Gelen atıştırmalıklar ortaya dökülmüştü. Hepsi meraklı gözlerle Başak'a bakmaya başlamışlardı. Başak gülerek "Çok komik bakıyorsunuz ya." dedi ve seslice güldü kızlar da ona katılmıştı.
"Tamam anlatıyorum şimdi."
(Flashback)
Ahmet'in videosu bitmişti. Herkes odalarına dağılıyordu. Tam kapıdan çıkmıştım ki telefonuma mesaj geldi.
-Odana geçerken bir yanıma uğrar mısın?
Mesaj Enes'tendi.
-Neredesin? diye sordum. Cevap beklemeye başladım.
Cevap geldiğinde dediği yere doğru geçmeye başladım. Belki de çevredeki en sakin yeri seçmişti. Pembe çiçekler açmış ve aşağıya doğru eğilmiş erguvan ağacının altındaki bankta oturduğunu gördüm. Ağacın açılmış olan kısmından geçip karşısına oturdum. Yüzü gülümser gibi oldu ve "Hoş geldin." dedi. O gülümseyince ben de gülümsedim. "Hoş buldum. Anıları mı yâd edeceğiz. Erguvan?" dedim gülerek. Bizim mezun olduğumuz lisenin yakınında bir erguvan ağacı vardı. Buluşma noktamızdı.
"Evet, bu ağaç daha burası inşaa edilirken ben istemiştim dikilmesini." Ciddi misin, der gibi baktım. O an fark etmesem de kocaman sırıtmıştım.
"Bu romantizmi bir 6-7 yıl önce görseydik iyiydi." dedim. Sesime hüzün ve iğneleme eklenmişti.
"Huh! Ben de seni o yüzden çağırdım. Buraya geleceğimizi öğrenmeden evvel de düşünüyordum bunu. Başak az önce konuştuğumuz gibi, ben çok bitik haldeyim. Bu hale nasıl geldiğimi konuşuyorduk Baturay'la, bana dedi ki 'Sen ne zaman Başak'tan ayrıldın, ben o zamandan sonra uzun bir süre seni tanıyamadım. Hem iyi hem de kötü anlamda çok değiştin.' o cümlesinden beri düşünüyorum. Evet, ben senden ayrıldıktan sonra normalde hiç yapmadığım şeyleri yaptım. O an bunlar çok eğlenceli geliyordu. Sanki hayat hep öyle geçebilirmiş gibiydi. Ama öyle değilmiş Başak.Bunu çok geç olunca anladım." dedi ve yutkundu.
"Ben eskiyi çok özledim. Ne youtube'la ne de başka bir şeyle eskiye dönemiyorum ben. Benim," derin bir nefes aldı, başını ellerinden kaldırıp gözlerimin en içine baktı, "benim sana ihtiyacım var." dedi. O an kal geldi ne diyeceğimi bilemedim. Başımı çevirip ellerime baktım. "Yani bana, iyileşmek için dönüyorsun?" dedim sorgulayıcı bir sesle. "Enes, her hasta iyileştikten sonra ilacı bırakır." dedim.
"Hayır sana iyileşmek için dönmüyorum. Senin yanında ben, asıl ben olabiliyorum. İnsan sadece evinde rahat eder. İnsan evinden gidemez. Ben taşınabilir diye düşünmüştüm ama hayır, o kadar basit değilmiş. İçimden geçenleri anlatmaya kelime bulamıyorum. Sen beni hep bir bakışla anlardın, anlasana yine." dedi. Sesinden ne demek istediğini anlamıştım zaten.
O sırada kulağımda anneannemin cümlesi yankılandı, "Senin için geç de olsa çabalayan kimse, bir şansı hak eder.Bazen gurur gözü kör eder, affetmeyi öğren ki gururu yensin güzel kızım." derdi hep. Sanırım o cümleyi şimdi anlamıştım.
Biraz sessiz kaldıktan sonra, "O zaman ayrılma sürecimizde olanları gözden geçirelim, sorunları halletmeye çalışalım, tartışmadan kalkarsak belki bir şansı daha elde edebiliriz." dedim gülümseyerek. O da gülümsemişti, ama uzun zaman sonra gerçekten gülümsediğini anlamıştım.
"O dönemki ilk sorunumuz neydi hatırlıyor musun?" dedim. Başını salladı ve orada bir sürü konuyu orada konuştuk, en büyük şeyden en ufak konuya kadar. Her şeyi hallederek kalktık o masadan. Aslında açıklaması olan şeyler için birbirimizi üzmüşüz. Ortalama iki saat kadar konuştuktan sonra, "Huh! Çenem ağrıdı." dedim.
"Başka konuşmadığımız bir şey kaldı mı Başak Hanım?" dedi muzip çıkan sesiyle. "Hmm bir düşüneyim?" dedim ve düşünür gibi etrafıma bakındım. "Yok sanırım." dedim gülümseyerek. "Sizde bilmediğimiz bir şey var mı Enes Bey?" dedim ben de aynı ses tonuyla.
O da benim gibi yaptı ve "Yok sanırım." dedi. Gülümseyerek arkama yaslandım. O da derin bir nefes aldı ve yerinden kalkıp yanıma geldi. Erguvan ayağa kalkabileceğimiz kadar bir boşluk sağlıyordu. Elini uzattı. Eline bakıp, yüzüne baktım ve elini tuttum.
"Tekrar hoş geldin." dedi ve kendine çekip sarıldı. Kollarım omuzlarındaki yerini alırken gülümseyerek, "İşte asıl şimdi hoş buldum." dedim. Başımı omzuna yaslayıp derin bir nefes aldım. Bir süre orada öyle sarılı kaldık."
(Flashback son)
Başak'tan
Sonunda sustuğumda kızlara baktım.Hepsi melül melül bana bakıyorlardı.
"Hani ben aşka inanmıyorum diyordum ya, lafımı geri alıyorum." dedi Feride.
"Biz orucu rakıyla mı açtık lan?" dedi Pınar.
"Hacca giden arabayı mı taşladık?" dedi Yaren.
Hepsine gülerek baktım. Önümdeki Sudan bir yudum aldım ve Feride'ye baktım.
"Şu dünyada hissedilebilecek en güzel his aşık olmaktır. Değil inanmamak, yaşadığında adını bile unutturur insana. Ben de bir zamanlar senin gibi diyordum. Sonra hayat o lafları ağzıma tıktı. Aşka inanmıyorum diyerek hayatından uzaklaştırma, belki de yanı başına gelir ama göremezsin. Uzaklarda aramaya değmez sonra." dedim. Gece Ahmet'le dans ederken birbirlerine olan bakışlarını görmüştüm.
Şeyda düşünceli bir sesle, "Orada her şeyi konuşup halletmeniz çok iyi olmuş." dedi sonra hemen enerjik bir sesle, "Özlemiş misin kız?" dedi. Gülerek, "Yalan söyleyemem valla çok özlemişim." dedim, "Ay bende istiyorum ya." dedi Sıla, "Olur yavrum olur hiç merak etme." dedi Elvin. "Ay çok güzeldi ya, masal gibi." dedi Cemre.
"Ağzım yoruldu ya." dedim.
"Eee sizde ne var ne yok?" dedi Şeyda Feride'ye bakarak, "Ahmet'le dans ettiniz gece." dedi.
"He, ay evet ya, Sıla aşkım sağ olsun, abilik damarı attı. Sıla dansa kaldırılınca gözden kaçırmamak için kullanıldım biraz." dedi.
"Valla göz göze bakmaktan şaşı olacaktınız, pek de bana göz kulak olmak için değildi gibi geldi bana amma!" dedi Sıla ve önündeki cipsten yedi. Sesindeki muziplik biraz kızarmama neden olmuştu.
"Ne alaka ya?" dedim, "He yavrum he, ne alaka. Görürüz birkaç aya sizi de." dedi Cemre.
"Ay valla ben AhFer'ciyim." dedi Yaren.
"Herkes Ahfer mi Ahya mı diye savaşırken, Yaren." dedi Sıla.
"Cidden, Sıla sen abinle Feride olsun ister miydin?" Sordu Pınar.
"İlla olsunlar diye tutturmam tabi ama isterim, yani başıma bir şey gelmeyecekse, ben de biraz yakıştırıyor olabilirim sizi." dedi Sıla yandan yandan Feride'ye bakarken. Feride de sırıtışına engel olamamıştı.
"Saçmalama ya, bugün kendi dedi duymadın mı? Sen de Sıla gibisin diye." dedi Feride.
"Evet ama sen önüne dönünce ben, abi dedirtme abi sonra lazım olur dedim gayette pişmiş kelle gibi güldü." dedi Sıla.
"Ohoo bunlar olmuş!" dedi Elvin.
"Bencede, aranızda siz fark etmesenizde bir çekim var. Siz istemeseniz de o çekim sizi birbirinize çekecek Başak demişti dersin." dedim gözlerimi kısarak. Utanarak yüzünü saçlarıyla kapatmaya çalıştığında güldüm. "Utanma utanma." dedi Pınar.
"Bence Ahmet'le o kadar da yakışmıyorlar ya, hem yaş farkları var." dedi Pınar.
"Göz doktoruna görün bence sorsak Ahmet bile yakıştırıyordur." dedi Şeyda. Pınar'ın ağzında bir bakla varmış gibi geliyordu.
"Ayrıca yaş da problem değil bence, erkekler bu devirde zaten geç olgunlaşıyorlar ve öyle uçurum da yok aralarında, sen Feride'yi başkasıyla mı yakıştırıyorsun?" dedim, kızın Ahmet ve Feride konuşulurkenki yüz ifadesinden belliydi bir şeyler sakladığı.
"Y-yok canım, Ahmet'le yakıştıramadım." dedi kekeleyerek ve yapmacık bir sırıtışla. Feride Pınar'a kaşları çatılı bakıyordu. Sıla da elindeki su şişesiyle yandan yandan Pınar'ı kesiyordu. O esnada Pınar'ın telefonu çaldı ve odadan uzaklaştı.
"Bu kız bir şeyler saklıyor." dedi Şeyda. Başımı sallayarak onayladım onu. "Abimin dediği doğru olabilir mi?" dedi Sıla.
"Ne dedi?" dedi Elvin. "Burak'ın Feride'den hoşlandığını kanka ayağı yaptığını söyledi." dedi, "Olabilir abisiyle yakıştırıyordur ondan rahatsız olmuştur." dedi Şeyda, "Hayır bence sadece o değil, Ahmet'i beğeniyormuş gibi geldi bana." dedim.
"İkisinden biri." dedi Sıla ve ekledi, "Durun şimdi anlayacağız, bana ayak uydurun." dedi ve o esnada Pınar içeri girdi.
"Ay abim aradı ya, kusura bakmayın kızlar." dedi ve yerine oturdu.
"Ay ben size şeyi anlatmış mıydım, geçen evde otururken abimi bir kız aradı." dedi Sıla gülerek. "Kız nasıl bulduysa abimin telefonunu bulmuş-"
"Yuh ya nasıl bulmuş?" dedi Pınar.
"Bilmiyorum orasını, abime ben senin numaranı bulana kadar neler çektim sen biliyor musun, diyor telefonda öyle şeyler söyledi ki, işte gel tanışalım evlenelim falan yarıldım gülerken." dedi Sıla.
"Nasıl yani, cidden numarasını bulup evlenme teklifi mi etti?" dedi Pınar yüzü kızarmıştı hafiften ve Sıla'ya arka arkaya sorular soruyordu.
"Ne o Pınar neden bu kadar merak ettin bu kadar?" dedi Feride.
"Hiç canım, ilginç geldi sadece." dedi Pınar ama sesinden belliydi. Rahatsız olmuştu.
"Burası biraz sıcak oldu sanki ben bir pencere açayım." dedi ve yerinden kalktı.
"Lavaboya gidip geliyorum." dedi ve odadan çıktı.
"Gördünüz mü nasıl şekilden şekile girdi." dedi Sıla.
"Evet evet, göz koymuş abine çok belli." dedi Şeyda yüz üstü uzanmıştı çekirdek çitliyordu.
"Ay öf. Daraldım." dedim o sırada mesaj geldi.
-Aşkım, ne yapıyorsunuz?"
Telefonu elime alıp cevap yazmaya başladım.
"Enes yazdı net, 32 diş sırıtıyor tipe bak." dedi Şeyda.
---------
Feride'den
Herkes Şeyda'ya gülerken ben Pınar'a takılmıştım. Ahmet ne alakaydı ya? O gelene kadar kızlar Başak'a sarmıştı. Pınar geldiğinde bakışlarım ona sabitlenmişti.
"Noldu aşkım niye öyle bakıyorsun?" dedi.
Yüz ifademe çeki düzen verip, "Ha yok ya dalmışım." dedim. Önümdeki sodadan bir yudum alıp kızlara döndüm. Sıla'nın telefonu çalmıştı.
"Aa, abim arıyor." dedi. Telefonu açtı, "Ne oldu abi?" dedi Ahmet uykulu sesiyle, "Sıla, neredesin abicim?" dedi. Sesi çok tatlıydı. "Başak ablalarla oturuyoruz, odamdayım." dedi Sıla.
"He, ben kapıdayım açsana bir çaldım duymadın." dedi.
"Aaa dur." dedi Sıla toparlanırken.
"Sen otur ben açarım." dedi Pınar daha yeni oturmuştu. Tekrar kalktı. Bakışlarım tekrar ona sabitlendi. Geçerken aynada saçına baktı. Makyaj malzemesi de getireyim mi canım o az oldu?
Gidip kapıyı açtığında Ahmet üzerinde gri kapüşon giymiş şekilde içeri girdi.
"Selam kızlar." dedi sesi hala uykuluydu. Yüzü şişmişti.
"Ne oldu abi?"
"Uyandım, canım sıkıldı. Erkoları rahatsız etmeyeyim dedim, sizin toplanacağınızı unutmuşum. Gelmişken bir ortamı göreyim dedim." dedi kendini yanımdaki boşluğa atıp oturdu. Ortadaki cipsten alıp ağzına attı.
"He iyi yapmışsın." dedi Sıla, "Aynen, aynen." dedi Pınar da Ahmet'in aldığı cipsten alıp yedi. Şu an nefes alsa batıyordu. Ahmet tek kolunun üstüne eğildiğinden kolu dizime geliyordu.
"Ay ne yapsak?" dedi Başak, "Enes de uyuyamamış, beraber bir şeyler mi yapsak?" dedi.
"Size uyarsa uydururuz." dedi Ahmet, Pınar hemen oradan "Bana uyar, Ahmet sen öyle rahat mısın iki büklüm?" dedi.
"Evet rahatım." dedi Ahmet. Gözü Ahmet'in koluyla benim dizimdeydi. Gıcıklığım tutmuştu. "Ahmet saçın çok karışmış." dedim. Elimle saçlarını düzeltmeye çalıştım.
"Of başım çatlıyor ya ovsana biraz orayı." dedi Ahmet başını dizime yaslarken.
"Ağrı kesici ister misin Ahmet?" dedi Pınar. "O her ilacı içemez öyle, ben getireyim abi." dedi Sıla. Ahmet gözü kapalıyken onaylamıştı. Parmaklarımı şakaklarına bastırırken ovmaya devam ettim.
"Ben de abimi çağırayım bari, gelsin beraber bir şeyler yapalım." dedi Pınar, bir hışım yerinden kalktı ve odadan çıktı. Ben başımı Ahmet'e çevirdiğimde sessizce yatıyordu.
"Bak tam şurası." dedi elimi alıp biraz aşağı indirdi. Ona doğru dönüp, göz altından alnına kadar masaj yapmaya başladım. O sırada Sıla ilacı getirmişti.
"Al abi iç bunu." dedi, "Dur abim, koy kenara içerim şimdİ." dedi Ahmet. Aşırı rahatlamış duruyordu. "Lan madem bu kadar iyi masaj yapıyordun, neden hiç söylemedin." dedi. Gülerken omuz silktim, "Bilmem." dedim.
O sırada içeri Enes ve Burak girdi.
"Selam gençler." dedi Enes ve Başak'ın yanına geçti ve yanağından öpüp ortama döndü. Ay çok tatlılardı ya. Başak elindeki elmadan ona uzattı. O da bir ısırık alıp önüne döndü.
"Oh paşamdaki keyife bak!" dedi Burak.Sesi ilk defa bu kadar sinir ve yapmacıklık doluydu.
"Tabi lan ne sandın?" dedi Ahmet alttan alttan gülerken. Saçlarıyla oynayıp hafif hafif çekerek baş ağrısını hafifletmeye çalışıyordum.
"Senin kardeşin yok mu oğlum? O neden yapmıyor sana masaj?" dedi Burak. Pınar'ın yanına oturmuştu.
Ahmet gözlerini hiç açma gereksinimiz duymadan başını kucağıma iyice yerleştirip "Bu seni hiç alakadar etmez." dedi.
