Başımı eğip alttan alttan Ahmet'in dediğine güldüm. Burak bir daha sesini çıkartmamıştı.
"Eee ne yapacağız?" dedi Sıla, gözlerimi Ahmet'ten çekip Sıla'ya baktım. Saat gece 2'ye geliyordu.
"Bilmem." dedim omuz silkerek. "Tabu oynayalım mı?" dedi Cemre bir anda.
"Aaa olur, güzel fikir." dedi Başak. O sırada Ahmet'in telefonu çaldı. Başını kaldırıp telefonu açtı ve geri yerine yattı. "Ne var Mert gece gece?" dedi. Biraz bekledikten sonra, "Yok uyumadım, Sıla'nın odasındayım, gel sen de." dedi. Telefonu kapatıp yanına koydu.
"Feride biraz daha devam edersen uyuyacak Ahmet." dedi Burak. Elimi çeker gibi olduğumda Ahmet bu sefer başını kaldırıp, "İnanır mısın bu da seni hiç alakadar etmez." dedi Ahmet ve geri yattı. Yatarken elimi tutup az önce çektiğim yere bıraktı.
"Hop, ne bu gerilim, tüm kamp aydınlanır aranızdaki hattan." dedi Enes.
"Beni bilirsin, üstüne vazife olmayan şeylere karışanlara sabrım ve tahammülüm yoktur." dedi Ahmet.
O sırada içeri Mert girdi. "Hop, Selamun Aleyküm gençler, ne habersiniz?" dedi gülerek ve kendini Elvin'in yanına attı.
"Ooo benim AhFer yokluğumda level atlamış." dedi ve güldü. Ahmet sırıtarak, "Ulan Mert, vazgeçmeyecek misin?" dedi. Mert ortadaki cipsten alıp yedi, yerken de başını iki yana salladı. "Siz böyle kucak kucağa gezmeye devam ettikçe zor be yavrum o." dedi.Bakışlarımı kaldırıp sırıtmamak için sıktığım dudaklarımla Mert'e baktım. "Gül gül sıkma kendini." dedi Mert, gülerek başımı sola çevirdim.
"Eee hadi tabu?" dedi Pınar. "Ben odamdan getireyim." dedi Cemre ve yerinden kalktı.
Pınar, "Hadi toparlanalım biraz çok dağıldı ortalık." dediğinde Ahmet gözlerini açtı anlık göz göze geldik, sonra sabır diler gibi nefes verip, "Siz abili kardeşli takık mısınız? İyi böyle." dedi ve hiç istifini bozmadan geri yattı. "Ay Ahmet parmaklarım ağrıdı." dedim ve bir yudum su içtim. "Tamam dinlen birazdan devam edersin." dedi paşamız.
"Tabi paşam, meyve tabağı hazırlayıp ağzına üzümde atayım mı?" dedim gülerek. "Valla hayır demem he, bu arada kalkacağımı düşünüyorsan ağır yanılıyorsun." dedi ve kollarını göğsünde birleştirip yattı. Tam gıcıklık yapıp bağıracaktım ki Pınar'ın varlığı aklıma geldi, omuz silkip "İyi yat ne yapayım." dedim ve çikolatadan bir ısırık aldım.
O sırada Cemre geldi ve grupları oluşturduk. Ben-Ahmet, Cemre-Yaren, Elvin-Mert, Sıla-Şeyda, Pınar-Burak ve Enes-Başak.
İlk Cemre ve Yaren oynuyordu. "Süreniz başladı."
"Tamam şimdi, su değil?"
"Toprak."
"Hayır."
"Hava."
"Evet, bu şey böyle havada durur."
"Uçak."
"Evet."
1 dakika sonunda Yaren ve Cemre 5 tane bilmişti. Sırada Pınar ve Burak vardı. Burak anlatıyordu. "Bu şey, böyle ııııımm, bir mevsimin habercisi." "Yağmur?" "Hayır böyle güzel bir mevsimin." "Yaz mı?" "Hayır bir öncesi." "Baharın habercisi, hııı güneş?" "Hayır ya böyle bir şey deriz bunun hakkında hep olmaz." "Cemre mi?" "Evet." Onlar da 1 dakika da 4 kelime bilmişti.
Sırada Enes ve Başak vardı. "Bu şey, hani seninle bir korku filmine gitmiştik, sonra ben sana onunla ilgili şaka yapmıştım, o filmdeki nesne." "Balon!" "Evet." Başak ve Enes de 1 dakika da 7 kelime bilmişti.
"Ama bunlara basit olanlar geldi." dedi Mert. "Hayır sadece birbirimizi iyi tanıyoruz, kapiş." dedi Enes. Sıra bizdeydi.
"Hazır mısın?"
"Evet." dedim ve kart çekti. "Bu, hani bir videoda ben bir şey giymiştim." dedi Ahmet, gülerek "Gelinlik?" dedim o da gülerek onayladı. "Gelinliğe giyen kişiye kuaförde bir şey yaparlar?" dedi Ahmet, "Gelin başı?" dedim, "Evet." dedi kart değiştirdi. "Ben bununla Sıla'nın odasını kapladım." dedi "Çikolata." dedim. Kart değiştirdi, "Benim en değer verdiğim şey." dedi, tam arabasını söyleyecekken Mert arkadan, "Feride!" dedi.
"Lan dikkat dağıtma!" dedi Ahmet, ama herkes gülüyordu. "Araban?" dedim. "Diğeri?" "Bilgisayar." dedim doğruydu yeni bir kart çekti ve "Bunu küçük insanlar için kullanırız." dedi kaşlarımı çattım. "Çocuklar için mi?" dedim "Hayır daha da küçük." dedi "Bebekler için... bez." dedim "Hayır." "Beşik." dedim hemen kart değiştirdi, "Bu geçenlerde senin evine girdi." dedi sessiz bir sesle modum düşmüştü, "Hırsız." dedim başını salladı ve diğer karta baktı. "Bunun yapımını siz senin kanalında Aysude ve Sıla ile çektiniz." dedi hafif düşünüp "Pasta!" dedim ve son 10 saniyeye girmiştik. "Bu yere bir videomda ikimiz binmiştik." dedi "Dönme dolap." dedim. "Bunu bir hayvandan alırız." dedi "Süt!" dedim. Tam o anda "Bitti." dedi Sıla. 8 tane bilmiştik.
"Çak!" dedi Ahmet. Ellerimizi birbirine vurup, sevindikten sonra Ahmet tekrar dizime yattı. "Hadi parmakların dinlenmiştir." dedi ve gözlerini yumdu. Ben ona masaj yaparken geri kalan kişiler oynadı. En çok biz bilmiştik ve biz kazanmıştık.
"Aaa abim uyumuş." dedi Sıla. "Bacağım uyuştu." dedim. "Kaldıralım da yatıralım." dedi Enes ve Mert bacaklarından Enes kollarından tutup Sıla'nın yatağına yatırdılar.
"Saat 4 olmuş. Uykum geldi benim." dedim esneyerek geri kalanlar hala konuşuyordu. "Geç Ahmet'in yanına yat." dedi Mert pişmiş kelle gibi sırıtarak.
Gözlerimi devirip kenardaki iki kişilik koltuğa uzandım. Hızlıca uykuya dalmışım.
---------------
"Feride'de uyudu." dedi Sıla dolaptan bir pike çıkarttı ve üstüne örttü. "Gençler hava aydınlanıyor biz de gidip yatalım artık." dedi Enes.
"Aynen, hadi artık." dedi Başak da. Pınar'ın gözü Feride'ye takılmıştı. "Bu kız burada mı kalacak?" dedi.
"Evet uyudu artık. Kalsın." dedi Sıla, ardından herkes odadan ayrıldı. Sıla da abisinin yanına yatıp uykuya daldı.
-------------------
Sabah uyandığımda anlık nerede olduğumu idrak etmeye çalıştım. Sıla'nın odasındaydım. Sıla yanımdaydı. Gece ben buraya nasıl geldim?
Yataktan kalkıp etrafa göz gezdirdim. Koltukta iki büklüm olup kalmış Feride'yi gördüm. Yanına gidip üzerini örttüm, yastığı yamulmuştu onu düzeltirken uyandı. "Ahmet?" dedi çatallı sesiyle.
"Uyu uyu." dedim ama gözlerini açmış bakınıyordu bile, aşırı masum duruyordu. Haline güldüm ve doğruldum. "Saat kaç?" dedi. Saate baktım, "8 olmuş." dedim.
"Belim ağrımış ya." dedi. "Beni koltuğa yatırıp sen yatağa yatsaydın ya." dedim.
"Sen benden önce uyudun, ben de uzanmıştım uyuyakalmışım." dedi. "Geri uyuyacaksan uyu." dedim. "Aslında daha saat erken, sen uyuyacak mısın?" dedi.
"Yok uyumayacağım ben." dedim. "O zaman yerine konuyorum." dedi ve yerime geçip yattı. Ben de telefonumu alıp koltuğa uzandım.
Bir iki saat sonra Sıla uyandı, "Günaydın abi." dedi gözlerini ovuştururken. "Günaydın abicim." dedim oyuna devam ederken. "Feride ne zaman geldi yanıma?" dedi. "Sabah üzerini örterken uyandırdım yanlışlıkla o da yerime geçti, beli ağrımış." dedim.
"Ha, anladım." dedi ve lavaboya ilerledi.
"Kahvaltı söyleyeyim mi burada yapalım?" dedim.
"Olur üç kişilik söyle Feride'yi uyandırırım ben." dedi. Mutfağa bağlanıp sipariş ettim.
Sıla gelip yatağa yattı, "Feriiiş!" dedi ve omzundan sarstı birkaç kez. Feride esneyerek uyandığında birbirlerine bakıp güldüler.
"Günaydın." dedi Feride aynı şekilde karşılık verdik. O da kalkıp lavaboya gitti. O esnada kahvaltı gelmişti bile. "Bu ne hız." dedim yerimden kalkarken ve kahvaltıyı odadaki masaya koydurdum.
"Of kurt gibi açım." dedi Feride. Hep beraber sofraya oturmuştuk.
