Şimdi
“Aslı Gönül ben size bu parayı sağlarım ama karşılığında bana bir iyilik yapmanı istiyorum.” dedi düz bir sesle. Az önceki tavrından eser yoktu şimdi. Son derece gergin ve soğuktu. Yine halden hale giriyordu anlaşılan.
“Nasıl bir iyilik?” diyebildim sadece. Birkaç saniye düşünür gibi gözlerime baktı. Yüzünden hiçbir ifade okunmuyordu. Benden nasıl bir iyilik gelebilirdi ki ona. Sıçanın denize faydası olur derler bizimkisi de ancak böyle olurdu işte. Cevap gelmeyince sorumu yineledim “Ben size nasıl bir iyilik yapabilirim ki Emir Bey?” Durdu, başını önüne eğdi ve içini çekti sonra tek nefeste ağzındaki baklayı çıkardı.
“Evleneceksin benimle.”
Evlenecek misin benimle? Bu, bu ne diyordu böyle? Beni ne zannediyordu. Parayla satın alabilecek bir kadın gibi mi duruyordum karşıdan bakınca. Öpüştük diye kucağına atlayacağımı mı sanıyordu?
“Sen nasıl..?” diyebildim sadece, hala şoktaydım.
“Bak bu normal bir evlilik olmayacak. Kağıt üzerinde, anlaşmalı bir evlilik yaptığımızı düşün.”
Evlilik deyince cinler tepemde horon tepmeye başlamıştı. Nefret ediyordum, bütün erkekler sadece kendi çıkarını düşünüyordu. Bencil yaratıklardı hepsi.
“Ne normali ne anormali ya! Sen beni çıkarın için kullanacaksın öyle mi? Paran da işin de senin olsun Emir Bey! Git bu teklifini Esra’ya yap eminim seve seve kabul edecektir!” deyip yataktan fırlayıp karşısına dikilmiştim. “Çıkın dışarı. İşi de bırakıyorum. Siz kahveye bunun için gelmişsiniz belli. Benim zayıf noktamdan yakalamak için.”
“Hayır, hayır beni yanlış anladın.”
“Neyi yanlış anladım ya! İşin ucunda ölüm var, nasıl olsa kabul eder dediniz, sormaktan ne çıkar dediniz kafanızda. Evleneceksin derken çekinmediniz bile. Hani sağlık sizin için her şeyden önemliydi. Her şeyi yapmaya hazırdınız hani. Geçen hafta bu cümlenin aynısını kurmuştunuz hatırlıyor musunuz?”
“Aslı Gönül hala her şeyi yapmaya hazırım ama hiç hesapta yokken bir şey oldu ve yardımına ihtiyacım var.” dedi ses tonunu olabildiğince yumuşak tutarak. Bense avazım çıktığı kadar bağırıyordum. Ercan’a bağıramadıklarımdı belki şu anki sesim.
“Ya ben kimim ki bana ihtiyacınız var! Evlenmekle benim ne ilgim, alakam olabilir yaa!”
İkimiz de sessiz kalmıştık. Bu teklifi ettiğine pişman gibi bakıyordu. Bense onunla öpüştüğüme bin pişmandım. Kendimden de nefret ediyordum şimdi. Ve sessizliği bozan ben oldum.
“Çıkın dışarı. Sizinle çalışmak istemiyorum. Sizi görmek istemiyorum!”
Emir Bey ağır ağır kalktı yatağın köşesinden. Ben ellerimi göğsümün altında bağlamış halı desenini inceliyordum bu süre zarfında. Görüş açıma siyah deri ayakkabıları girdi. Bir elimle kapıyı gösterip tekrar çıkın diye cırladım.
“Özür dilerim Aslı Gönül…”
Son sözü bu olmuştu. Özür dilerim… Fakat kırılan kalbim doğrulmamıştı. Kapı sesi kulaklarıma dolduğunda artık gitmişti. Olduğum yere çökmüştüm. Yanaklarımdan süzülen sıcak yaşlar ve içli içli ağlayışlarımın ne için olduğunu bilmiyordum. Ahlaksız bir teklif almış gibi hissediyordum. Ercan’ın sahte evliliği gibi bir sahte evlilik daha! Adı batsın, evlilik lafını duyar duymaz deliriyordum artık. Avcumun içiyle gözyaşlarımı silip lavaboya girdim. Makyaj ve gözyaşlarıyla kirlenen yüzümü bol su ile yıkayıp oturma odasına doğru yürüdüm. Oda Emir Bey kokuyordu. TV battaniyemi alıp yere fırlattım. Kafam karmakarışıktı. Dudaklarımdaki izini çıkarmak istercesine kazağımın ucunu sürdüm. Ablamı aramam lazımdı. İşten erken gelip uyuyakaldığımı söyleyecektim.
Mutfakta ellerimden düşen telefonu yerden alıp son aramalardan ablamın numarasına tıkladım. İkinci çalışta açtı. Ağlıyordu…
“Abla…” dedim ve onun sesini duyar duymaz gerisin geri gönderdiğim yaşlarım tekrar yüzümde peydah oldu.
“Aslı, nerdesin Aslı?” dedi yanık bir şekilde. İçimin yangınına bir de bu eklendi.
“Abla özür dilerim uyuyakalmışım,” dedim ve sandalyenin birine oturdum.
“Aslı ben napıcam bana akıl ver, kızım ölürse ben napıcam!?”
“Abla bi-bilmiyorum, bir yolunu bulacağız, bir yolu olmalı bunun.”
“Kredilere başvurdum ama kırk binden fazla vermiyorlar. Allah’ım kafayı yiyeceğim!”
Hiçbir şey diyememiştim. Bir annenin acısını yüreğimde hissediyordum. Yeğenim, biricik Azra’mızın elimizden kayıp gitmesine müsaade etmeyecektim. O gece telefonumu kapattım ve bir sırt çantasına bir kaç eşyamı atıp otogara gittim. Bir saat sonrası için yola çıkacak olan bir Gaziantep otobüs firmasından bilet almıştım. Aysel ablaya işten ayrıldığımı, aileme destek olmak için Gaziantep’e gittiğimi belirten ufak bir mesaj yazıp telefonumu tamamen kapatmıştım. Otogarın hediyelik eşya ve çeşitli kitapların olduğu bir yerinde bu bir saati geride bırakmıştım. Perona yanaşan otobüse binip koltuğumu aramaya başladım. Yirmi beş numara işte oradaydı. Üniversite öğrencisi gibi duran bir kız beresini gözünün üstüne kadar çekmiş ağzı açık bir şekilde uyuyordu. Eve gidene kadar gözümü kırpmayacağımı biliyordum bu yüzden evden getirdiğim kitabımı yol boyunca okuyup bitirmeyi planlıyordum. Bir Delinin Hatıra Defteri ellerimin arasındaydı. Eminim bu kitabın ikinci serisi benim ellerim tarafından yazılacaktı.
Üç Buçuk Saat Sonra
“Sayın yolcularımız Eskişehir Hisar Dinlenme Tesislerine gelmiş bulunmaktayız. Yirmi dakika ihtiyaç ve dinlenme molası verilecektir. Lütfen araçtan inerken değerli eşyalarınızı da yanınıza almayı unutmayın. Beş dakika kala otobüsümüzün etrafında olalım. Herkese geçmiş olsun.”
Otobüs muavininin anlaşılması güç bir şekilde yaptığı anonstan sadece geçmiş olsun dediğini işitebilmiştim. Tüm yolcular ayaklanınca bende bu kervana katıldım. Buğuyla kaplı olan camdan herkesin önce varabilmek için tıkama yaptığı yemek sırasını az çok seçebiliyordum. Aç değildim bu yüzden oraya girmeyecektim. İleride sağda yine hediyelik eşya dükkanı vardı. Yönümü oraya çevirip insan kalabalığını geride bırakıp ilerlemeye başladım. Dükkanın her yerinde 26 plakalı anahtarlıklar, magnetler ve I love Es-Es baskılı tişörtler görünce Eskişehir’de olduğumuza kanaat getirdim. Azra’ya ufak bir armağan alabilmek için oyuncak bölümüne doğru gidiyordum ki duyduğum sesle duraksadım.
“Ercan Bey bir bakar mısınız?”
“Hemen geliyorum.”
Bu…bu ses Ercan’a aitti. Dizlerim titremeye başlamıştı. Hemen devasa oyuncak ayıların olduğu reyonun arkasına saklanıp onu izlemeye başladım. Üstünde son derece şık ve rahat kıyafetlerin hakim olduğu Ercan sanki level atlamıştı. Alt sınıf sıradan bir insanken üst sınıfa geçiş yapmıştı. Biraz kilo almış hatta yapılı vücudu biraz daha kaslanmıştı şerefsizin. Yakışıklı suratından hiçbir şey kaybetmemiş yüzüne can gelmişti. Kısacası para yaramıştı işte. Para kimi iyi etmiyordu ki…
Burada çalıştığını belirten bir yaka kartı olan genç çocuk neden Ercan’a Bey diye seslenmişti acaba? Burada ne yaptığını deli gibi merak ediyordum. Şu an oyuncak ayıların arasından fırlayıp üstüne atlamak istiyordum pisliğin. Ve gelin görün ki bu isteğim eyleme dönüştü. Postallarımı vura vura tam karşısına çıkıp yumruğumu gözüne indirmeye hazırlanıyordum ki Kader mini etek ve topuklu ayakkabılarıyla kırıta kırıta eleman ve Ercan’ın yanına geldi. Ercan dudaklarından minik bir gülümsemeyi serbest bırakıp elini Kader’in bel boşluğundan geçirdi. Düşüp bayılacak gibi hissetmiştim ama sağlam durdum. Hayatımı mahveden bu iki kişi karşımda canlı kanlı duruyordu işte ama ben hiçbir şey yapamamıştım. Öylece amele sümüğü gibi fayansa yapışmış sadece izliyordum. Eleman yanlarından ayrılınca montumun kapüşonunu kafama geçirip takip ettim. Çıkış kapısında yakalayıp genç çocuğu durdurdum.
“Pardon bakar mısınız?”
“Buyurun hanımefendi.” dedi içten bir gülümsemeyle.
“Az önce konuştuğunuz bay ve bayanı tanıyor musunuz?” Çok saçma bir soru sormuştum adam tabi ki tanıyordu ona ismiyle seslenmişti.
“Evet, Ercan Bey ve Kader Hanım bu tesisin ve petrol ofisinin yeni ortakları. Birkaç ay önce eski sahibi devrediyordu Ercan Bey ve eşi Kader Hanım ortak olmayı teklif etti.”
Ercan Bey ve eşi Kader Hanım. Ercan Bey ve eşi Kader Hanım. Ercan Bey ve Eşi Kader Hanım.
Evlenmişlerdi… Benim altınlarımla benim paralarımla evlenmişler hatta işlerini bile kurmuşlardı. Bu dünyada neden zulmeden mutluydu Allah’ım? Neden onların yüzü gülüyordu en büyük günahı işlemelerine rağmen? Yine isyan ediyordum… Yine kriz geçirmemek için kendimi zor tutuyordum. Ercan, yakasından Utku olduğunu öğrendiğim çocuğu yanına çağırdı ve genç çocuk iyi akşamlar dileyip yanımdan uzaklaştı. Montumun püsküllerinden az ötede yandan bakışlarımla belli belirsiz gördüğüm Ercan beni tanımadı ve öylece yanımdan geçip gitti. Kader’in ise beynini delmek istediğim topukluları her saniye beni rahatsız ediyordu. Birden midem ağzıma geldi. İki pislik midemi bulandırmıştı anlaşılan. Koşar adım lavaboya girdim ve akşamdan kalanları bir güzel boşalttım. Elim ayağım feldirdemeye başlayınca girişte poğaça simit satan adamın yanına vardım. Biliyorum böyle yerlerde taş gibi olurdu bunlar ama bir sonraki tesise kadar yola böyle devam edemezdim. Bir şişe su ve taştan hallice olan açmayı alıp sarsak adımlarla otobüsüme dönerken Kader’i ultra lüks bir aracın önünde gördüm. Kapısını açıp içeri giriyordu plaka ise “26 EKE 27”ydi. Yani Eskişehir, Ercan Kader Erdem, Gaziantep… Bir küfür savurarak otobüse bindim. Bana takılan altınlarla bu arabayı da satın almaya güçleri yetmişti anlaşılan. Niye yetmesin Ercan’ın ailesi bir aşiretti ve taşımakta güçlük çekmeme sebep olacak kadar ağır altın takmışlardı. Sadece düğünümde bir iki saat takabildiğim altın kemerimi bu sipsi suratlı karı takıyordu şimdi…
Otobüse bindiğimde yanımdaki kız bıraktığım gibiydi. Hala ağzı açık ve hafif hırıltılarla uyuyordu. Kafası rahattı muhtemelen. Finallerden başka onu uyutmayan acıları yoktu belki de kim bilir.
Telefonumu açtığımda birkaç mesaj ve annemden arama vardı. Anneme uyuduğumu bu yüzden açamadığımı belirten kısa bir mesaj yazdım. Ve diğer mesajlara baktım. Bir tanesi e-maildendi. Maili açıp baktığımda Emir Bey tarafından maaşımın yatırıldığını gördüm. Yirmi gün kadar çalışmama rağmen tüm maaş göndermişti. Ve para transferi açıklamasına da büyük harflerle ÖZÜR DİLERİM BENİ AFFET yazmıştı. Emir Bey benden af dilemişti…
Aniden aydınlanmış gibi olmuştum. Bir özür mesajına bir de Hisar Dinlenme Tesisine baktım. Evet, affedecektim onu. Teklifini kabul edecektim. Ercan ve Kader’in konforlu hayatına inat yapacaktım bunu. Yeğenimi de ölüm pençesinden kurtaracaktım. Aptaldım ben ya. Adam kendi ağızıyla para vereyim diyordu. Şerefsiz Ercan ve yamağı Kader gibi çalmayacaktım ki adamın parasını. Onlar hiçbir emek harcamadan bu lükse benim sayemde kavuşmuş benim paralarımla bu varlığa sahip olmuştu.
O gece karar vermiştim. Oyunsa oyundu. Önce halletmem gereken bir iş vardı. Onu hallettikten sonra Aslı Gönül Akman devrini başlatacaktım!
bölüm sonu ❤️
