9. Zorla Güzellik
5 saat önce
Genç adam kahvesini yudumladıktan sonra başını koltuğuna atmış gözlerini kapamıştı. Çalışanlarının Aslı Gönül kadar güzel yapamadığı kahve boğazından yavaşça ama isteksizce aktı, yüzünü buruşturdu. Keşke Aslı Gönül’den bir tane daha olsa da burada da kahvemi hazırlayabilse diye geçirdi içinden. Önceden de böyle içiyordu ve tadı yine bu şekildi. Yirmi gündür evdeki ve buradaki kahvede fark oluşmuştu.
Holdingi tek başına yönetmek git gide canını sıkmaya başlamıştı genç adamın. Bir kardeşi veya güvenebileceği bir kuzeni olsa omuzlarına binen bu yük bu kadar ağır olmazdı belki de. Emir Bey’in annesi evin tek kızıydı. Emir Bey de annesinin tek çocuğu. Bütün bu mal varlığı onun olacaktı. Malı ongun olanın adı angın olurmuş…
Emir Bey iş sahasında herkes tarafından tanınan güçlü bir iş adamıydı. Bu imparatorluğu ona babası değil dedesi, annesinin babası, bırakmıştı.
Rivayete göre Lale Hanım’ın babası Saltuklu Beyliği’nin kurucu hükümdarı Emir İzzettin Saltuk Bey’in yedi göbekten torunuydu. Soyadı kanunu çıktığında bu sebepten ötürü soyadlarını Saltuklu olarak nüfusa geçirmişler. Emir Bey’in dedesi doğduğunda ise adını asıl hükümdar Emir İzzettin Bey’den almış. Emir Bey’in ismi ise bu yüce beylik sevdasından dolayı verilmiş. Yani yediden yetmişe herkes ona “bey” demek zorunda bırakılmış.
Emir Bey, kahvesini soğumaya bırakarak gözlerini dinlendirmeye devam etmişti. Bedenini esir alan uykusuzluğuna bir de yorgunluk eklenmişti. Kapı iki kez tıklatıldığında gözlerini açmadan gir komutunu verdi genç patron.
Asistan kız telaşla içeriye girdi.
“Emir Bey, dedeniz Emir İzzettin Beyler burada efendim.” dedi nefes nefese. Emir Bey’in gözleri duyduklarıyla açıldı. Nasıl yani? Dedesi Erzurum’dan kalkıp buraya mı gelmişti? Türkiye’nin bir ucundan ettiği ısrar ve ayak diremelerine burada mı devam edecekti? Asistan devam etti.
“Departmanları geziyor şimdilik yukarı çıkmadı efendim.”
“Tamam, sağ ol çıkabilirsin.” dedi elini kaldırıp kapıyı göstererek. Kız çıkınca Emir Bey de oturduğu yerden havalandı. Onca sorumluluktan sonra bir de bu çıkmıştı. Sağa döndü sola döndü. Çıkıp gitmek olmazdı çünkü kendisi gelmeden holdingte olduğu haberini çoktan uçurmuşlardı. Koltuğuna geçmeden önce odasındaki boy aynasından kendisini süzdü. Evet, her zamanki gibi jilet ve jantiydi. Önüne düşen iki saç tutamını parmaklarıyla arkalara doğru iteledi. Sakallarını eliyle düzeltip gevşeyen kravatını sıkılaştırdı. Yerine tekrar geçip derin bir soluk aldı. Hayır diyecekti ve kapanacaktı bu iş. Umarım, yani, lütfen yaa! deyip eliyle yüzünü kapadı. Ve o sırada kapı sonuna kadar açıldı. Emir İzzettin Bey başı ve omurgası dik bir şekilde uzun bacaklarıyla bir iki saniyede torununun masasına vardı. Emir Bey dedesini görür görmez koltuğundan zıplamış çoktan masanın önüne geçmişti bile. Bu dünyada çekindiği fakat büyük bir saygı duyduğu tek adam dedesi Emir İzzettin Saltuk’tu.
“Hoş geldin dedeciğim, beklemiyordum sizi hiç. Önceden haber verseydiniz böyle karşılamazdım sizi.” dedi gülümsemeye dikkat ederek.
“Hadi ordan eşek sıpası, ben geleli yarım saat oluyor kuşların uçurmadı mı burada olduğumu? Törenle karşılamayı bırak odandan bile çıkmadın!” dedi sitem dolu bir sesle.
“Ha-haklısınız dedeciğim, çok haklısınız fakat şöyle üstüme başıma bir bakayım dedim. Bir yamukluk bir pejmürdelik* içinde miyim onu kontrol ettim.” Sevecen halini hiç bozmuyordu. Maksadı dedesinin fikirlerini değiştirebilmekti.
Emir İzzettin Bey çarpık bir gülümsemeyle zaten kendisinin olan makam koltuğuna rahatlıkla kuruldu ve “Bize iki tavşankanı çay söyle. Şekerim kıtlama olsun yoksa içmem biliyorsun.” dedi açık sözlülükle. İşte şimdi başlıyordu. Muhabbetin nereye gideceği yavaştan baş gösterdi.
Emir Bey masada duran telefona uzanıp “Didem bize iki demli çay yanına da iki kıtlama şeker.” dedi ve kapattı.
“Aferin kaç tane içtiğimi unutmamışsın.” dedi kubararak.
“Aaa dedeciğim aşk olsun. Kahvaltıda sadece tahin pekmez, yeşil soğan ve Lalanga yediğinizi, en sevdiğiniz yemeğin Cağ Kebabı ve Aşotu Çorbası olduğunu unutur muyum hiç?”
Yaşlı adam torunun bu söyledikleriyle omuzlarını iyice gerdi. Hoşuna gitmişti önemsenmek. Emir Bey’in amacının ise dedesinin gözüne girip verdiği karardan caydırmak olduğunu bilmiyordu. Dumanı üstünde tüten çaylar masada yerini alınca lafa ilk giren Emir İzzettin Bey oldu.
“Emir, oğlum… Buraya niçin geldiğimi az çok anladığını umuyorum.” dedi yaşlı adam ciddiyetle. Emir Bey kafasını ağır ağır salladı olumlu bir şekilde.
“Sen ne kadar diretsen de evleneceksin. Yuva kuracaksın. Eğer benim bıraktığım bu kalenin burcunu başkasına kaptırmak istemiyorsan senin de bir ailen olacak. Kardeşimin çocukları dişlerinde salya akıtarak senin düşmeni bekliyor farkında değil misen!?” dedi adam öfkesine şive katarak.
“Dede evlen demek, yuva kur demek kolay mı bu devirde Allah’ını seviyorsan söyle ya!”
Emir Bey istemeden sesini yükseltmişti fakat yaptığı hatanın farkına varıp derin bir nefes çekti ciğerlerine ve başını ellerine eğdi.
“Roza’dan sonra senin heç mi dostun, yoldaşın, arxadaşın olmadı?” dedi yine şivesine dönerek.
“Ah dede ahh, ben artık birini sevemem ki, yani sevsem bile aile olur muyum bilmem.” dedi bir itirafta bulunarak.
“Ulan ocağı geçmişin oğlu!* İt gününde qalasın emi!” dedi yaşlı adam yöresel küfürlerle dolu bir ağızla.
Pejmürde: eski, püskü, yırtık pırtık.
Ocağı yuvası geçmişin oğlu: Soyu tükenmiş
İt gününde kalasın: Kötü günler yaşayasın.
“Dede ayıp oluyor ama. Evlenmek zorunda mıyım ben ya?”
“Otuz yaşına geldin, baban gibi mi olacaksın, anacığının halini görmüyor musun ulan?”
“Eğer ben evlenirsem, asıl evleneceğim kadın annem gibi dertten çürür dede, anla bunu artık.” dedi Emir Bey. Aslında bir nevi başkasının hayatını zehir etmemekti yaptığı.
“Sana süre evlat! Eğer karşıma birini çıkarıp dede bu senin gelinin deyip elimi öptürmezsen baban olacak it ve kardeşleri altımızdan çeker alır ilmek ilmek ördüğüm bu duvarları. Roza’nın yaptıklarını unutma! Roza olmazsa başka bir kadın baban ve emmilerinin dileğini yerine getirecek! Gözlerini bile kırpmadan gücüne, zekana hakaret edecekler ve sıradan bir departman görevlisi olup o soyu bozukların emiri altında yaşayacaksın. Seçim senin. Kendini düşünmüyorsan anacığını düşün!”
“Son sözün bu mu dede?”
“Son sözüm budur!”
bölüm sonu ❤️


