İçeriğe geç

Asla Bırakmam // Fanfiction

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Asla Bırakmam // Fanfiction

Bölüm 5

4🗡Özür Dilerim

🗡

Bangchan, şaşkın ama bir o kadar ciddi bakışlarını sonunda gözlerimle buluşturdu.

Gözlerinin içine bakıp daha samimi bir şekilde gülümsedim. Ardından 2 kelime süzüldü dudaklarımın arasından.

"Bangchan'ın sözlüsüyüm."

Ne tepki vereceğini oldukça merak ediyor, sözlerimin onun üzerinde nasıl bir tesir oluşturacağını görmek için can atıyordum.

Kalbim deli gibi atıyordu ama hızlı mıydı yavaş mıydı şu an algılayamıyordum bile. Sanki nefesimi tutmuştum. Evet evet, sankisi yoktu. Resmen nefesimi tutmuş öylece Bangchan'ın gözlerinin içine gömülmek için bekliyordum.

Yutkundu.

Boğazındaki çıkıntılı adem elması bu yutkunuşla inip kalkarken tutmuş olduğum eliyle elimi sıkıca kavramaya başladı.

O an tutmakta olduğum nefesi büyük bir rahatlama eşliğinde yeniden almaya başladım.

Bangchan- benim- elimi- tutuyordu!

Hem de sımsıkı!

Bu an gerçekten yaşanıyor muydu?!

Asla bir gün ansızın böyle bir harekette bulunabileceğim ve onunla bu şekilde yakınlık kurabileceğimi hayal etmemiştim.

Mina, kendine gel. Hele bir dur bakalım. Belki de o, ne yapmaya çalıştığını anlamış ve zor durumda kalmaman için yardımda bulunmuştur.

Gelen misafir, şüpheyle kıstığı gözlerini ikimizin üzerinde gezdirirken yeniden söz aldı.

"İyi de, Bangchan gibi bir korumanın sözlüsünün bu yemek masasında ne işi var?"

Gözlerimi Bangchan'ın ölümcül gözlerinden çekip önüme döndüm ama hâlâ elim Bangchan'ın elini tutmaktaydı.

Sağ tarafımda oturan Hyunjin de epey şaşkındı. Gülümseyen yüzü solmuş, gözleri dolma aşamasına gelmeye başlamıştı ancak kendisini tutuyordu.

Bu şekilde olmasını istemezdim, onu bu şekilde üzmek istemezdim ama eninde sonunda öğrenecekti kalbimdeki kişinin Bangchan olduğunu.

Ha Rin abla ve eşi de çok şaşkındı ama hiç bozmadılar. Şaşkın bakışlarını üzerimizde gezdirdiler. Misafirlerine cevabı Ha Rin abla verdi.

"Mina bizim değerlimizdir. Tıpkı Bangchan gibi. İkisi de ailemizin bir parçası gibidir. Üstelik Mina bu evde, bizimle yaşıyor. Hamileliğim süresince bana çok iyi baktı, şimdi de güzelce oğluma bakıyor. Değerlilerimi bu yönde emanet edebileceğim tek kişi o. Bangchan da öyle. Gözümü kırpmadan en sevdiklerimin canını bir tek ona emanet ederim."

Jun adındaki kişinin bakışları bu sefer değişmişti.

Bir müddet sonra telsizden Minmin'in ağlama sesi yükselince hızla ayağa kalktım.

"Müsaadenizle, Minmin'e bakmam lâzım."

Elimi Bangchan'ın elinin arasından istemesem de çekip bir kere daha eğildikten sonra hızla merdivenlerden çıkmaya başladım.

Odama girdim. Işığı açtım. Yırtınırcasına ağlayan Minmin'in yanına geldim. Beni görünce hemen sakinleşti.

"Canım benim, ne oldu sana? Korktun mu? Oyyy, korkma. Ben buradayım, bak."

Hâlâ çok uykusu olduğu yüzünden belli oluyordu. Bu yüzden onu izlerken beşiğini sallamaya başladım.

Elini kaldırdı. Bunun anlamını biliyordum.

Gülümseyerek sol elimin işaret parmağını ona uzattım. Parmağımı minik parmaklarının arasına aldı. Sıktı.

Elimi tutmayı, daha doğrusu parmaklarımı böyle avucunun içine almayı seviyordu. Daha güvende hissediyordu sanırım.

Sağ elimle beşiği sallamaya devam ettim.

Minmin anında uykuya dalıverdi. Bu esnada kapım çok yavaş bir şekilde açıldı.

Hyunjin başını içeri uzattı. Beni görünce burukça gülümseyerek tamamen içeri girdi. Kapıyı arkasından yine yavaşça kapattı.

Yanıma geldi.

Parmağımı Minmin'in minik elinin arasından çıkarıp üzerine battaniyesini örttüm.

Büyük bir utanç ve üzüntüyle Hyunjin'in karşısına geçtim. Alçak sesle sordu.

"Demek Bangchan sözlün, huh?"

Elimi enseme attım. Ensemi ovalarken aynı zamanda dudaklarımı ısırıyordum. Ben de aynı şekilde alçak tuttuğum sesimle cevap verdim.

"Ben... Ben çok özür dilerim Hyunjin."

Dolan ve ışıl ışıl parıldayan acılı gözleri gözlerimi bulduğunda içim bir kere daha yandı.

"Neden özür diliyorsun ki? Biliyordum zaten kalbinde başka birinin olduğunu ama... onun Bangchan olabileceğini hiç tahmin etmemiştim. Sözlü olduğunuzu da..."

Ona ve ailesine bugüne dek hiç yalan söylememiştim. O yüzden doğruca anlatmak istedim ama Hyunjin benden önce yine söze girdi.

"Bangchan benim en yakın arkadaşımdı. En güvendiğim, en değer verdiğim, en sevdiğim, öz kardeşten farklı görmediğim bir insandı. Her şeyimi ona anlattım. Seni nasıl sevdiğimden hep neşeyle ona bahsettim. Bunu nasıl yapar? Bana bunu nasıl yapar Mina? Neden gizledi? Seni anlayabiliyorum ama ya o-?" der demez daha fazla konuşmasına müsaade etmedim.

Kafasında haklı olarak bir sürü şey kurmuştu ama Bangchan bunların hiçbirini hak etmiyordu.

"Yanlış anlıyorsun, Hyunjin. Bangchan'ın hiçbir suçu yok. Hatta hiçbir şeyden haberi dahi yok."

Kaşları çatıldı. Yutkundu ve burnunu çekti.

"Ne demek bu?" diye sordu. Stresten kuruyan dudaklarımı hafifçe ıslatıp direkt doğruları aktardım.

"Sözlü değiliz Hyunjin. Evet, kalbimdeki kişi Bangchan'dı ama bunu o hiç bilmedi. Bugün ben bir delilik yaptım. Kendimi aptal konumuna düşürdüm. Onu sevdiğimden bile haberi yokken çocuğu resmen herkesin önünde sözlüm diye tanıtım, ben... Ben çok utanıyorum Hyunjin ama sana yemin ederim, onun hiçbir şeyden haberi yoktu. O sana karşı her zaman nasılsa hâlâ öyle."

Sıkıntıyla derin bir nefes verdi. Sağ elini saçlarına attı ve parmaklarını saçlarının arasından geçirip ensesine doğru kaydırdı.

"İyi ama bunu neden yaptın Mina?"

Neden yaptığımı tahmin edebilmesi pek de zor değildi. O çok dikkatli biriydi. Sussam dahi anladı. Ben konuşmadan o söz aldı.

"Jun hyung yüzünden değil mi? Bakışlarından rahatsızlık duyduğun için değil mi?"

Yalnızca başımı aşağı yukarı salladım. Bir müddet sonra aramızdaki sessizliği kırmak adına dile geldim.

"O an yalnızca içimden gelen şeyi yapmak istedim ve yaptım Hyunjin. Seni üzdüğümü biliyorum. İnan bana, böyle olmasını istemezdim. Çok özür dilerim."

"Saçmalama, neden özür diliyorsun ki? Sen özür dilenecek bir şey yapmadın. Asıl ben... senden çok özür dilerim. Kalbindeki kişinin Bangchan olduğunu bilseydim, onun gözü önünde sana olan sevgimi göstermezdim. Seni, ona anlatıp durmazdım. Ben seni anlattıkça belki de onun seni görebilmesinin önüne geçtim. Ben seni seviyorum diye belki de o, seni sevdiği hâlde sana bunu söylemekten vazgeçti."

Gözlerimi yumdum işittiğim kelimeler yüzünden.

Onların arkadaşlıklarına zarar getirmeyi hiç istemezdim. Gerçekten hiçbir şey böyle olsun istememiştim ama elimde olmamıştı işte! Her şey sanki bir anda kontrolüm dışında gerçekleşmişti. Evet, kendim istemiştim onun elini tutup sözlüm olduğunu söylemeyi ama o an, sanki başka hiçbir şeyi düşünememiştim.

Bencillik etmiştim. Sadece yapmak istediğim şeyi yapıp sonuçlarını asla düşünmemiştim.

"Böyle düşünüp kendini suçlama lütfen. Bence o, asla böyle bir şey düşünmemişti. Tüm suç benim. Yaşadığın üzüntünün, hayal kırıklığının tek sebebi benim Hyunjin."

Hyunjin sıkıntıyla derin bir nefes daha verdi. Ardından:

"Hayır," dedi.

"Sen de kendini suçlamayı bırak artık. Ben iyiyim. Sen de iyi olacaksın. Hepimiz iyi olacağız Mina. Tamam mı?"

Ellerini güven vermek istercesine omuzlarıma atıp bana buruk tebessümüyle bakmayı sürdüren Hyunjin'e ben de minnetle bakmayı sürdürdüm.

...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.