Tanımlarımızı değiştirmek ruhlarımızı değiştirmez, sadece ruhlarımızı nasıl kavrayacağımızı değiştirir. Yüzeysel bir kavrayış hâlinde olmayı, derin bir kavrayış hâlinde olmaya değişmemeliyiz. Tarihimiz bizim kökümüzdür. Kök değişirse gövdemizi, yapraklarımızı, çiçeklerimizi algılayış biçimimiz de değişir; hâlbuki hepsi yine bize aittir.
Gövdemizin eğri durduğuna o kadar inandırılırız ki, bir noktadan sonra başından beri doğru durduğumuzu unuturuz ya da hiçe sayarız. Unuttuğumuzda şansımız, hatırlamak için daima vardır; hiçe saydığımızda ise göz göre göre kendimizi şanssızlığa sürükleriz.
Belki de aidiyet dışarıda değil, içimizdedir; dışarıdan gelen sözlerde, eylemlerde değil, kendi fikirlerimizde ve davranışlarımızdadır. Onay beklemeden, iyilik beklemeden içimizdeki aidiyeti araştırmalıyız; bize yansıtılanı değil, mutlak olanı. Atalarımızın birinden bile "Bu, bundan ayrıdır" diyerek sonrasında birleştirilmesi gerektiğini duymadık, görmedik, okumadık. Birbirinden kopuk gövde, yaprak, çiçek görseniz dahi kök aynı köktür. Birbirinden ayrı olan şeylerin benimsemesi gereken problemleri de olmaz.
Biz tarihimiz boyunca benimsediği problemlerine çözüm arayarak, en iyi hâle gelmek için gayret gösteren, zorluklara karşı göğüs geren, yılmayan bir millet, bir insanlık olduk. Hep de öyle olacağız. Kurtuluş Savaşı ve 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü bunlara birer kanıttır. Ruhlarımız hâlâ aynı dirayettedir. Türk'ün verdiği her mücadele birdir; çünkü Türk, her şey başından sonuna kadar yalan olsa da onu sorgulayan, hisseden, gerçekliğe taşıyandır. Biz de bugünleri gerçekliğimiz, dirayetimiz yaptık. Bu nedenle değerlerimize olan sevgimiz kat kat artmaya devam edecektir. Takdir ederek değil, takdirin bizzat kendisi olarak.
Sen atalarınla hâlâ aynı Türk'sün, umudunu hiçbir koşulda yitirme. Daha çok araştır, öğren ve sorgula. Herkes sana doğruları ve yanlışları bir tepside uzatabilir, hatta bunların hepsini yanlış ya da hepsini doğru olarak da gösterebilir. Ama sen o tepsiyi uzatan değil, tutan olmalısın. Ve o tepsinin de tepsi olduğunu, ne taşıdığını gören.
Değerlerimizin içerisine sen olan, ben olan, biz olan her şey girer. Etki, tepkini bastırdığın sürece daha fazla büyür. Bunu şöyle düşünebilirsin: Bir sözün sana ya da bir başkasına zarar verdiğini söylemediğinde, o sözün benzerleri üretilir ve daha çok can yakıcı hâle gelir. Cesurluğunu kullanarak sınır çizmeye devam etmelisin.