Yaşadığımız özgürlük olsa bizim de eylem hakkımız olmaz mıydı? Nizam adı altında nizam yok oldu. Bu yüzden yeteri kadar anlayamıyoruz bunu. Bir şey olmamış gibi geliyor ama çok şey oldu, olmaya da devam ediyor. Kendi kültürümüzden gittikçe uzaklaşıyoruz. Dilimiz, düşüncelerimiz, giyim tarzımız ve en sonunda da birbirimize olan bakış açımız bir hayli değişti. Bunlar birbiriyle bağıntısız şekilde dursa da hepsi birbirine zincirleme bağlıdır.
Türkçe ile başka bir dili yan yana koyduğumuzda apayrı bir dil çıkıyor ortaya, göz göre göre benimsediğimiz. Konuşmalarımız, konuşmalarımızdaki diksiyonumuz, dinlediğimiz şarkılar, hissettiğimiz duygular yabancılaştı bizden. Batıyla bu konuda benzerlik taşımaktan çok, aynı olduk. Özgünlüğümüzü kaybetmek, verdiğimiz en sessiz savaşlardan biri oldu. Küfürler doladık ağzımıza; istediğimizi söylemeyi kendimize hak edindik. Saygısızlığın keskinliğini hiç tatmamış gibi, güzelliğin içindeki çirkinliği görmek istemedik, o güzellik var olsun yeterdi.
Bugün bunları düzgünce hatırlatan biri olduğunda da ya alay ediyoruz ya da önemsemiyoruz. Ahkâm kesici olarak konumlandırıyoruz. Yanlış anladığımızı anlamak istemiyoruz veyahut kendi doğrularımızdan başka doğru duymak istemiyoruz, rahat etmek istiyoruz. Çok çabuk kabulleniyoruz, alışıyoruz; alışmaya da alışıyoruz. Hepimizi ilgilendiren sonuçları bile görmezden geliyoruz; biz görmezden gelebiliyoruz evet, fakat o sonuçların içinde bulunanlar?
Vicdanımızdan da mı bu kadar yabancılaştık? Ahlakımızdan, kırmızı çizgimiz olan dinimiz İslamiyet'ten? Ülkemizde başka dine mensup, hiçbir dine inanmayan insanlar da var. Cinsiyetini farklı tanımlamak isteyen, hatta tanımlamak istemeyen insanlar da var; cinsel yönelimi farklı olan... Farklılık, ötekileştirmek değildir. Biz o insanlar için de üzülmüyorsak ya da sevinmiyorsak insan değilizdir. İslamiyet'e de kendi menfaatimiz uğruna inanıyoruzdur ya da bir riyakârlığın içindeyizdir saygı duymuyorsak.
İslam, koşulsuz sevgi ve saygı dinidir. Erkeği kadından, kadını da erkekten üstün tutmaz. Eğer öyle olsa Allah tek yaratırdı; tek bir cinsiyet egemenliğini sürerdi dünya üzerinde. Egemenliğimiz hepimizindir. Bütün atalarımız, Mustafa Kemal Atatürk de bunu böyle kabul etmiştir. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” derken tam olarak bunları kastetmiştir. Bireyin bireyi reddetmesinden... Egemenlik toplumundur.
Atalarımız bize Allah'ın öğütlediği doğruları hatırlatan salih kullardır. Biz onları da ayırır ya da atadan saymaz olduk. Kanınıza bakın, genlerinize; gerçekten ayırabilir miyiz? Ademoğluysan onlar da ademoğlu değil mi? Kimi kimden üstün tutmaya, kimi kimden alçaltmaya çalışıyoruz? Bizim haddimize mi Allah'ın yarattığı eşitliği bozmak? Din, menfaat uğruna mı sevilir, insanlık için mi? Hangi din insan ayırmayı öğütlüyor? Hangi din insanı insandan üstün tutmayı öğütlüyor? O üstünlük mertebesi, ancak insan insanın elinden tutarsa ulaşılabileceği bir şeydir.
Farklılıklara değil, insanlığa bakın. Hepimiz bir arada yaşıyoruz, yaşamlarımız da birleşiyor. "Teknoloji gelişiyor" evet, ama o teknolojiyi kullanacak alanlar? Teknolojiyi kullanacak kişiler? Sağlığı yerinde mi bu kişilerin? Sadece bugünü düşünmeden yarın için de huzurla plan yapabiliyorlar mı? Sorgusuz sualsiz herkesin özel hayatlarına karışıyoruz; geçinebiliyorlar mı? Hakkaniyetle emeklerinin karşılığını alabiliyorlar mı? Yoksa bu tür sıkıntılardan kendi canlarına mı kıyıyorlar? Başkalarının da canlarına mı kıyılıyor? Neden birbirine düşüyor bu insanlar, birlik olmaları gerekirken? Neden yanlış anlıyoruz birbirimizi? Bilmeden, bilerek.
Ülkemizi, dünyamızı az da olsa iyileştirebiliyor muyuz ki uzaya gidelim? Çocuklarımız... Okullarımızda güven sağlayabiliyor muyuz? Sokaklarda? Şiddet... Neden öfkeyle, öfkenin ardındaki hüzünle dolu halkımız? Neden bu öfkenin önü tam olarak kesilmiyor, durdurulmuyor? Hukuk, adalet bunun için değil mi? Nesillerimizi geleceğe taşıyan öğretmenlerimize neden eskisi kadar değer vermiyoruz? Doktorlarımıza, mühendislerimize, sanatçılarımıza? Tüm işçilerimize ve işverenlerimize?
Halkımızın çalışmayan bir kısmına, yalnız insan oldukları için de neden değer veremez olduk? Ya da soruyu şöyle sorayım: Bu insanlar neden iş bulamıyor? Kendi eğitim kurumlarımızla da alay eder olduk; üniversitelerimizin bölümleriyle de... Herkesi bir kalıba, bir bölüme sığdırmaya çalışıyoruz.
Her meslek değerlidir ve bu ülkenin her mesleğe ihtiyacı vardır. Bunda da bir üstünlük kabul edilemez. Biri birinden küçük görülemez, aynı değer verilmelidir. Özellikle tekrar ediyorum ki insan insandır. 1 Mayıs geçip gidilen bir gün, neden her günü 1 Mayıs'mış gibi yaşamıyoruz? Neden bir çocuk, bir genç artık okul okurken yeteneğini düşünmekten çok kaygısını düşünüyor?
Yaşayıp gördüğümüz hâlde kâle almadığımız iç problemleri çözmeden, dıştan gelen hiçbir problemi çözemeyiz. Çözüme de tam olarak çözüm diyemeyiz. Alışılagelmemiş bir seçenek alışılagelmiş seçeneklerden daha iyidir. Türkiye sandığımız kadar iyi bir durumda değildir belki de... Şimdilik. Her şey zarar görmüş olabilir. Şartlar bile ayrı ayrı duruyor olabilir. Ama dirayetimiz bâkidir. Ve bu bâki dirayetimizle her şeyi tekrardan sapasağlam kuracağız.