs kısmı ve etek kısmı parıl parıl parlarken, kuyruğu gelinlikteki gibi çok uzun değildi. Sıla, Elvin ve Tuğçe de kendine elbise seçmişti. Onlar nedime olduğu için kınada mor giyeceklerdi, Elvin ve Tuğçe saten kumaştan yana tercih yaparken Sıla taşlı bir elbise seçmişti. Onları da alıp çıktık.

Eşyalarla birlikte yalıya uğradığımızda pertim çıkmıştı. "Ay ayaklarıma kara sular indi!" diye söylenirken Ahmet, "Battık, vallahi battık billahi battık." diye söyleniyordu. Ona da kına için takım, ayrıca ayakkabı ve takıları da aldığımız için Ahmet ruhunu teslim etmiş gibi davranıyordu.

Mert, "Oğlum ben evlensem de nikahtan evlenirim, bu neymiş lan, ilk defa Ahmet'e üzüldüm." dediğinde Elvin, "Hee aynen nikahtan evlenirsin, bak evlendin şu an!" dedi.

Ben köşemde ölmeyi beklerken Sıla ve ablam tam gaz çeyizleri diziyorlardı.

"Feride bak havluları buraya koyuyoruz." ablama ters ters bakıp Ahmet'in dizine yattım. "Ben ölmeyi bekliyorum, ablam havlu diyor." dediğimde Ahmet de durumun ikonikliğine gülmüştü.

"Başka alınacak bir şey kaldı mı?" diye sorduğunda Sıla ve ablam düşünürken ben, "Evet kaldı." dedim. Ahmet korkuyla bana bakarken, "Ben!" diye kalktım yerimden.

"Gelini almayı unuttunuz resmen!" dedim.

Ahmet gülerek beni kendine çekerken herkes ona katılmıştı.

Ahmet kulağıma eğilip, "Ben seni alalı çok oldu yavrum." dediğinde yüzümdeki gülümsemeyle boynuyla omzu arasına yattım.

Yalıdaki işimizi de bitirince Mert yemeğe çıkmayı teklif etti. Yorgunluktan ölsem de yemek fikri aşırı cazip geldiği için kabul ettik ve topluca yemeğe geçtik. Masada konuşulan tek konu bizim düğünümüzdü.

Saat daha fazla geç olmadan eve geçtik. Hızlı bir duştan sonra yatıp uyumuştum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.