Bölüm 36: Bir hata nelere sebep olabilir?
Atlas Demirdağ...
Hata yapmak ne kadar kolaysa hata yaptığını kabul etmek de bir o kadar zordur. İnsanlar yanlış olmaktan, yanlış yapmaktan hoşlanmazlar çünkü. Ufak bir hataya bile tahammülleri yoktur. Hep mükemmel olmak, her işi hatasız yapmak isterler. Tek bir hatayla kendilerini başarısız hisseder, yetersiz olduklarını düşünürler.
Atlas da kırık cam parçalarının üstünde, kanlar içinde yatıyorken aynen öyle hissediyordu: Başarısız ve yetersiz.
Aklında sadece tek bir düşünce vardı:
Hata yaptım...
Üstelik bir tane değil, bir sürü hata yapmıştı. Daha önce yapılanlar için başkalarını suçlayabilirdi fakat bu evde yapılan her hata ona aitti. Planladığı her şey yerle bir olmuştu. Zarar görmemesini istediği kişiler yine zarar görmüştü ve Atlas en çok bu yüzden kendisini başarısız hissetmişti.
Her şey Hayal ve Kerem'le konuşmak için o odaya girdikten sonra olmuştu. Tüm hataların başlangıcı orasıydı. Dikkatsiz davranışları, o konuşmalardan sonra gün yüzüne çıkmıştı.
Celal'i salonda bitik bir hâlde bırakıp Kerem ve Hayal'in olduğu odaya doğru yöneldi. Aklı hâlâ Celal'deydi. Onu Hayal'e söylediği şeyler yüzünden öldürmek istiyordu. Daha erken müdahale etmeliydi, Hayal o şeyleri duymamalıydı.
Celal'in bunca şeyden sonra hâlâ yaşıyor olmasının tek nedeni de Helen ve Rüzgar'ın yaptığı hatayı düzeltmek için aklında şekillenen plandı. Bunun için de bir süre daha sağlam kalması gerekiyordu. Sonrasındaysa Orhan zaten onun icabına bakacaktı.
Kapıyı açtığında Kerem'in Hayal'in önünde diz çöktüğünü ve birbirlerine gülümsediklerini görmüştü. Bu Atlas'ın beklediği bir manzara değildi. Hayal Kerem'in ona bu kadar yaklaşmasına izin mi vermişti?
Vücut dilleri, birbirlerinin yanında çok rahatlarmış gibiydi. Atlas bile bir süre sonra Hayal'e yalandan yaklaşabilmişti. Yaklaştıkları anlar da mecbur kaldıkları içindi. Kerem'le olduğu gibi samimi oldukları için değil. Atlas kaşlarını çatmamak veya yersiz bir yüz ifadesiyle ortamı bozmamak için çaba sarfetti. Çünkü Kerem ne yaptıysa Hayal sakinleşmiş görünüyordu.
Kerem yavaşça ayağa kalkıp Hayal'den uzaklaşırken Atlas oraya neden geldiğini ve onlara ne söylemesi gerektiğini hatırlamak için öksürerek zaman kazandı.
Kerem'in kollarını göğsünde kenetlemesini izlerken, "Yavaş yavaş başlayalım diyecektim," dedi ve içeri geçerek kapıyı arkasından kapattı. Elinde olmadan Hayal'i süzdü. Vücudu az önce ne kadar rahatsa Atlas konuşurken bir o kadar gerilmişti. Onun yüzüne bakmıyordu. Gözleri ağladığı için kıpkırmızıydı ve yanakları nemliydi. Burnu da hafif kızarmıştı.
"Sen iyi misin?" Ellerini ceplerine sokarken Hayal'in kafasını sallamasını izledi. Hâlâ Atlas'a bakmıyordu. Atlas bakışlarını bir saniye için yere dikti. Hayal ondan nefret ediyor olmalıydı. Etmiyorsa bile birazdan söyleyeceklerinden sonra edecekti. "Güzel..."
Kerem tüm fütursuzluğuyla ona ne yapacaklarını sorarken Atlas düşündüğü şeyi direkt söyledi. Gerçekten de kumar oynayacaktı. Büyük bir risk alacak, herkesin odağını farklı bir yere çekecekti. Tabii başarılı olursa. Olmazsa...
"O da ne demek?" Hayal sonunda konuşmuştu. Atlas anında bakışlarını ona çevirdi. Kızın burnundaki kızarıklık yanaklarına doğru yayılmıştı. Gözleri fazla parlaktı.
"Az önce de söyledim. Orhan onu ortadan kaldıracak kişi olacak." Atlas, öldürmek, sözcüğünü söylemek istemiyordu. Hem onun tatsız anılarını canlandırıyordu hem de Hayal bu laftan hoşlanmıyordu. "Biz de bunun için çabalayacağız."
"Bana zarar verdiği için? Öyle demiştin." Hayal'in sesi çok duygusuz çıkmıştı ve bu, Atlas'ı gerçekten şaşırtmıştı.
"Teknik olarak evet. Ama asıl zarar gören sen olmayacaksın." Hayal'in bakışlarında bir şeyler değişti. Atlas'ın dediklerinden bir şey anlamadığı barizdi. "Sana zarar vermeyecek o. İzin vermeyeceğim."
Hayal hâlâ sert bakıyordu. Atlas'ın dediklerine ya inanmıyordu ya da ciddiye almıyordu. İki türlü de bu Atlas'ın hoşuna gitmemişti.
"Belki o bana zarar veremez," diyerek ruhsuz bir şekilde ayağa kalktı. İki adımda Atlas'ın karşısına geçti. Gözlerini ondan hiç çekmedi. "Peki ya senin bana verdiğin zarar?"
Atlas'ın kaşları istemsizce havalandı. Hayal, biraz önce ağlayan o değilmiş gibi şimdi tüm kararlılığı ve sertliğiyle karşısındaydı. Eski Hayal'e ait hiçbir duygu emaresi yoktu suratında. Atlas acele etmeden kızın yüzünün her ayrıntısını inceledi. Kızarmış kahverengi gözlerini, yüzündeki çizgileri, dudaklarını... Her hücresi Atlas'a meydan okuyordu.
Atlas kıza yaşattığı şeyler için özür dilemek istedi o an. Bir yanı onu böyle güçlü gördüğü için memnun olsa da bir yanı pişmanlıktan geberiyordu. Hayal'e yaşattığı şeyler çok fazlaydı. Bu yüzden ne kadar pişman olduğunu söylerse söylesin asla yeterli olmayacaktı. Söylese bile Hayal bunca şeyden sonra kabul edip onu affeder miydi?
Ama ne özür diledi ne de pişman olduğunu söyledi. Herkesin onu tanıdığı, duygusuz bir robot gibi davranarak, "Bence gayet iyi idare ediyorsun," dedi.
Kelimeler boğazını yakmıştı sanki. Söylemek istediği şeyler bunlar değildi ki. Neden böyle bir şey söyleyerek Hayal'in canını yakıyordu? Aniden değişen yüz ifadesi de kızın nefret ettiğini kanıtlar nitelikteydi. Hayal kafasını iki yana sallayarak yüzünü buruşturdu. Ona yaklaştığı gibi geri çekilmişti.
Kerem de Hayal'den farklı değildi. Onun da yüzünde Atlas'a karşı öfkeli olduğuna dair bir ifade vardı. Burnundan nefes vererek güldü. Sanki, beni yanıltmadın, hâlâ aşağılık birisin, diyordu.
Atlas dudaklarını ıslatıp derin bir nefes aldı. Toparlanmaları gerekiyordu. Planı anlatmak zorundaydı. Bir kez daha yalandan öksürerek dikkatlerini çekti.
"Ben az önce Niyazi ile konuştum." Kerem'e bakarak devamını getirdi. "Birazdan buraya bazı şeyler getirecek. Sen gidip alırsın, değil mi?"
Kerem'in dudaklarında alaycı bir gülüş belirdi. "Sanki başka bir seçenek varmış gibi konuşuyorsun."
Atlas belli ki bu tavırlara bir süre daha katlanmalı olacaktı. Dediğini umursamadan devam etti.
"Niyazi biraz uyuşturucu falan getirecek. Herifin kanında bulunsun diye." Atlas ellerini ceplerinden çıkarıp Kerem gibi göğsünün altında kenetledi. "Dediğim gibi, hikâyemiz tutarlı olmalı."
"Peki ya sonra?" Kerem yerinde hafifçe kıpırdandı. Sabırsız görünüyordu. Bir an önce planı uygulayıp bitirmek ister gibi bir hâli vardı. "Orhan sırf bu yüzden adamını dinlemeden öldürür mü?"
"Bana saçma geliyor." Hayal ona bakmadan konuştu. Gözleri karşıdaki dolaptaydı. "Uyuşturucu kullandı, sen benimleyken evimize girdi ve bunun sonucunda da ölmeyi mi hak ediyor?"
Atlas ağzını açıp yanlış anladığını söyleyecekken Hayal'in söylediği başka bir şeye takılmıştı. Evimiz mi? Hayal'in neyi kastettiğini anlasa da az önceki hırçın tavırlarından sonra tatlı bir şekilde evimiz demesi Atlas'ı neredeyse güldürecekti.
"Orhan'ın gözünde ölmeyi hak ediyor, çünkü sana zarar verdiğini düşünecek..." Atlas kafasını aşağı eğdi ve omuz silkti. "Daha doğrusu bize."
"Size nasıl bir zarar verecek ki?" Kerem yine meraklı bir şekilde araya girdi. Hayal'e doğru kısa bir bakış atmıştı. Atlas onun Hayal için endişelendiğini görebiliyordu ve bu, Atlas'a kendisini biraz daha kötü hissettirdi: Sanki Hayal'e tek zarar veren kişi oydu. Belki de öyleydi...
"O konuya gelirsek," diye planda hoşuna gitmediği kısımlardan birini açıklamak zorunda kalmıştı. "O konuda senin yardımına ihtiyacımız olacak."
Atlas devam edemeden telefonu çaldı. Cebinden çıkarıp kim olduğuna baktı. Arayan Niyazi'ydi. Atlas başını kaldırıp Kerem'e elindeki telefonu gösterdi.
"Niyazi... Gitmen gerek."
Kerem oflayıp kapıya doğru ilerlerken durdu ve arkasını döndü. Çenesiyle Hayal'in durduğu yeri gösterdi. "Hayal'e ne olacak? Planın devamı..."
"O benimle onun arasında." Atlas sertçe Kerem'in lafını böldü. Hep böyle Hayal'e karışacak mıydı? Kerem kendi üzerine düşen kısmı halletmeden Hayal ile onun işine burnunu sokması hoşuna gitmiyordu. Ona destek olması hoştu ama onların ilişkisine karışamazdı. Bundan sonrasını Atlas yalnız halletmeliydi.
Kerem'in bakışları Hayal'e kaydı. Ona iyi olup olmayacağını soruyor gibiydi. Atlas arkasında duran Hayal'e baktığında kafasını salladığını gördü. Sessizce anlaşmışlardı...
"Bekle. Bir şey daha var." Kerem tekrar gitmek için arkasını dönecekken Atlas onu durdurdu. Sesi normalden daha sert çıkmıştı.
"Yine ne var?" Kerem elini kapının kulpundan çekip kollarını iki yana açtı. O da bu durumdan bıkmıştı.
"Bir şey daha yapman gerek." Atlas bunu hiç istemiyordu aslında. Ama Kerem'in bu fikre bayılacağına emindi.
"Ne?"
"Celal ile boğuşmuş gibi görünmemiz gerekiyor ama onu çözüp dövüşemeyeceğime göre..." Atlas duraksayıp kaderini kabullenmiş bir şekilde nefesini dışarıya verdi. Kollarını iki yana açtı. Artık en savunmasız hâliyle Kerem'in karşısında duruyordu. "Bana yumruk at."
Atlas daha ne olduğunu anlamadan yanağında büyük bir baskı hissetmişti. Kafası yana doğru savrulurken Hayal'in ufak çaplı çığlığı kulağına doldu. Atlas neye uğradığını şaşırmıştı. Avuç içini yanağına bastırırken dikeldi.
"S*ktir!" Atlas yanağını ovuştururken hayret dolu gözlerle hâlinden memnun bir şekilde önünde duran Kerem'e baktı. Bu gerçekten hoşuna gitmişti. "Sorgulamadın bile!"
"Hep bu anı bekledim." Kerem'in dudakları gerilirken dikeldi, kendinden emin bir şekilde omuz silkti. Gerçekten de keyif alıyordu bundan.
"Her dediğimi keşke böyle hızlı yapsan!"
"Her dediğin keşke bana böyle hitap etse," diye Atlas'ı taklit etti.
"Pekâlâ." Elini yanağından çekti. Derin bir nefes alıp tekrar aynı şekilde durdu. "Şimdi bir tane daha-"
Lafını bitiremeden Atlas tekrar Kerem'in yumruğuna maruz kalmıştı. Ama bu sefer çenesine denk gelmişti. Yanında duran Hayal'in gözleri kocaman açılmış, bir Kerem'e bir kendi özgür iradesiyle dayak yiyen Atlas'a bakıyordu.
"Huh! Bu çok iyi geldi bak."
Atlas elini istemsizce çenesine götürdü. Bir an için çenesinin çıktığını sanmıştı. Doğrulmaya çalışırken sağa sola hareket ettirip yerinde olup olmadığına baktı. Şansıydı ki bir şey olmamıştı. Sadece dudağı çok fena acıyordu. Darbe yüzünden ısırmıştı.
"Daha lafımı bitirmemiştim," dedi dudağını yoklarken. Kan parmağına bulaştığında göz devirdi. Çenesi de hâlâ sızlıyordu. Bir daha Kerem'den böyle bir şey istemeyecekti. Eli tahmininden bile ağırdı. Uzun zamandır böyle bir darbe almamıştı. "Belki de bir tane daha gerekli değil diyecektim?"
"Tüh." Kerem yalandan üzülmüş gibi dudağını büzdü ve omuzlarını kaldırarak kollarını iki yana açtı. "Bu da benden olmuş olsun o zaman."
Atlas öfkeyle nefesini dışarı verip elini sallayarak arkasını döndü. Komodinin üstünde duran bir ıslak mendil paketinden bir tane mendil alıp elini sildi.
Omzunun üstünden bakarken Kerem'in Hayal'e göz kırptığını gördü ve baş parmağıyla omzunun üstünden Atlas'ı gösterdi. "İlki senin içindi."
Hayal'in dudaklarında silik bir gülümseme gördüğünde Atlas önüne döndü. Bu manzarayı da sevmemişti. Demek ki Hayal de Atlas'a yumruk atmasından hoşlanmıştı. Belki de planın geri kalanı için endişelenmeye gerek yoktu.
Kerem yanlarından ayrılmadan önce son kez Atlas ona bir talimat verdi. İlk başta sorgulamak istese de sonradan vazgeçmiş gibiydi. Araladığı dudaklarını kapatıp dışarı çıktı. Birkaç saniye sonra evin dış kapısının açılıp kapanma sesini duyduğunda Atlas bir tık rahatlamıştı.
Atlas baygın bakışlarını genç kıza yönlendirdi. Kerem'den sonra odada gözle görülür bir gerginlik oluşmuştu. Bu gerginliğin kaynağı da direkt Hayal'in kendisiydi. Ara sıra ellerini ovuşturuyor, bazen de kollarını etrafına sarıyordu. Atlas'ın olduğu tarafa bakmaksa yapılacaklar listesinde yoktu muhtemelen.
Yaslandığı dolaptan sırtını ayırıp Hayal'e doğru yürüdü. Sadece yanına vardığında Hayal kafasını kaldırıp bakma zahmetine girmişti. Genç kız bakışlarını Atlas'ın dudaklarına yönlendirirken belirgin bir şekilde yutkundu. Sonra gözleri çenesinde ve sol yanağındaki kızarıklıklara takılmıştı. Az önce Kerem ona yumruk attı diye gülüyordu, şimdi de endişelenmiş miydi?
"Benden nefret ettiğini biliyorum," dedi Atlas, bakışlarını kaçırmamaya çalışarak. "Ama bir süre için bunu bir kenara bırakmanı isteyeceğim senden."
"Ah... Belli oluyor mu ya?" Hayal dalga geçer gibi kaşlarını çattı. Kafasını öne uzatarak, "Bence gayet iyi idare ediyordum," diye Atlas'ın az önce söylediği şeyi ona geri iade etmişti.
Atlas sertçe yutkunup acı acı güldü. Fazla cüretkâr bir havası vardı. Ve itiraf etmeliydi, bunu sevmişti. Bundan cesaret alarak Hayal'e yaklaştı, kafasını hafifçe eğdi. Yüzüne yaklaştığında Hayal'in donup kaldığını hissetmişti. Az önceki kararlı yüz ifadesi bir anlığına silindi. Göz bebekleri büyürken nefesini tuttu.
"Evet," diye fısıldadı. Atlas, yine Hayal'in yüzünü incelerken buldu kendini. Ama mesafeyi koruyordu. Fazla yaklaşmak gibi bir düşüncesi yoktu. "Benden nefret ettiğin çok fazla belli oluyor."
Hayal son bir kez Atlas'ın kanamış dudağına bakıp kafasını çevirdi. Bu o kadar anlık olmuştu ki neredeyse Atlas bile göremeyecekti. Geri çekilirken genç kız tekrar kollarını kendisine sardı. Az önceki cesur hâli yok olmuştu. Atlas'ın olduğu kısım dışında her yere bakıyordu. Sadece iki kez onunla göz göze gelmişti.
"Planda senin devreye gireceğin kısmı anlatacağım şimdi." Atlas Hayal'in rahat edebilmesi için konuyu değiştirdi. Çenesini kaldırıp kendinden emin bir imaj çizmeye çalışırken ellerini ceplerine soktu. "Bölmeden dinlesen iyi olur..."
***
Hayal ağzı açık bir şekilde ona bakarken Atlas kızı bir anda fazla yüklemiş olmaktan korkmuştu. Gözleri fal taşı gibi açılmış, sinirden dolmuştu. Belki de alıştıra alıştıra söylemeliydi. Ama artık çok geçti.
Genç kız kafasını iki yana sallarken ellerini saçlarına geçirip arkasını döndü. Birkaç saniye sonra tekrar Atlas'a baktı. Sanki az önce söylediklerinin gerçek olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Hâlâ ondan istediği şeyi sindirebilmiş değildi.
"Sen... Sen delirdin mi?" Kızın sesi titremiş, bir adım Atlas'a yaklaşmıştı. "Kafayı mı yedin? Benden ne istediğinin farkında mısın?"
"Hayal..."
"Çek şunu!" derken Atlas'ın ona uzattığı silahı elinin tersiyle itti. Hâlâ ondan istediği şeye inanmak istemiyordu. Atlas'ın teklifi Hayal'i tetiklemiş gibiydi. "Atlas, sen n'apıyorsun?" Titrek ama bir o kadar da hırçın sesi Atlas'ın bakışlarını ondan kaçıramamasına neden oldu. "Senin benle derdin ne?"
"Hayal, lütfen..." Atlas ne kadar araya girmeye çalışsa da Hayal'in öfkesi buna engel oluyordu.
"Üzerimde deney mi yapıyorsun?" Hayal sesinin tonunu biraz daha yükseltirken öfkesini kontrol edemeyip Atlas'ın göğsüne vurup ittirdi. "Ne kadar dayanacağımı mı test ediyorsun? Söylesene!"
Göğsü hızla inip kalkarken öfkeden ne yapacağını bilemez hâldeydi. Atlas'tan hem bir cevap bekliyordu hem de konuşmasını istemediğini belli eden bakışlar atıyordu.
"Amacın ne ya senin?" diye sesi çatlarken bir kez daha vurdu. Kızın gözleri dolmaya başlamıştı bile. "Amacın ne? Bana bunları niye yaşatıyorsun?"
Her lafında tekrar tekrar vuruyor, Atlas da sakinleşsin diye karşı çıkmıyordu. Göğsü delinse bile kızı durdurmayacaktı. Ama her defasında sakinleşmek yerine de iyice deliye dönüyordu. Vurmak, öfkesinden bir şey götürmüyordu.
"Yeni bir tür işkence mi bu?" Eliyle kendisini gösterdi. "Ben niye bunları yaşamak zorundayım? Kendince ne kadar ileri gideceğimi mi görmek istiyorsun?"
"Hayal, emin ol, bunu yapmasını istediğim son insansın."
"Dalga mı geçiyorsun benimle?" Hayal Atlas'ı ittirdi. Atlas ona tamamen teslim olduğundan dolayı geriye sendeledi. "Dalga mı geçiyorsun, Atlas?"
"Bunu yapmak zorundayız, anlamıyor musun?" Atlas da elinde olmadan sesini yükseltti.
"Ben hiçbir şey yapmak zorunda değilim!"
"Yapmak zorundayız, çünkü başka şansımız yok." Atlas'ın sesi çaresiz çıkmıştı. O da bunu kıza yaşatmak istemiyordu fakat tek mantıklı ve diğerlerinden daha güvenli olan çıkış yolu buydu. Ta en başından bunun Hayal'e zarar vereceğini biliyordu ama elinden bir şey gelmiyordu. "Hayal... başka çaremiz yok."
"Hayır." Genç kız kafasını iki yana sallayıp geri gitti. Elini kaldırıp Atlas ile arasına mesafe koydu. "Bunu bana yaptıramazsın... Bunu kendine de yapamazsın."
"Mecburuz..."
"Değiliz!" dedi kararlı bir şekilde. "Değilim! Ben hiçbir şeye mecbur değilim."
"Herkes zarar görecek." Atlas artık ne söylemesi gerekiyordu bilmiyordu. Sadece Hayal'in anlaması gerekiyordu. Hepsinin hayatı söz konusuydu. Bu, Atlas'tan, Hayal'den ve onların isteklerinden daha büyük bir şeydi. "Yapmazsan hepimizin sonu gelir."
"Bana böyle bir sorumluluk yükleyemezsin." Hayal'in sesi az önceki hâline göre daha sakin çıksa da titreyen bedeninden sakinleşmediğini anlayabiliyordu. "Bizi böyle bir tehlikeye atamazsın... Ben yapamam. Saçmalık bu! Çok tehlikeli."
"Zaten amacımız o. İnandırıcı olması için tehlikeli olmak zorunda." Atlas kaşlarını çatarak kıza bıkkın bir şekilde baktı. O da böyle olsun istemiyordu ama yapılması gerekeni yapmak için kendisini ateşe atmaktan da korkmuyordu. Planında bir sürü risk olduğunu bilse de başarma ihtimalleri düşük değildi. Diğerlerinin güvenliği, onu motive eden, elini taşın altına sokmasına neden olan şeydi. "Ben tüm riskleri bilerek bunu göze aldım, Hayal. Ve bitirmek için sana ihtiyacım var."
"Benim de o riskleri göze almamı mı istiyorsun?" Hayal, Atlas'ın böyle bir şey teklif ettiğine kendisini inandırmaya çalışıyormuş gibi dediklerini tekrarlamıştı.
Atlas kafasını salladı. Hayal'den de aynısını beklemenin bencillik olacağını bilmesine rağmen kabul etmesini istiyordu. Bunu yapabilecek tek kişi oydu çünkü. Üstelik yaşadıklarını zamanla atlatırdı, fakat yapmazsa hiçbirinin travmalar atlatacağı bir hayatı olmayacaktı. Her şeyin ortaya çıkması için doğru zaman değildi. Bu sadece sonları olurdu.
"Hayır," diye inkâr etti bir kez daha. Sesi pürüzlü ve ağlamaklıydı. Atlas'ın gözlerinin içine bakamadı. "Ben yapamam. Madem bu kadar istiyorsun kendin yap."
Atlas aslında Hayal'in, kimse yapmasın, demek istediğini biliyordu. Zaten o, tüm plana karşıydı. Anlattığı andan beri Hayal kendisini kaybetmişti, ki bundan dolayı biraz suçluluk duyuyordu; fakat amacının iyi olduğunu da biliyordu. Bir hatayı düzeltmek zorundalardı.
"Neden yapamayacağımı söylemiştim zaten." Atlas daha önce anlatmasına rağmen yine de sabırlı davrandı. "Mesafeden dolayı yapamam. Yaranın şekli, boyutu, verdiği zarar... ben yaparsam hepsi değişir. Çok şüpheli olur. Yoksa direkt kendim yapardım." Atlas Hayal'e yaklaşıp titrek bir nefes verdi. "Yapabilsem sana böyle bir şey yaşatır mıyım sanıyorsun?"
"Bunu yapmak zorunda değiliz. Bu, sandığından daha tehlikeli." Dolmuş gözleriyle Atlas'a baktı. Hayal kabul etmemekte kararlıydı. Üstelik şimdi Atlas'ı da ikna etmeye çalışıyordu. "Vazgeç, Atlas! Bu iyi bir fikir değil."
Az önceki öfkesinin yerini şimdi endişe almıştı. Onun için gerçekten endişeleniyordu.
"Üzgünüm..." Atlas bakışlarını ondan çekip çalışma masasına doğru ilerledi. Elindeki silahı bırakırken kalçasını da masaya yaslamıştı. Kollarını göğsünde kenetleyip kıza baktı. "Başka çarem yok."
"Çok saçma." Hayal sertçe nefesini dışarı verirken Atlas'ın karşısındaki yatağa oturdu. Ayakta duracak gücü kalmamış gibiydi. "Çok riskli, anlamıyor musun? Geri dönüşü olmayabilir..."
"Biliyorum," diye mırıldandı yavaşça. Bunu isterken riskleri göz önünde bulundurmuştu zaten. Üstünde daha fazla düşünüp kendisine yeni sorunlar yaratmak istemiyordu. "Bu yüzden senin yapmanı istiyorum."
Hayal bu sefer anında reddetmemişti fakat yüz ifadesi kabul edeceğini de söylemiyordu. Sadece Atlas ile kavga etmesine biraz ara vermek istiyor gibiydi. Parmaklarını koparacak kadar sertçe çekiştirirken gözleri yerdeki küçük, dikdörtgen halıdaydı.
Atlas Hayal'in sessizliği bozmasını bekliyordu. Kızı biraz daha zorlarsa onu tamamen delirtmekten korktuğundan susmayı tercih etmişti. Zaten yeterince karmaşıktı her şey, biraz daha karıştırmaya hiç niyeti yoktu.
"Sana yardım etmeyeceğim." Hayal kafasını kaldırıp Atlas'a dikti gözlerini. Bakışları çok soğuktu. "Bu kadar kararlıysan... Kerem yapsın."
Alternatifler sunup bu işten sıyrılmaya çalışıyordu. Ama Atlas'ın başka birine değil, onun yapmasına ihtiyacı vardı. Başka birisi tüm bunlar olurken evde bulunamazdı.
"Evde dördüncü bir adamın varlığı olmamalı." Atlas bir kez daha kafasını olumsuz anlamda salladı. "Zamanında evden çıkamaz, ki ses yüzünden dikkat çekeceğiz zaten. Üstelik sen nereye ateş etmen gerektiğini biliyorsun."
"Nereden biliyormuşum?" Hayal tek kaşını kaldırdı. "Hemşireyim diye mi?"
"Sayılır..." dedi çekinerek. Ensesine masaj yaparken omzunu silkti. "Süründürecek ama öldürmeyecek bir yaraya ihtiyacımız var."
Hayal elleriyle yüzünü kapatırken öne eğildi. Dirseklerini dizlerine yaslamıştı. Elleri saç diplerine doğru kayarken başını kaldırdı. Saçlarını yavaşça geri itti. Atlas'a bakmadan kafasını iki yana sallarken dudaklarından deli bir kahkaha dökülmüştü.
"Sen benim keskin nişancı olduğumu falan mı sanıyorsun?"
"Pratik yapmıştık." Atlas fütursuzca omuz silkti. Sanki silah kullanamaması hiç de önemli bir detay değildi.
"Sadece birkaç kez!" Hayal duyduklarına inanamıyormuş gibi şaşkın bir bakış attı ona. "Ve hepsi birbirinden berbattı."
"Sonuncu fena değildi aslında." Atlas dudaklarını büzüp eliyle saçlarını karıştırdı. Konuşmayı olabildiğince sıradanmış gibi göstermeye çalışıyordu.
"O yanlışlıkla oldu."
"Bak, hedefler çok uzaktaydı, o yüzden." Atlas en sakin hâliyle cevapladı. "Şimdi o kadar büyük bir mesafe olmayacak."
"Sen cidden delirmişsin." Hayal gözlerini kocaman açmış, Atlas'ın rahatlığını hayretler içinde izliyordu.
"Önceden de normal olduğum söylenemez."
Hayal'in yüz ifadesi kaya gibi sertleşti. "Bunu yapmayacağım. Ne söylersen söyle... ben yokum!"
Çenesini kaldırıp Atlas'a meydan okudu. Gözlerinde hiçbir tereddüt yoktu. Sanki, sıkıysa bir şey söyle, diyordu. Atlas, Hayal'in bu yeni versiyonunu beğenmemesi gerekiyordu ama hoşuna gitmesine engel olamamıştı. Hiç sırası olmasa da neyi isteyip neyi istemediği konusunda en sonunda kararlıydı. Fakat böyle değişmesi için hiç doğru zaman değildi.
"Her şey sana bağlı. Herkesin hayatı senin ellerinde." Atlas Hayal'in bu şekilde vicdanına dokunmak istemiyordu ancak söylediği şey gerçekti ve bunu yapmak zorundaydı. Atlas böyle davrandığı için kendinden nefret etse de Hayal'i manipüle etmeye devam etti. "Yapmazsan bu sadece benim hatam olmaz..."
Hayal darbe almış gibi kalakaldı. Gözlerini birkaç kez kırpıştırırken nefesini dışarı verdi. Ağzı şaşkınlıkla açılmıştı. Atlas yine ona kızacağını düşündü. Tabii ki doğru tahmin etmişti.
"Bana suçlu hissettirmeye mi çalışıyorsun?" Hayal ayağa kalkıp Atlas'a doğru yürürken eliyle kendisini gösterdi. "Ya da istediğin şeyi beni kızdırarak elde etmeye çalışıyorsun. Ki başarıyorsun da. Çünkü o seviyeye ulaşmak üzereyim."
"İstediğim şey zor veya delice olabilir... ama doğru olan şeyi yapmaya çalışıyorum, Hayal." Atlas diliyle yavaşça dudağını ıslatırken yaslandığı masadan uzaklaşıp dikeldi. "Bunu yapmanı istediğim için gerçekten üzgünüm... Gerçekten."
Atlas biraz es verdiğinde Hayal'in yüz ifadesindeki bir anlık yumuşamayı fark etmişti. Derin bir nefes alıp göz kontağını bozmadı.
"Bunun olmasını ben de senin kadar istemiyorum, Hayal."
"O zaman vazgeç." Hayal elini öfkeyle salladı. Her ne kadar kızgın da görünse sesinde garip bir anlayış da vardı. "Yaptıkları yeterli olur demiştin."
Atlas iç çekip aniden kaşınmaya başlamış gibi sol gözünü ovuşturdu. Hayal her şeyi çok kolay sanıyordu. Karşı karşıya geldiği insanlar, öyle sıradan, kandırması kolay olan insanlar değildi. Hayal'in bunu anlaması gerekiyordu.
"Sence iki yara izi onları ikna eder mi?"
Hayal çok sıradan bir şeyden bahsediyormuş gibi, "Neden etmesin?" diye sordu. "Eder!"
"Hâlâ anlamıyorsun, değil mi?" Atlas başını iki yana sallayıp yukarı baktı. Konuşmanın başından beri koruduğu sabrını bir kenara bırakacaktı artık. "Yıllardır onları izliyorum, hayatımı onu çözmeye adadım. O senin için bir yabancı olduğundan böyle düşünüyorsun. Fakat o benim düşmanım. Ve sırf bu yüzden," diye Hayal'e bir adım yaklaşıp baş parmağıyla kendisini gösterdi. "Onu en iyi ben tanırım. Yani ne yapacağını da ne düşüneceğini de iyi biliyorum."
"Ne yaparsan yap, Atlas... ama beni karıştırma." Hayal birkaç saniyelik bir bakışmadan sonra nihayet konuşmuştu. "Beni böyle kullanmana izin vermeyeceğim artık. Ben her dediğini yapan bir kukla değilim."
"Asla öyle bir şey düşünmedim ki," diye fısıldarken kaşlarını çattı. Bu cevabı beklemiyordu. Batu da ona en son kavga ettiklerinde böyle bir şey söylemişti. Gerçekten ekibi Atlas'ın onları öyle gördüğünü mü sanıyordu? Her dediğini yapacak birer kukla? Atlas onları öyle görmüyordu ki...
Atlas'ın kafası karışırken söylediklerini Hayal umursamamış gibi devam etti:
"Herkesin bir sınırı vardır ve sen," diye işaret parmağını Atlas'ın göğsüne bastırdı, "o sınıra çoktan ulaştın, Atlas."
"Hayal, tam olarak neden böyle düşünüyorsun bilmiyorum ama öyle bir şey yok." Atlas kendisini açıklamak istedi ama Hayal elini sabırsızca, her neyse, der gibi sallayıp arkasına döndü ve kapıya yöneldi. "Nereye gidiyorsun?"
"Senden uzağa!" Hayal hızla arkasını dönüp alev saçan gözlerle Atlas'a baktı. Yanakları kıpkırmızıydı. Her an patlayacakmış gibi duruyordu. "O adamla olmak bile burada seninle olmaktan daha iyidir."
Atlas bir şey söylemek için açtığı ağzını bu laftan sonra geri kapattı. İşte bunu hiç beklemiyordu. Muhtemelen Hayal de beklemiyordu ki o da ne dediğini fark ettiğinde dudaklarını birbirine bastırdı. Atlas onun yüzünde bir an için pişmanlık görmüştü.
Kaşlarını kaldırıp bakışlarını Hayal'den çekti. Kızın gözünde ona küfreden, onu aşağılayıp kötülük yapan birinden daha mı adi bir insandı yani? Zaten geçen gün de Atlas'a tacizci muamelesi yapmıştı. Hiçbir şey onu etkileyemezdi ama Hayal'in ona tacizciymiş gibi hissettirmesi ve şimdiki lafı, onu fazlasıyla etkilemişti.
Zaten bir katil olarak kötü biri olduğunun farkındaydı. Aynı zamanda insanları kullanan, aşağılık herifin tekiydi de. Sırf bu yüzden de ona söylenen her şeyi hak ediyordu. Fakat yine de Hayal'in onun için düşündüğü şeyler, Atlas'ı beklenmedik bir şekilde üzmüştü.
"Bak..." Hayal başını aşağı eğip gözlerini kapatmıştı. Saçlarını yüzünden geri çekerken kafasını kaldırdı. "Ben artık bazı şeylere katlanamıyorum. Böyle yaşayıp duramam. Hayatım mahvoldu."
Hayal durup Atlas'a konuşması için fırsat vermişti ama Atlas hemen bu fırsatı değerlendirmedi. Hayal bir şey de ekler diye birkaç saniye de bekledi. Genç kız konuşmadığında Atlas dudaklarını araladı.
"Biliyorum..." dedi kafasını hafifçe sallarken. Sesi oldukça dinçti ama aynı zamanda mesafeliydi de. "Ama bunlar bittiğinde eski yaşamına devam edebilirsin."
"Hayır! Edemem." Hayal aralarındaki mesafeyi biraz kapadı. "Artık devam ettireceğim bir yaşamım yok. Elimden aldın sen onu."
"O zaman sana yeni bir hayat sunarım." Ne kadar doğru olsa da Atlas bu anlık suçlamaya karşı hemen tepki gösterdi. Kendine olan öfkesi içinde büyürken bu sesine de yansımış, ses tonunu yükseltmesine neden olmuştu. "İster inan ister inanma ama burada, yanımda olmanı en az istediğim insansın."
Hayal'in öfkeli bakışları değişirken Atlas onun yanlış anladığını düşündü. Daha fazla dayanamayıp onunla ilgili bazı düşüncelerini itiraf etti:
"Normal bir hayatın vardı ve ben, bunu mahvettim diye kendimden nefret ediyorum." Atlas son nefesiymiş gibi bir çırpıda söylemişti. Biraz daha Hayal'e yaklaşırken aynı hiddetle devam etti. "Sana tüm bunları yaşattığım için de muhtemelen kendimi asla affetmeyeceğim. Bu yüzden, tüm bu şeyler bitince yeni bir hayatın olması için elimden geleni yapacağım."
Atlas bitirdiğinde derin bir nefes aldı ve beklentiyle kıza baktı. Hayal ise hiçbir şey demedi. Sadece gözlerinin içine bakıp öylece durdu. Atlas ilk kez yüzünden hiçbir duyguyu okuyamamıştı. Tamamen boşluktu.
Hayal'in dudakları hafifçe aralandı. Bakışları Atlas'ın yüzünde gezerken alt dudağını ısırdı. Kendisini mi susturuyordu, yoksa farklı bir anlamı mı vardı? Sonra ne yaptığını fark etmiş gibi bakışları tekrar gözlerine çıkmıştı.
Kapı çalana kadar ikisi de olduğu yerden ayrılmamış, gözlerini birbirlerinden kaçırmamıştılar. Belki kapı çalmasaydı bir süre de öyle kalacaklardı. Hayal irkilerek geri çekilirken yalandan öksürdü. Göğsü hızla kalkıp inerken Atlas, boynunun kızardığını görmüştü. Hayal bir tutam saçını kulağının arkasına sıkıştırdı ve kapıya doğru ilerledi.
Tam kapıyı açacaktı ki Atlas ondan hızlı davranıp elini Hayal'in başının üstünden uzatıp kapıyı sertçe kapattı. Hayal irkilse de sonrasında hareketsiz durdu. Arkasını dönmemişti. Atlas elini çekmeden birazcık ondan uzaklaştı. Sonuçta Hayal'i rahatsız etmek değildi amacı.
"Eğer beni ikna etmek istiyorsan işe yaramayacak." Hayal omzunun üstünden Atlas'a baktı. Bunun için başını biraz daha kaldırıp boynunu zorlamak zorunda kalsa da tamamen Atlas'a doğru dönmemişti.
Atlas sadece kafasını iki yana salladı. Yüzünde herhangi bir duygu yoktu. "Bu sefer gerçekten seçim şansını sana bırakıyorum."
Tekrar kapının zili çalsa da Atlas umursamadı. Hayal bundan rahatsızdı ama o da gitmedi. Tabii buna Atlas'ın kapıyı açmasına engel olan eli de izin vermiyor olabilirdi.
"Beni kurtarmak istiyorsan dediğimi yapmalısın." Kafasını biraz eğince istemsizce Hayal'e yaklaşmıştı. Genç kızın nefesini tuttuğunu ve görüş açısında olduğu için dudaklarına baktığını gördü. "Kurtarmak istemiyorsan da sorun değil, yapma."
Hayal tereddüt edercesine nefesini dışarı verdi. Sertçe yutkunurken gözleri Atlas'ın gözlerine takılmıştı. Ama konuşma yetisini kaybetmiş gibi susuyordu.
"Hayatım artık senin ellerinde, Hayal." Atlas biraz daha eğilirken Hayal'in duyabileceği bir şekilde fısıldamıştı. Ses tonu şimdi daha derin, daha duygu doluydu. "Karar senin..."
Hayal Atlas'la bir iki saniye daha sessizce bakışmaya devam ederken tekrar zil çaldı. Kapıdaki kişi, ki büyük ihtimalle Kerem'di, oldukça sabırsız davranmaya başlamıştı. Hayal yavaşça geri çekildi. Atlas da elini kapıdan çekmişti artık.
Atlas'a kaçamak bir bakış atarken ilkinde tutturamasa da ikincisinde kapıyı açmayı başarıp dışarı çıktı. Dışarı çıkarken Hayal'in eliyle sıcak basmış gibi kendisini yelpazelediğini de gözden kaçırmamıştı. Dudaklarında bir tebessüm oluşurken birkaç dakika içindeki tüm bu duygu değişimlerine inanamıyordu. Belki de sonunda onu ikna edebilmişti.
***
Atlas adamı sabit tutarken Hayal enjektörü kolundan çıkarmış, yanında çöplerin bulunduğu poşete atmıştı bile. Eldivenlerini de çıkarıp enjektörün yanına attı. Poşetin ağzını kapatırken ayağa kalktı ve Atlas'a kaçamak bir bakış attı.
Hayal ile arasında artık farklı bir tür gerginlik vardı, ki bunu geldiğinde Kerem bile fark etmişti. Onlara değişik bir şekilde bakmış, Hayal'e iyi olup olmadığını sormuştu. Hatta Hayal'i gülümsetmeyi başararak, "eğer canını sıktıysa bir tane daha vurabilirim," diye yersiz bir espri de yapmıştı. Her ne kadar ona vurmasını Atlas kendisi istese de Kerem'e bu tavırları yüzünden gıcık olmuştu ve zamanı geldiğinde o yumrukları iade edeceğine dair kendine söz vermişti. Tabii bu geceyi atlatabilirlerse...
Atlas tekrar Celal'in ellerini arkadan bağlamaya başlarken Hayal de koltuğun arkasına geçti ve balkona çıkıp elindeki poşeti, aşağıda onları bekleyen Kerem'e attı. Evde aleyhine kullanılacak hiçbir delil bulunmamalıydı.
Hayal geri döndüğünde aynı anda birkaç şey oldu. Atlas'ın kanepenin üzerindeki telefonu çalarken ve peşinden bir çarpma sesiyle birlikte Hayal'in acı dolu inlemesi de kulaklarına dolduğunda kafasını hızla kaldırmıştı. Belki Atlas telefonu görmezden gelebilirdi ama Hayal'i görmezden gelemedi.
Ne olduğuna baktığında Hayal'in eğilip bacağındaki bir noktayı tuttuğunu gördü. Tüm konsantrasyonu da o zaman kayboldu. Ve hatayı da tam olarak burada yapmıştı. Hayal için endişelendiği iki saniye içinde elindeki ipler gevşemiş, Celal için bir fırsat yaratmıştı. Atlas bunun farkına varsa da Celal onun bu dikkatsizliğini çok güzel kullanmıştı.
Sandalyeyi arkasında duran Atlas'a doğru devirirken bileklerindeki gevşek duran iplerden kurtuldu. Ne olduğunu henüz anlamayan Hayal şoka girmiş bir şekilde dururken adam ona ulaşmıştı bile. Bileğinden tutup kendine çekerken sehpanın üzerindeki silahı da almıştı.
Atlas kaybettiği iki saniye yüzünden ona zamanında yetişememişti. Sadece iki saniye... Ve Hayal adamın elindeydi. Atlas'a ona doğrultulmuş silahı umursamadan öne atılmıştı ama silahın namlusu Hayal'e çevrildiğinde aynı cesareti gösteremedi. Olduğu yerde kaldı. Celal tereddüt etmeden namluyu Hayal'in şakağına dayayıp bastırıyordu.
Genç kız adamın ellerinde titriyor, korku ve dehşetle Atlas'a bakıyordu. Hayal'in göğsü hızlıca inip çıkarken Atlas elini öne uzattı. Kızı sakinleştirmesi gerekiyordu. Yanlış bir şey yapıp ilacın etkisinde olan adamı kışkırtmasını istemiyordu. En azından silahı hâlâ Hayal'e doğrulturken yapmasına izin veremezdi.
"Sakin ol." Atlas bunu kime söylediğini bilmiyordu. Tetiği çekmemesi için Celal'e mi, yanlış bir şey yapmaması için Hayal'e mi yoksa kontrolü kaybetmesin diye kendisine mi? Bakışlarını Hayal'e yönlendirip sonra Celal'e baktı. "Bu sana bir şey kazandırmayacak. Bırak Hayal'i..."
Celal, Atlas'ın bu lafından sonra Hayal'in boğazına doladığı kolunu biraz daha sıkıp silahı şakağına doğru sertçe bastırdı. Hayal'in yüzü acıyla kasılırken dudaklarından bir hıçkırık dökülmüştü. Bu manzara karşısında Atlas'ın göğsüne bir öfke dalgası yayıldı.
Atlas uzun zaman sonra ilk defa, onca yaşadığı şeyi tekrar göze alarak kendisine bir söz verdi. Celal'i öldürecekti. Bunu kendisi yapabilirdi veya birine yaptırabilirdi ama onu yaşatmayacaktı. Celal bu an itibariyle onun için sadece bir ölüydü.
"Kendi sonunu getireceksin, Celal." Atlas ses tonunu bir tık yükselterek adamın dikkatini kendine çekmeyi sağladı. "Orhan'ın Hayal için düşünmeden adam harcadığını biliyorsun."
"Sence bu ne kadar umurumda?" Adam hiddetle bağırırken Hayal irkilerek tekrar sulanmış gözlerini kapatmıştı. Yüzü allak bulaktı. Celal'in kolunda korkudan titreyen, savunmasız küçücük bir kız çocuğu gibiydi. "Burada kalırsam da siz beni öldüreceksiniz."
Atlas bunu az önceki kendini beğenmiş tavrıyla onaylayamadı. Onun karşısında biraz daha geri çekilmek zorunda kalıyordu. Atlas'ı hedef alsaydı bir dakika bile düşünmeden harekete geçerdi. Fakat şimdi silahın ucunda Hayal vardı ve bu, Atlas'ın da elini kolunu bağlamıştı.
"Bizimle iş birliği yaparsan... aslında iki taraf da kazanabilir." Atlas bacağıyla önündeki sandalyeyi yana iterken hiç kastetmediği lafları Hayal için söylemek zorunda kalmıştı. Kızın da artık bir hamle yapması gerekiyordu. Gözleri Hayal'inkilere kenetlendi. Bakışlarıyla anlatmaya çalıştı fakat Celal'in sesi onları böldü.
"Az önce beni öldüreceğinden emindin, n'oldu? Aslan gibi kükrüyordun." Celal'in sesindeki alaycılık Atlas'ı onu öldürmesi için motive ediyordu. Atlas onunla nasıl eğlendiyse o da aynı şekilde eğlenmek istiyordu. "Konu sevgilin olunca kedi mi oldun? Belki de sevgilin dememeliyim. O da yalandı, değil mi?"
Atlas buna cevap vermedi, sadece gözlerini Hayal'e dikti. Elinden kurtulmak için risksiz bir şey yapması gerekiyordu. Sadece ufak bir dikkat dağınıklığına ihtiyacı vardı. Hayal'i çekip alabilirdi oradan.
Helen ile yaptığı antrenmanlardan hiç mi bir şey öğrenmemişti? Atlas ona dokunamıyor diye Hayal'e bu gibi pozisyonlardan nasıl kurtulması gerektiğini öğretmesi için Helen'i görevlendirmişti. Ya antrenman yapmamışlardı ya da Hayal, hiçbir şey yapamayacak kadar dehşete düşmüştü.
"Eline bir şey geçmeyecek. Kazanacağını mı zannediyorsun?" Atlas Hayal'in kendisine gelip durumu kavraması için zaman yaratmaya çalıştı. Hayal kendine gelemese de en azından adama enjekte ettikleri ilaç etkisini gösterene kadar oyalayabilirdi. "Bizi öldürdün diyelim, bunu nasıl açıklayacaksın patronuna?"
"Hâlâ anlamadın mı?" Adam onu aşağılar cinste baktı. "Her türlü öleceğim zaten! Ama yalnız gitmem, sizi de kendimle götürürüm."
Adam silahı elinde sıkıp Hayal'in şakağına dayarken çarpmasına neden olmuştu. Hayal gözlerini kapatarak dudaklarını birbirine bastırıp inledi. Atlas'ın o an öfkeden çılgına dönmesinin de sakinliğini koruyup ortalığı birbirine katmamasının da tek nedeni Hayal'di, onu kurtarmaya odaklanmış olmasıydı.
Ona söz vermişti... Hayal'e ona zarar gelmeyeceğine dair söz vermişti ama tutamamıştı. Adamın kollarındayken bu gerçek, Atlas'a tokat gibi çarptı. Hayal'in gözünden yanağına doğru bir damla göz yaşı süzülürken kafasını çekmeye çalışmıştı ama Celal'in ona sarılı duran kolu buna izin vermiyordu.
"Önce sizi, sonra kendimi öldüreceğim." Celal'in nefret ve kin dolu sesi Atlas'ı bunu gerçekten yapacağına ikna etmişti. Atlas, adamın gözlerinde o deliliği görebiliyordu. "Belki de seni sağ bırakmalıyım, Atlas? Bakalım, iki cesetle tek başına kaldığında bundan sıyrılabilecek misin?"
Atlas, Hayal'in hayatı tehlikede olmasaydı çoktan Celal'in bu düşüncesiyle dalga geçerdi. Tabii ki sıyrılabilirdi. Atlas kendisini hiç zorlanmadan bile kurtarırdı. Ama Hayal'in hayatı tehlikedeydi. Bu, Atlas'ı bunu yapmaktan alıkoyan tek şeydi.
"O zaman ilk senden başlayalım." Celal yandan, manyak bir ifadeyle kıza baktı. Hayal'in dudaklarından bir hıçkırık daha koptu. Emniyeti kapayıp parmağını tetiğe götürürken Atlas onun gerçekten yapacağına hiç şüphesi kalmamıştı.
"Dur! Bekle!" Atlas öne çıkıp elini uzattı. Paniği sesine de yansımıştı ama hareketlerine yansımaması için büyük bir çaba sarf ediyordu. "Bir seçeneğin daha var..."
Adamın dikkatini tekrar kendisine çekmeyi başarmıştı. En azından Hayal'i bir süre için vurmaktan vazgeçirmişti.
"Uzak dur!"
"Tamam..." Celal'in emrine uyup bir adım geri çekildi ama istifini ve duruşunu bozmamıştı.
Sağ eli öne uzatılmış bir biçimde duruyordu hâlâ. Ani bir harekette bulunmamaya çalıştı. Celal'i sinirlendirecek şeyler yapmaktan kaçınıyordu. Kafasını hafifçe eğip Hayal'e kısa bir bakış attı. Bu, birçok anlama gelebilen bir bakıştı. Hayal bundan çok fazla mana çıkarabilirdi: "Dikkat et," "korkma," "bana güven," "seni kurtaracağım."
Bakışlarını Celal'e çevirdi. Kin dolu gözleri parlıyordu. Sol elini çok yavaş bir şekilde göğsüne götürerek kendini gösterdi:
"Beni al," dedi tüm kararlılığıyla, biraz bile tereddüt etmeden. "İstersen öldür... istersen Orhan'a teslim et. Ama Hayal'i bırak."
Hayal'in gözleri dehşetle açılırken Atlas onunla göz göze gelmemeye çalıştı. Atlas'ın delirdiğini falan düşünmüş olabilirdi, ki yalan değildi. Atlas artık delirmişti.
Hayal kafasını delicesine iki yana sallayıp ona engel olmaya çalışsa da kıza bakmadı ve Celal'le göz kontağını bozmadı. Ne kadar ciddi olduğunun farkına varmasını istiyordu. Hayal'in de içinde birazcık bile olsa bir şüphe varsa onu da yok etmek istiyordu. Çünkü Atlas blöf yapmıyordu. Oyun da oynamıyordu. Tamamen gerçekti ve Hayal'i bırakması için bundan daha fazlasını bile teklif edebilirdi.
"Beni Orhan'a teslim et." Bir kez daha tekrarladı. Celal'in tereddüdünü gördüğündeyse çenesini kaldırdı ve daha da kararlı bir şekilde devam etti. "Her şeyi ona anlat. Sen de kurtulmuş olursun böylece! Ama Hayal'i bırak."
"Hayır..." Hayal adamın kollarında sıkışmış da olsa cesaret edip bir tepki göstermişti sonunda. "Atlas, n'apıyorsun?"
"Sen kes sesini!" Celal silahı Hayal'e doğru bastırıp onu sustururken Atlas istemsizce öne çıkmıştı. "Uzak dur sen de!"
"Mantıklı düşün, Celal." Atlas dikelerek ondan uzaklaşmış gibi gösterdi kendini. "Bir taşla iki kuş vurursun."
Adam gözlerini birkaç kez açıp kapadı. Elindeki silah da hafif titremişti. İlaçlar etkisini gösteriyordu sonunda.
"Neden bunu yapıyorsun?" Aklını bulandırmış gibi lafını bitirmeden önce biraz kekeledi. "Gerçekten sevgili bile değilsiniz ki."
"Onun bir suçu yok çünkü." Atlas iki elini avuç içini görecek şekilde kaldırdı. Celal'in bilinç altına dürüst olduğu sinyallerini göndermekti amacı. "Hepsi benim suçum."
"Orhan Bey'i bana karşı doldurmayacağına nasıl inanayım?"
Atlas neredeyse gülümseyecekti. Celal'e mantıklı gelmeye başlıyordu dedikleri. Hâlâ Hayal'i kurtarmak için bir şans vardı.
"Çünkü bunu yaparsam her an Hayal'i öldürebilirsin." Atlas derin bir nefes alırken gözleri bir an için, istemsizce korkuyla ona bakan Hayal'e takılmıştı. Tekrar bakışlarını Celal'e çevirdi. "Bunu göze alamam."
"Onu gerçekten seviyorsun, değil mi?" Celal başıyla Hayal'i gösterdi. Sesindeki alay Atlas'ın hiç hoşuna gitmemişti. "İlginç... Peki kızı nasıl susturacaksın? Sen söylemesen de o anlatır."
"Hayır," dedi net bir şekilde. Sanki Hayal asla böyle bir şey yapmazdı. Kızın olduğu tarafa bakmadı. "Anlatmayacak. Anlatsa bile Orhan inanmaz."
"Nedenmiş o?" Adam başını yana eğerek meraklı bir şekilde kaşını kaldırdı. Hayal'e bakmasa da onun da aynı şekilde merak ettiğini hissediyordu.
Atlas söylemeden önce dudaklarını birbirine bastırdı. Diyeceği şeyler Hayal'in hoşuna gitmeyecekti. O an bunu inkâr edebilir ya da Atlas'tan daha fazla nefret edebilirdi. Ancak yapmak zorundaydı. Onu kurtarmak için onu incitmek, hatta kalbini kırmak zorundaydı.
"Çünkü onu bunca zamandır manipüle ediyorum." Atlas Hayal'in yüzüne bakamadı. Atlas'ı kesinlikle affetmeyecekti. "Her şeyi özgür iradesiyle yaptığını sanıyor; fakat hep benim kontrolüm altındaydı. Onu ben ikna ettim." Atlas Hayal'in kafasını iki yana salladığını sezdiğinde hemen ekledi. "İnkâr edecek. Çünkü bana alışıp bağlandı. Öyle yaptığıma inanmayacak."
"Hayır!" Hayal adamın elinde olduğunu unutmuş gibi karşı çıkmıştı.
"Hâlâ etkim altında..." Atlas Hayal'i görmezden geldi. Tereddüt etmeden ekledi. "Böyle olduğu için bir süre kabul etmeyecek durumu. Psikolojik bir şey."
"Kes şunu!" Hayal bir kez daha bağırdığında Celal'in silahının varlığını hissetmesi onu susturmuştu. Yutkunarak silaha baktı ama yüzündeki öfke hâlâ duruyordu.
Atlas artık bundan kaçamayacağını bilerek Hayal'e çevirdi bakışlarını. İçindeki hiçbir duyguyu yüzüne yansıtmamaya çalıştı. Ne pişmanlığını ne öfkesini ne üzgünlüğünü ne de korktuğunu...
"Bu sadece bir yanılsamaydı, Hayal..." Atlas sesinin olabildiğince duygusuz çıkması için çabaladı. Sanki kızı umursamıyormuş gibi, sanki hiç önemli değilmiş gibi. "Bana sadece bağlandın. Bunca zamandır seninle oynuyordum. Bu bir bağımlılık."
Hayal'in siniri hâlâ üzerindeydi ama bakışlarında bir şey değişmişti. Daha da derinleşmişti sanki. Kafasını hafifçe yana eğdi. Dudakları da kendiliğinden aralanmıştı. Çatık kaşlarıysa biraz daha çatıldı. Atlas'ı baştan aşağı süzdü. Genç adamın karşısında az önce korkudan ağlayan kız yoktu artık, ona kafa tutan Hayal vardı.
"Ne kadar da dokunaklı." Celal'in eli titrerken tekrar kekeledi. "Ama benim bu saçmalığa vaktim yok!"
"Peki," diye Atlas kızdan çekti bakışlarını. Temkinli tavırlarını korudu. "Ne diyorsun? Hayal'i bırak, beni de Orhan'a teslim et. Bu teklifi geri çevirecek misin gerçekten?"
"Beni..." dedi gözlerini kırpıştırıp duraksarken. "Beni kandırmadığın ne belli?"
Atlas'ın içine yeni bir umut doğmuştu. Uyuşturucunun etkisi ikisi için de bir şanstı. Atlas'ın dediği şeyi yapmasına gerek kalmayabilirdi. Biraz daha ikna edici olmalıydı ve zaman kazanmalıydı.
"Dediğim gibi, yalan söylersem Hayal'i istediğin zaman öldürebileceğini biliyorum." Atlas'ın gözleri Hayal'e kayarken kızın yüzündeki ifadenin değişmediğini gördü. Hâlâ sert bakıyordu. "Ona bir şey olmasını göze alamam..."
"Bana daha mantıklı bir neden vermelisin." Celal ilacın etkisinde olsa da mantıklı konuşuyordu ve bu Atlas'ın sinirlerini bozuyordu. Lafları uzatıyor; bazen kekeliyor, bazen de esler veriyordu. Ama yine de mantığından ödün vermemişti. "Suçu yok diye onu neden kurtarmak isteyesin ki? Niye zarar gelmesini göze alamazsın? Bana oyun oynuyorsun işte!"
Sona doğru ses tonunu yükseltince Atlas, "Tamam," diye onu üsteledi. Bir adım daha öne çıktı. Ancak Celal bunu fark etmemiş gibiydi. "Kabul ediyorum. Onu umursamıyor gibi konuştum ama gerçek değil. Onu manipüle ettim belki fakat umursuyorum. Hem de çok umursuyorum!"
"Çünkü?"
"Çünkü..."
Çünkü ne? Neden istemiyordu? Niye Hayal'i harcamıyordu? Yapabilirdi. Hayal'in ölmesine göz yumar, sonra kendisi de Celal'i öldürürdü. Ya da Celal kendini öldürünce Atlas için bir sorun kalmazdı. Ucu ona dokunmadan bu işten de sıyrılırdı ama buna niye izin vermiyordu?
Söz verdim diye? Hayal ekibin önemli bir üyesi diye? Diğerlerinin güveni sarsılmasın diye? Hayal'in önünde uzun bir yaşam olduğunu düşündüğüm için? Belki de daha iyi bir hayatı hak ettiğini düşündüğüm için?
Bunlar gibi aklından bir sürü düşünce geldi geçti. Hangisi doğruydu? Atlas'ın aklından geçenlerin hepsi kendince iyi sebeplerdi ve doğruydu. Peki bunlardan hangisini Celal'e söylemeliydi? Hiçbiri iyi bir neden değildi onun için. Daha büyük, daha akla yatkın bir şey gerekiyordu.
Atlas ağzını açıp bir şey diyecekti ki ilacın getirdiği dalgınlıkla Celal'in silahı Hayal'den uzaklaştırması ve Hayal'in de ani atak yapması onu durdurmuştu. Genç kız dirseğini Celal'in karnına geçirdi. Sonra dönüp gelişigüzel bir yumruk salladı. Hayal yapmak istediği şeyi tam yapamamış, yumruk çenesini hafif sıyırmıştı fakat Atlas istediğin almıştı.
Genç adam hiç zaman kaybetmedi. Öne atlayıp adamı geri iterken Hayal'in bileğini yakalayıp kendine çekti. Hayal'in elleri panikle Atlas'ın göğsüne yerleşirken Atlas da kızın omuzlarını sıkı sıkı tutmuştu. Bu iki saniyelik garip, beklenmedik sarılma başladığı gibi de bitti. Bitirense Atlas'tı. Hayal'i kollarının iki yanından tutup hem kendisinden hem adamdan uzaklaştırırken öne geçip, afallamış Celal'i yakasından tuttu.
Adamı solundaki duvara çarparken silahını da düşürmüştü. Atlas Celal'in yüzüne bir yumruk geçirirken ayağıyla silahı Hayal'e doğru ittirdi. Omzunun üstünden dehşete düşmüş bir şekilde ona bakan Hayal'e kısa ama keskin bir bakış attı. Hayal'in, silahı alması gerekiyordu ama sadece durup bakıyordu.
Atlas çenesinde bir baskı ve acı hissetti. Celal sonunda kendine gelip Atlas'a karşılık vermişti. Genç adam dikelmeye çalışırken Celal onu gömleğinin yakasından tutup diğer duvara doğru savurdu. Atlas Celal'in kolunu yakalayıp ona bir kez daha vurmasını engelledi. Bir yandan kendisini korumaya çalışıyor, bir yandan da Hayal'in iyi olup olmadığına bakıyordu.
Bir yumruk da Atlas savururken Celal'in kafası yana eğildi. Ama Atlas'ın beklediğinden daha çabuk toparlanıyordu. Genç adam diyaframına yediği dirsekle nefesi kesilmiş, öne doğru eğilmişti. Bir kez daha kıza baktı. Hayal eline bir vazo almış onlara yaklaşıyordu.
Atlas'ın elinde olsa o an göz devirirdi. Ona silahı almasını söylemişti, vazoyu değil. Atlas kafasını iki yana sallayıp ona gelmemesini işaret etti. Ama Hayal tabii ki bunu görmemişti. Zaten görse bile Hayal'in, Atlas'ın dediğini yapacağı şüpheliydi.
Celal ona tekrar vuramadan arkadan, Hayal ve ölümcül vazosu tarafından durdurulmuştu. Vazo parçalara ayrılıp yere dökülürken adam elini ensesine götürüp yana doğru sendeledi. Uzaklaşırken Atlas, Celal'in omzuna doğru kanın aktığını gördü.
Atlas bakışlarını yere düşen adamdan çekip Hayal'e yönlendirdi. Gözleri kocaman açılmış, ne yaptığını sorgular cinsten birkaç saniye öylece bakmıştı. Atlas onun da elinin kanadığını o zaman fark etti. Hayal'e yaklaşmadan önce Celal'in yüzüne tekme geçirip kendinden geçmesini sağladı.
Elinin üst kısmından bileğini yakalayıp nazikçe ama telaşlı bir şekilde kaldırıp kendine çekerek döndürdü. Hayal'in avucunda küçük bir kesik vardı. Kan, elinin çizgileri boyunca yol çiziyordu.
"İyi misin?" Atlas ağzındaki kan tadını görmezden gelmeye çalıştı. "Canın acıyor mu?"
Hayal kafasını iki yana sallarken bir eline bir yerde yatan adama bakıyordu. Göz bebekleri büyümüş, göğsü hızla inip kalkıyordu. Eli elinde olduğu için Atlas onun titrediğinin de farkındaydı. Canını acıtmayacak bir şekilde Hayal'in bileğini sıktı. Kızın görüş açısına girebilmek için eğildi.
"Hayal! Kendine gel."
Hayal onu duymuyordu. Gözleri sadece adamın üstündeydi. Atlas tekrar bağırdığında irkilip geri çekilirken Atlas'ın eli boş bir şekilde havada kalmıştı. Kızı sakinleştirmek istiyordu ancak buna zamanları yoktu. Hayal'in acilen Atlas'ın istediği şeyi yapması gerekiyordu.
"Bana bak," diye elinden geldiğince anlayışlı bir sesle konuşup Hayal'in dikkatini çekti. "Bunu yapacaksan... şimdi yapmalısın." Kızın göz ucuyla silaha baktığını gördü. "Yapmayacaksan da söyle, Hayal."
Hayal daha soruyu kavrayıp cevap veremeden Celal tekrar atağa kalkmış, Atlas'ı arkadan çekiştirip yine önceki duvara doğru itmişti. Balkonun cam kapısı da darbeden hafif titremişti.
Hayal'in soluk yüzü biraz daha beyazladı. Seçimi kıza bırakmak pek Atlas'ın tarzı değildi fakat Hayal'in güvenini bir şekilde inşa etmek için gerekliydi. Bir yerden sonra Atlas fazla dikkat edemedi Hayal'e. Çünkü o an dayak yemekle meşguldü.
Atlas normalde karşılık verecek biri de olsa, şimdi adamın ona vurmasına izin veriyordu. Çünkü bu hem adamın yorulmasını sağlayacaktı hem de hikâyeleri daha akla yatkın olacaktı. Bu yüzden art arda darbe almasını pek takmıyordu. Ancak onun yerine Hayal takıyor gibi görünüyordu. Bu sefer doğru bir şey yaparak silahı alabilmişti.
"Onu bırak, yoksa seni vururum."
Adam, omzunun üstünden ona doğrultulan silaha baktı. Sonra onu tutan kişiye. Celal'in gözlerinde saf bir neşe ve alay vardı. Sanki Hayal'in bunu yapacağına inanmıyordu. Burdan bakınca haklı da duruyordu çünkü Hayal silahı elinden her an düşürecek gibi tutuyordu. Tehditi de sesi titremeseydi belki adama geçerdi; ama şu durumda Hayal, cesur görünmeye çalışan küçük bir kız çocuğundan farksızdı.
. Celal Atlas'a bir kez daha yumruk atıp yere düşmesini sağladı. Atlas yine tepki vermemişti. Duvarın dibine takati kalmamış bir şekilde çöktü. Kendisini çok bitkin hissediyordu. Yüzü ve karnı çok acıyordu. O an Kerem'den de dayak yediğine üzülmüştü. Onun yumruklarına ihtiyacı olmayacaktı meğerse. Boşuna kendisini dövdürtmüştü. Tek iyi yanı şimdiki yumrukları Kerem'den yememesiydi...
"Beni vurur musun?" Celal'in aşağılar tonda konuşması Hayal'in ellerinin titremesine neden olmuştu. Ama Celal'in de yana doğru sendelemesi Atlas'ın gözünden kaçmamıştı. "Hadi vur. Bekliyorum."
"Blöf yaptığımı mı sanıyorsun?" Hayal'in titreyen sesi gerçekten hiç yardımcı olmuyordu. Laflarıyla hareketleri arasında dağlar kadar fark vardı. Herkes onun blöf yaptığını anlardı. Kızın bakışları anlık olarak zar zor nefes alan Atlas'a kaymıştı. "Ondan uzak dur."
Celal yarım bir şekilde arkasına dönüp Atlas'a dalga geçer gibi baktı. Atlas'ın yerde o şekilde oturması onu tatmin etmişti anlaşılan. Kendisini avantajlı ve güçlü sanıyordu.
Celal Atlas'a yaklaşıp karnına bir tekme attıktan sonra arkasını döndü, şov yapar gibi kollarını iki yana açıp bir adım öne çıktı. "Hadi ama, Hayal. Beni vurmayacak mısın? Yapamıyor musun yoksa?"
Atlas bir elini karnına bastırıp diğerinin yardımıyla doğrulmaya çalışırken ağzına dolan kanı yere tükürdü. Hayal'in korku ve dehşet dolu bakışlarının kendi üzerinde olduğunu hissediyordu. Kızı rahatlatacak bir şey söylemek istese de bunu yapacak ne gücü ne de zamanı vardı.
"Son kez uyarıyorum." Hayal'in sesi bu sefer daha kararlı gelmişti Atlas'ın kulağına. Kafasını kaldırıp Hayal'e baktı ve onunla göz göze geldi. Atlas neden yaptığını bilmeden kafasını çok yavaş bir şekilde iki yana salladı. "Yemin ederim, seni vururum!"
"Bunu yapabileceğini mi sanıyorsun?" Celal bir adım daha öne çıktı. Sesinde hiçbir duygu yoktu. Uyuşturucuya rağmen dinç gibiydi. "Sen birini öldürebilecek bir insan değilsin."
Bir adım daha Hayal'e yaklaştığında Atlas içinden küfretti. Onun elinden silahı almaya çalışacaktı. Bu yüzden bu şekilde yaklaşıyordu. Hayal'i uyarmak istedi ama kız Atlas'a bakmıyordu. Hipnoz olmuş gibi ona yaklaşan Celal'deydi gözleri. Bir kereliğine geri adım atabilmişti, ancak sonra yine durdu.
"Arkadaşını öldürmedim mi?" Hayal korkusunu bastırmaya çalışıyordu. "Öyle söylemiştin..."
"Onu gerçekten öldürmek istediğin için öldürmedin." Celal kafasını anlamsız bir şekilde salladı. Bir iki kez de kekelemişti. "Şimdi beni bile isteye vurabilecek misin peki?"
Atlas duvara tutunarak kalkmaya çalıştı. Elindeki kan izleri her tutuşunda duvarda iz oluşturuyordu. Hayal Celal'i biraz daha oyalasa iyi olurdu. Atlas arkadan onu etkisiz hâle getirebilirdi. Bir de Hayal Atlas'ı ele vermese iyi olurdu. Konuşmaya devam etmesi gerekiyordu.
"Çok daha fazlasını yapabilirim."
"Beni güldürme, Hayal." Adamın çarpık gülüşünü görmese de hayal edebiliyordu. Şu an onu gerçekten de öldürmek istiyordu. "Seni kaç yıldır izliyorum. Sende bunu yapacak yürek yok."
"Demek ki iyi tanıyamamışsın." Hayal Celal'e laf yetiştirmeye çalışırken Celal'in arkasında duran Atlas ile göz göze geldi. Celal ilaçların etkisiyle bunu biraz geç fark etmişti ama.
Kızın baktığı yere bakmak için arkasını döndüğünde Atlas Celal'e sert bir yumruk çaktı ve yana, yere düşmesine neden olacak şekilde itti. Omzunu da sehpaya çarpmıştı. Yine kalkar diye hazır bekledi fakat Celal'in kalkmaya pek mecali yok gibiydi. Denediyse de olmadı. Tekrar yeri boyladı. Tamamen sersemlemişti.
Atlas Hayal'e yaklaşmadı, hatta bir adım geri çekildi ve beklentiyle ona baktı. Hayal de Celal'den pek farklı değildi. O da oldukça sersemlemiş görünüyordu. Silahı yerde uzanan, acıyla inleyen Celal'e çevirmişti ama gözleri Atlas'ın üstündeydi. Göğsü hızla inip kalkıyor, derin derin nefes alıp veriyordu.
"Hayal, artık karar vermelisin..." Atlas lafını bitiremeden öksürük krizine girmişti. Eline bulaşan kanı görmezden gelerek dikeldi. Bir eli de karnını tutuyordu. Yüzünün ne hâlde olduğunu tahmin etmek bile istemiyordu. "Beni kurtaracak mısın?"
"Yapamam," diye fısıldadı. Tek bir göz yaşı yanağından aşağı doğru süzüldü. Celal ile konuşurken az da olsa kendinden emin tavırları artık yoktu. Silah elinde titrerken başını iki yana salladı. "Yapamam."
"Hayal..."
"Yapamam... Yapamam..." Hayal gözlerini sıkıca kapatıp aynı şeyi birkaç kez söylerken inkâr etmeye devam etti.
"Hayal, yapmak zorundasın!" Atlas sesini yükseltmedi ama kızın dikkatini çekecek bir tonda konuştu.
"Hayır..."
"Yap!"
"İstemiyorum..."
"Hayal! Yap artık!"
"Yapamam!" Genç kız daha da şiddetli ağlarken başını olumsuz anlamda sallamıştı. Ama bu sefer Atlas onun yapacağı için böyle ağladığını, tereddüt ettiğini fark etti.
"Yap şunu!" Atlas bu sefer sesini daha da yükseltti ve Hayal'in görüş açısına girmek için öne çıktı.
Hayal titrerken ve ağlamaya devam ederken silahı elinde daha sıkı tutmaya çalıştı. Birkaç saniye sonra Hayal artık Celal'i hedef almıyordu. Silahın namlusunu Atlas'ın göğsüne doğru çevirmişti.
Atlas'ın yüz ifadesi değişti. Sertçe yutkunurken kaşlarını çattı. Yanlış mı görüyordu? Hayal onun kalbini mi nişan almıştı? Nereye ateş edecekti?
Atlas, kalbi göğsünden çıkacak gibi hissediyordu. Yaraları da birkaç dakika önceki kadar acıtmıyordu artık. Soluğu hızlanmış ve ağzı kurumuştu. Elleri ve ayakları da buz kesmişti. Sırtını da soğuk ter kapladı. Atlas korkuyordu...
Hayal son bir kez Atlas'ın endişe dolu yüzüne bakıp derin bir nefes aldı. Başını yana eğip dudaklarını birbirine bastırdı. Sessizce özür dileyip kafasını hafifçe yana döndü.
"Hayal... n'apıyor-"
Hayal Atlas'ı dinlemedi. Tetiği çoktan çekmişti bile. Silah tüm sokakta duyulacak şekilde patladı.
Atlas acıyla bağırıp yere çökerken Hayal'in korku dolu çığlığı kulak tırmalamıştı. Atlas'ın gözleri karardı. Acı o kadar korkunçtu ki Atlas'ın tüm beyni uyuşmuştu. Kim olduğunu ve ne yaptığını bir an için unuttu. Eliyle istem dışı bir şekilde yarasına baskı uygulamaya çalışırken kanın elinin üst kısmından dirseğine doğru aktığını hissediyordu.
Oksijensiz kaldığını fark edince derin bir nefes almaya çalıştı fakat yarası buna izin vermemişti. Göğüs kafesine ve sırtına bir acı daha saplandı ve Atlas'ın dişlerinin arasında bağırmasına neden oldu. Çenesini sıkıyor, transa geçmiş gibi ileri geri sallanıyordu.
Kafasını zorlukla kaldırdığında Hayal'in silahını yere düşürdüğünü ve iki elini ağzına götürerek şok olmuş bir şekilde ona baktığını gördü. Ne yaptığını daha kavrayamamış gibiydi.
Atlas onu uyarmak istedi. Silahı yerden alması gerekiyordu. Onları öldürmeye her an hazır olan bir düşmanla aynı ortamdayken silahı ortada bırakmak saçmalıktı. Ancak Atlas doğru düzgün nefes bile alamazken konuşması imkânsız gibiydi. Herhangi bir kelime yerine dudaklarından sadece acı bir inleme çıkmıştı.
Hayal koşarak gelip yanında diz çökerken Atlas kendisini sabit tutmak için bir hayli zorladı. Acıdan gözleri sulanıyor, doğru dürüst bir şey düşünemiyordu. Hayal'e geri çekilmesini, omzuna fazla dokunmamasını söylemek istiyordu ama başaramıyordu. Hatta kafasını kaldıramıyordu da.
"Atlas!" Hayal'in ağlamaklı ve kaygılı sesi Atlas'a uzak bir mesafeden ulaşıyor gibiydi. Fakat elinin yüzünde, boynunda ve omzunda gezdiğini hissediyordu. Onu da acıttığı için hissetmişti aslında. Yoksa yarası dışında bir şey hissedemiyordu.
Hayal'in tekrar ayağa kalktığını sezdiğinde, "Ben hemen geliyorum," tarzında bir şeyler duydu. Ve iki saniye sonra, Hayal yanında değildi.
Atlas gözlerini kapatıp açtı. Birkaç kez daha görüşünün düzelmesi için aynı şeyi yaptı. Ama pek bir işe yaramamıştı. Hâlâ gözlerinin önünde sarı benekler uçuşuyordu. Adamın olduğu tarafa baktığında Celal'in hafif kıpırdandığını ve sonra hareketsiz kaldığını gördü. Hemen toparlanması gerekiyordu. Ne kadar güçsüz de olsa Celal uyanırsa Hayal'e saldırma ihtimali vardı. Atlas bu tehlikeyi göze alamazdı.
Bir iki defa sallandı. Yana düşecek gibi oldu ama dengede durabilmişti. Fakat bir kez daha başı döndüğünde gözleri tamamen karardı.
Atlas yana doğru devrilecekken bir bedene çarparak durmuştu. Omuzlarına sıkıca sarılan, canını yakan kolları hissetti. Kokuyu aldığında bu kişinin Hayal'den başkası olmadığını anlamıştı. Onu sıkan kollardan yaraya denk geleni birkaç saniyeliğine geri çekilmiş, sonra bir bez parçasıyla kapatılarak üstüne baskı uygulanmıştı.
"Tamam..." dedi Hayal nefes nefese. "Yere yatman gerek. Hadi..."
Atlas acıyla inledi ve elinde olmadan ağırlığını tamamen Hayal'e verdi. Şu an bu acıyla, hiçbir şey yapamazdı Atlas. Dik tutamadığı kafası, Hayal'in boynuyla omzunun arasına yaslanmıştı. Kafasını biraz kıpırdattığında burnu boynuna sürtündü. Çenesine değen Hayal'in köprücük kemiğini de hissediyordu. Kızın bir kolu Atlas'ın omzuna sarılmış, kendisine doğru çekerken diğer eliyle yaraya baskı uyguluyordu.
Hayal ile olan bu yakınlık genç adamı oldukça rahatsız etmişti; fakat o an geri çekilecek gücü pek yoktu. Hem Hayal de şikâyetçi gibi durmuyordu. Hatta Atlas'a yatmasını söylemesine rağmen doğrulmasına izin vermeyen, kendisine bastıran da kızın ta kendisiydi.
Atlas, yüzeysel ama hızlı hızlı nefes almaya başlamıştı. Fakat bu da onun oksijen ihtiyacını karşılayamıyordu. Göğsü her derin nefes alma girişiminde sarsılıyor, akıl almaz bir ağrıyla onu karşı karşıya bırakıyordu.
Kurşunun acısı dayağın acısına karışmıştı. Gerçeklikten kopmak üzereydi. Ancak çok garip bir şekilde, Atlas'ı gerçekliğe bağlayan tek şey Hayal'in sıcaklığıydı. Üşüyüp titrerken genç kızın vücut ısısı onu uyanık tutuyordu sanki. Her soluğunda da kızın kokusunu ister istemez içine çekiyor, onun oradaki varlığını kendine hatırlatıyordu.
"Çok özür dilerim," diyordu Hayal, çok uzaktan, belli belirsiz bir sesle. Aynı şeyi birkaç kez tekrar ederken Atlas onu durdurmak istedi. Ama hiçbir şey yapamadı. Niye özür diliyordu? Bunu ondan Atlas istemişti. Yanlış yerinden mi vurmuştu? Bu yüzden mi özür diliyordu?
Zar zor duyulan bir sesle, "Hayal," diye fısıldadı. Ya da Atlas öyle sandı. Sesini, kendisi bile doğru düzgün duyamamıştı. Fakat Hayal için aynı şey geçerli değildi. O duymuştu.
"Ben buradayım." Hayal Atlas'ı rahatlatmaya çalışır gibi yumuşak bir sesle konuşmuştu; ancak Atlas'ın ihtiyacı olan böyle bir rahatlama değildi. Bu rahatlamaya Hayal'in kendisinin ihtiyacı vardı. Onu deliler gibi ağlamamasının tek nedeni Atlas'ın şu an yaralı olmasıydı. "Şimdi ambulansı arayacağım. İyileşeceksin."
Atlas hemen tepki vermek isterdi fakat bunu direkt sözlü olarak yapamadı. Omzuna yasladığı başını hafifçe kıpırdatarak iki yana salladı. Yüzü kızın boynuna sürtünmüştü.
Hırıltılı bir sesle, "Hayır," dedi. Birkaç saniye sonra daha yüksek bir sesle tekrar etti. Anlık şoku atlatıp kendisine geliyor gibiydi. Kafasını yavaş yavaş kaldırırken bu sefer Hayal ona engel olmamıştı. Yarasına baskı yapmadığı eliyle yardım da etmişti. Canını yakmayacak şekilde nefes alıp kızın dehşetle sarsılmış yüzüne baktı. Gözleri Atlas'ı endişelendirecek derecede kıpkırmızıydı.
"Ambulans yok." Atlas Hayal'in duyabileceği ve anlayabileceği şekilde, bir çırpıda söylemeye çalıştı. Diğer cümlesi içinse birkaç saniye es vermeli olmuştu. "Şimdi değil..."
"Kan kaybediyorsun." Hayal yarası olduğunu belli etmek ister gibi biraz daha bastırdı bezi. Atlas dişlerini sıkıp kafasını eğdi. Hayal'in öfkeli sesi odaya yayıldı. "Ne demek şimdi değil? Ölünce mi çağırayım?"
"Sadece şimdi değil..." Atlas tavana bakıp burnuyla havayı ciğerlerine çekti. Göğsündeki yakıcı hisse yine katlanmak zorunda kalmıştı. Gözleri yaşarırken bakışlarını yere dikip sımsıkı kapadı. Birkaç saniye sonra kendini toparladığında tekrar konuştu:
"Hayal... yerden silahı al-"
Atlas'ın lafını, Hayal'in çığlığı ve ellerinin vücudundaki varlığını hissedememesi böldü. Atlas yarasına rağmen büyük bir hızla gözlerini açıp kafasını kaldırdı ve genç kıza baktı. Celal yüzündeki manyak bir ifadeyle Hayal'in saçını kavramış geriye doğru çekiştiriyordu. Hayal adamın elinin üstünden saçını tutmuş, ondan kurtulmak için bağırıp çabalıyordu. Celal ne ara kendine gelmişti?
"Hayal!" Gördüğü manzarayla Atlas'ın beynine kan sıçradı. Çok kısa bir an için yarasını unutup tek dizi üzerinde doğruldu. Ama bu çok yanlış bir hareketti. Yine omzuna çok fena bir acı saplanmıştı. Ancak bu da umurunda olmamıştı.
Celal yerden silahı alırken Atlas tüm gücünü kullanarak ayağa kalktı. Bu, kesinlikle iyi bir fikir değildi, çünkü anında sendelemiş, bayılacak gibi olmuştu.
"Bırak onu." Atlas'ın titrek ve boğuk sesi yüzünden kendisi bile söylediği şeyi ciddiye alamamıştı. Celal'i deliliğe sürükleyenin kendisi olması da Atlas'ın suçluluk duygusunu körüklüyordu.
"Bak bunu hiç beklemiyordum," derken Celal de sersemlemiş gibi sendeledi. "Kendini vurdurdun. Bu... zekice."
Atlas'ın övgüye hiç ihtiyacı yoktu o an. Tek derdi Hayal'i onun elinden kurtarmaktı. Yorgun bakışları kızın duygu yüklü gözlerine kenetlenmişti. O an Hayal'in gözlerinde bir kararlılık geldi geçti sanki. Yine kurtulabilir miydi elinden?
Hayal bu sefer daha hızlı toparlamıştı kendini. Atlas'ın takip etmeyi beceremediği bir hızda atakta bulundu. Önce boynuna hedef almış, soluğunu kesmişti. Daha sonra dönüp dizini karnına geçirdi. Hayal'den uzaklaşmış, sehpaya doğru düşecek gibi olmuştu. Neredeyse ayağı takılacaktı. Genç kız iyi bir iş çıkarmıştı fakat adam bu kadar sersemlememiş olsaydı Hayal'in hiç şansı olmazdı.
Hayal Atlas'a doğru bir adım atarken her şey çok hızlı olmuştu. Atlas tüm gücünü toplayıp öne çıktı ve Hayal'i geçti. Celal'in bileğini kanlı eliyle tutarken yakasını da diğer eliyle tutmuştu. Yaralı omzuna giren ağrı kolunun boşa çıkmasına neden olurken bu sefer gövdesini kullanarak adamı itti. Silahı tutan elini de aşağı indirip baskı uygularken adam da onun üzerinde baskı uygulamıştı. Atlas'ın katlanması gereken tüm olumsuz şartlar, onu Celal karşısında güçsüz bir konuma düşürmüştü. Yine de elinden geleni yaptı.
Bu sefer silahı yukarı kaldırıp yine birbirleriyle mücadele ederlerken Atlas Celal'in bileğini duvara çarptı. Fakat silah düşmek yerine büyük bir gürültüyle patlamıştı. Silahtan çıkan kurşun tavana isabet ederken Hayal'in çığlığı salonda tekrar yankılandı. Atlas Hayal'in bu seferki bağırışının yardıma ihtiyacından dolayı olmadığını bildiğinden arkasına bakmamıştı.
Bir kez daha Celal'in bileğini sıkıca tutup duvara vurdu. Sonunda silahın yere düşmesini sağlayabilmişti. Atlas sağlam omzuyla adamı itti. Ama Celal de boş durmamış, kendisiyle birlikte Atlas'ı da çekmişti. Yeni bir boğuşma hâli yaşanırken Atlas gücünün artık tamamen tükendiğini hissediyordu. Daha fazlasına dayanamayabilirdi. Bu yüzden kalan son gücünü de adamın yakasına yapışıp balkonun cam kapısına doğru çekmeye harcamıştı.
Celal'in ayağı takılıp geriye sertçe düşerken Atlas'ı da beraberinde götürmüştü. İkisinin de ağırlıkları ve düşüşlerinin sertliği sonucu, cam kapı kırılgan bir porselenmiş gibi tuzla buz olmuştu. İkisi de keskin ve sert cam kırıklarının üzerine düşerken Hayal'in, fonda ismini bağırışını duydu.
Yaralı omzunun üstüne düştüğünden ağrı, aklını başından almıştı. Gözleri karardı, belki de birkaç saniyeliğine bayılmış bile olabilirdi. Tekrar kendine geldiğinde hâlâ aynı yerde olduğunu fark etti. Kendisini sağlam kolunun yardımıyla çevirmeye çalıştı. Avucuna batan camlar bu durumu zorlaştırsa da kolunun acısı daha ağır basıyordu.
Döndükten sonra omzundaki baskı azaldığında kalbinden bir diken çıkarmışlar gibi rahatladı. Ama bu sefer de vücuduna batan camlar acı vermeye başlamıştı. Titrek bir nefes verirken gri bulutlarla kaplı gökyüzüne bakıp hatalarını düşündü.
Bir gecede ne kadar da fazla hata yapmıştı... Ve işte, hatalarının sonucu buydu. Muhtemelen sonu böyle olacaktı: cam kırıklarının üzerinde, kan kaybederek sonlanacaktı hayatı.
Birkaç saniyelik gözlerini kapattı. Gerçekliğe geri dönmeye ihtiyacı vardı. Bu düşüncelerden kurtulup bir şeyler yapmalıydı. Becerebildiği kadarıyla derin bir nefes almaya çalıştı ve soluna çevirdi başını.
Celal baygın bir şekilde yatıyordu. Kafasının yanında bir ıslaklık görmüştü sanki. Başını vurmuş olmalıydı. Ölmüş olabilir miydi? Atlas için onun ölüp ölmemesi önemli değildi ama Hayal'in travmalarına birini daha eklemekten korkuyordu.
Kızın iyi olup olmadığı konusunda endişelenecekken başının üstünde belirdiğini gördü. Hayal'in yüzünü ilk başta seçememişti ama o olduğu belliydi. Uzun saçları öne dökülerek yüzünün büyük bir kısmını kapamıştı ama yüz ifadesini görmesine evden gelen ışık yardımcı oluyordu.
Dehşete kapılmış bir yüz ifadesiyle Atlas'a bakıyordu. Telaşla yanına çökmeye hazırlanırken Atlas onu camlar yüzünden uyarmak istedi ama yine zamanında ağzını açacak gücü bulamamıştı kendinde. Fakat Hayal dikkat etmişti. Ayağıyla yerdeki kırık cam parçalarını itmiş, dizleri üzerine çökmüştü.
"Atlas..." Hayal'in cılız sesini zar zor duyabilmişti. Atlas'ın yüzünü elleri arasına aldığında genç adam onun ağladığını fark etti.
"Ağlama," diye titrek bir fısıltı döküldü dudaklarından. Atlas'ın kendisini toparlayamadan söyleyebildiği tek şey bu oldu. Kolunu kaldırabilseydi Hayal'in göz yaşını da silerdi ama şu anki durumunda bu pek de mümkün gözükmüyordu.
Elinde tuttuğu, içeride ayağa kalkarken yere düşürdüğü bezi tekrar yarasına bastırıp, "Çok kan kaybediyorsun," diye zayıf ve korku dolu bir sesle Atlas'ın zaten bildiği şeyi söyledi.
"Sorun değil," dese de Hayal omzuna baskı uygularken Atlas elinde olmadan dişlerini sıktı. "İyiyim ben."
Hayal bir şey söylemeden ayağa kalkıp içeri girdi. Atlas nereye gittiğini bilmiyordu fakat tahmin edebiliyordu. Hemşire yanı, devreye girmişti muhtemelen. İlk yardım için ekipman arıyor olmalıydı.
Tekrar yanı başında belirdiğinde Atlas'ın tahmin ettiği şey olmuştu. Atlas bezi daha fazla sıkı tutamayıp yarasından çekti. Hayal de bunu bekliyormuş gibi anında müdahale etmişti. Kanlı bezi uzaklaştırıp bir kenara attı ve yerine yenisini bıraktı. Birini de diğerinin üstüne koyup iyice bastırdı.
Atlas elinde olmadan inledi. Acı göğsüne, sırtına ve sol koluna yayılmıştı. Felç olmuş gibi kıpırdayamadı.
"Özür dilerim ama kanamayı durdurmam gerek." Hayal başını kaldırmadan elindeki bandajı bezlerin üzerine götürdü ve Atlas'ın kolunu kaldırarak -bu çok acı verici olmuştu- etrafına sıkıca sarmaya başladı. Atlas'ın içinden bir ses, Hayal'in çok da doğru bir yere ateş etmediğini, bu yüzden böyle kanadığını söylüyordu.
"Yapmamalıydım." Hayal dudaklarını bir birine bastırıp kafasını iki yana salladı. Ama elleri durmuyordu. Gözünden bir damla yaş Atlas'ın göğsüne düştü. "Benim yüzümden... yapmamalıydım."
"Hayır..." Atlas hafif kıpırdanarak sırtına batan camların ağrısını hafifletmeye çalıştı. "Yapılması gerekeni yaptın, Hayal... Doğru olan buydu." Hayal'in yaptığı bir şey yüzünden omzuna bir acı dalgası daha yayıldığında susmak zorunda kaldı. Hızlı ve yüzeysel nefesler arasında konuşmaya devam etti:
"Özür dilerim... sana bunu yaşattığım için."
Hayal'in elleri durdu, Atlas'ın yüzüne dolu dolu gözlerle baktı. Yarasına biraz daha bastırırken, "Senden gerçekten nefret ediyorum," diye fısıldadı.
Atlas acı çekse de gülümsemeyi başarmıştı. "Biliyorum..."
Hayal sol eliyle yanağını silip burnunu çekti. "Ambulansı aramam gerek."
"Şimdi değil." Atlas elini Hayal'in yarasına baskı uyguladığı elinin üstüne koydu.
"Ne... Hâlâ mı?" Hayal'in bakışları bir an için birleşmiş ellerine kaydı. "Kan kaybından ölmeyi mi planlıyorsun?"
"Sadece beni dinle." Atlas fazla uyanık kalabileceğini düşünmüyordu. "Polislere ne anlatacağını biliyor musun?"
Hayal kafasını iki yana salladı. Ama her an ambulansa haber vermemelerine karşı çıkacak gibiydi. Bu yüzden Atlas elinden geldiğince hızlı lafa girdi.
"Olayların başını nasıl anlatacağını biliyorsun... Devamında da her şeyi olduğu gibi anlatacaksın." Atlas şaşırmış gibi ona bakan Hayal'in konuşmasına izin vermedi. "Sadece... Beni senin vurduğun kısım hariç. Onu Celal yaptı, diyeceksin."
"Her şeyi aynı sırayla mı?"
"Evet." Atlas kafasını salladı yavaşça. "Silahı bir kez eline aldığını da söyle... ama sonrasında Celal aldı elinden."
Parmak izin çıkacağı için Atlas kızın yalan söylemesini istemiyordu. Hem böyle ufak detaylar, hikâyelerini biraz daha karıştırır ve gerçekçi görünmesini sağlardı.
"Tamam..."
"Hatta Orhan Özbey'in ismini de vereceksin..." Atlas'ın sesi, sona doğru nefesi yetmediği için iyice kısıldı.
Hayal'in gözleri büyürken, "Ne?" diye sesini yükseltti. "Sen kafayı mı yedin?"
"Dur," diye Atlas nefesini yorgun bir şekilde dışarıya verdi. Hayal'in enerjisine şu an yetişemezdi. "Sadece adamın Orhan diye birinden bahsettiğini söyleyeceksin. Başka bir şey değil."
"Ama niye?"
"İşimizi şansa bırakmayalım" Atlas gözlerini kapatıp nefes alırken omzunun zonklamasının kesmesini bekledi. Fakat hiç kesecek gibi durmuyordu. "Bu Orhan'ın Celal'den daha fazla şüphelenmesini sağlayacaktır... Onu hemen ortadan kaldırmak isteyecek."
Hayal Atlas'a cevap vermezken genç adam gözlerinin yine karardığını hissetti. Hayal'in, yüzündeki eli onu tekrar gerçekliğe döndürmüştü.
"Sanırım artık ambulansı araman gerek." Atlas uykulu bir şekilde mırıldandı. Göz kapakları ağırlaşıyordu.
Hayal bunu bekliyormuş gibi hareketlendi ve Atlas'ın elini tutup bandajla sarılı yarasının üstüne götürdü. Elinin üstünden yarasına bastırırken vücudundan bir elektrik akımı geçmişti sanki.
"Şöyle bastır! Hemen geliyorum." Hayal ayağa kalkıp eve girerken Atlas uyumamak için tekrar Celal'e çevirdi bakışlarını. Hâlâ hareketsiz bir biçimde yatıyordu. Nefes alıp almadığını bilmek için karnına baktı adamın. Fakat görme yetisi eskisi gibi değildi. Nasıl olduğunu anlayamıyordu.
Atlas, birçok şey duyuyordu: İçeride Hayal'in hararetli bir şekilde konuştuğunu, aşağıda silah seslerini duyup gelen bir grup insanın konuşmalarını ve çok uzaktaki siren seslerini. Polisler geliyor olmalıydı. Atlas'ın tek ihtiyacı olan şey de tam olarak buydu: Onlar gelene kadar uyanık kalmak.
Hayal tekrar yanına döndüğünde Atlas rahat bir nefes aldı. Kızın gözünün önünde olmasını istiyordu. Bir daha zarar görmesine izin veremezdi.
"Hayal," dedi hırıltılı bir sesle, Hayal yanında yerini bulurken. Kız meraklı ve kaygılı bakışlarını Atlas'a yönlendirdi. "Beni konuşturmak zorundasın." Atlas'ın sesi fısıltıya dönüştü. Gözleri Hayal'in yüzünde gezindi. "En azından bir süre... Uyumama izin verme, tamam mı?"
Hayal yeniden kontrolü ondan alarak yarasına bir tık sert olacak şekilde bastırdı. "Neden? Yine bir şey mi planlıyorsun?"
"Sadece güvende olduğunu bilmek istiyorum..." Atlas yutkunmaya çalışıp silik bir şekilde gülümsedi. Hayal bir anlık duraksayıp bakışlarını kaçırdı. Beklediği cevap bu değildi.
Atlas'ın neyi kastettiğini anlamış gibi gözleri Celal'in üstünde durmuştu şimdi de. Atlas sadece Hayal'e odaklandığından gözlerindeki değişimi görmüştü. Korku gölge gibi gelip geçti.
"O..." Hayal lafının devamını getiremedi. Dudakları titredi.
"Bilmiyorum," diye mırıldandı Atlas. Genç adam Celal'in ölmesini istemiyordu. Bu, başlarını normalden daha fazla derde sokardı yoksa. Hayal'in bakışları balkonun korkuluklarına ilişti. Aşağıda gelen meraklı insanların sesleri çoğalmaya başlamıştı.
"Bunu gerçekten yaptığımıza inanamıyorum." Hayal'in titreyen sesi Atlas'ın tüm dikkatini ona vermesini sağladı. Genç kız gözlerini şimdi de Atlas'ın omuzuna çevirmişti. "Bunu yaptığıma inanamıyorum..."
"Hayal," diye kızın göğsünde duran koluna hafifçe dokundu ve geri çekildi. "Yanlış bir şey yapmadın." Birkaç saniye gözlerini kapatıp konuşmak için baş dönmesinin geçmesini bekledi. "Ben yapmanı istedim ve yaptın."
"Yapmamam gerekirdi!" Hayal kısık sesle bağırdı. "Kendine zarar verdin ve beni de alet ettin buna."
"Niye yaptığımızı biliyorsun, Hayal." Atlas yine odağını kaybedip tekrar toparladı. "Anladın... yoksa yapmazdın."
Hayal bir şey söylemek için ağzını açtı ama sonra tekrar kapattı. Birkaç saniyelik sessizlikten sonra -daha fazla da olabilirdi, Atlas zaman mevhumunu kaybetmiş gibi hissediyordu- Hayal konuşmaya karar vermişti.
"Ona söylediklerin," diye lafa girdi Hayal Celal'e göz ucu bakarken. "Yani söylediğin şeylerden sonra..." Yine duraksadı. Nasıl söyleyeceğini bilmiyor gibiydi. Alt dudağını sertçe ısırdı, gözlerini kaçırırken.
"Söylediklerim?" Atlas Hayal'in vereceği cevaptan korkmaya başlamıştı. Bir sürü şey söylemişti. Ona değer verdiğini de söylemişti, manipüle ettiğini de. Hayal hangisine takılmıştı? Ya da daha kötüsü, hangisine inanmıştı?
"Söylediğin şeylerden sonra bazı sorularımın cevabını buldum." Hayal'in gözleri ellerine kenetlendi.
"Hangi cevaplar?" Atlas dışarıya doğru titrek bir nefes verdi. "Hangi söylediklerim?"
Hayal hızlı konuşursa iyi olurdu. Dikkatini daha fazla onun üzerinde tutamayabilirdi çünkü. Aşağıdan yükselen sesler de hiç yardımcı olmuyordu.
"Önceleri çok düşünürdüm. Bizim... ya da benim hakkımda ne düşünüyorsun diye." Hayal yaraya yaptığı baskıyı artırdı. Atlas'ın dudaklarından ufak bir inleme döküldü fakat Hayal yapması gereken şeyi yapmış gibi tepkisiz kalmıştı. "Ama bugün öğrendim."
"Ne düşünüyormuşum?" Atlas gözlerini açık tutmaya çalıştı.
"Söylediğin her şey bir yerde doğruydu aslında." Hayal'in kendinden emin tavırları Atlas'ı neredeyse o hâliyle bile gülümsetecekti. "Beni manipüle ediyorsun, fakat değer de veriyorsun."
"Sana tabii ki değer veriyorum, Hayal." Atlas kızın dediği şeyi tekrar ederek onayladı. Atlas'ın fısıltısı ve her halinden belli olan dürüstlüğü Hayal'in suratındaki ifadeyi anında değiştirmişti. Kızın yüzünün o karanlıkta bile aydınlandığını gördüğüne yemin edebilirdi.
Hayal aniden temkinli davranmaya karar vermiş gibi yüz ifadesini düzeltip, "Plan için, değil mi?" diye sordu.
"Hayır." Atlas çok yavaş bir şekilde başını bir sağa bir sola çevirdi. Etrafındaki her şey dönüyor gibi olsa da Atlas düşüncelerini söyleyebildi. "Sana senin için değer veriyorum."
"Neden bunları şimdi söylüyorsun?" Hayal aniden yarı azarlar yarı duygusal bir şekilde sordu. "Bana kendimi işe yaramaz, faydasız biri gibi hissettirdikten sonra ne anlamı var ki? Bugün mü anladın bunu?"
Atlas neye uğradığını şaşırırken bir yandan da bayılmamaya çalışıyordu. Vücudundaki tüm acılar; kan kaybı, yorgunluk derken Atlas ölümün pencesindeydi neredeyse. Hayal ise bunu aniden fark etmiş gibi irkildi ve suratında pişmanlık dolu bir ifade belirdi.
"Ben özür dilerim," dedi hemen. "Ben çok özür dilerim. Sen bu hâldeyken..." Gözlerini kırpıştırıp kafasını hızlıca iki yana salladı. "Aptalık ettim. Bu konuyu açmamalıydım. Sen beni konuştur deyince... her neyse artık. Gerçekten..."
"Tamam," diye Atlas araya girdi. Hayal'in ondan daha fazla sakinleşmeye ihtiyacı vardı. "Anladım ben seni."
Hayal iç çekip dudaklarını birbirine bastırdı. Bu, kızın kendisini kötü hissettiğinde yaptığı bir hareketti. Atlas Hayal ile konuşabilsin diye kapanan gözlerini tekrar açık kalmaya zorladı.
"Bunu gerçekten de bilmen gerekiyordu." Yaralı hâline rağmen Atlas'ın ses tonu kendine güvendiğini belli ediyordu.
Hayal şüpheli bir şekilde tek kaşını kaldırıp, "Neyi?" diye sordu. Tahmin etse de Atlas'ın ağzından duymak istiyordu.
"Sana gerçekten değer verdiğimi." Atlas bir çırpıda söyleyip acı dolu bir nefes verdi dışarı. Göğüs ağrısı şimdi de karnına inmiş gibi hissediyordu. "Gerçekten de bugün fark ettim."
Hayal'in kaşları havalanırken dudakları da hafif aralanmıştı. Genç kız maraton koşmuş gibi hızla nefes alıp veriyordu. Zar zor yutkunurken bakışlarını çekti ondan.
"Ama senin de anlamana sevindim." Atlas gözlerini iki saniyeliğine kapattı. Gözlerini bir türlü açık tutamıyordu ve bu, ona bayağı bir zorluk çıkarıyordu. "Söylediklerimi yanlış anlayacaksın diye korkmuştum."
"Evet, sözde sana âşık olduğum için senin de benden hoşlandığını düşünüp mutlu mu olurum sandın?" Hayal alaycı bir şekilde güldü. "Ya da beni hep manipüle ettiğini düşünüp kızardım?"
Atlas kendini tutamayıp gülerken omuzları sarsıldı. Sonra pişman olarak yüzünü buruşturdu. Bir daha gülmemeye karar vermişti. Güldüğü için acıdan ölmek planları arasında yoktu.
"Beni çoğu zaman manipüle ettiğinin farkındayım, Atlas." Hayal'in sesi de en az onunki kadar kendinden emin çıktığından genç adamın dikkatini çekmişti. Atlas'a doğru hafifçe eğildi. Hayal'in elini bir an için saçında hissetmişti. Ya da bu, sadece bir sanrıydı... "Ama her zaman manipüle ettiğin değersiz bir insan olsaydım beni kurtarmak için kendini feda etmezdin... Değil mi?"
Hayal'in sıcak nefesi Atlas'ın yüzüne çarparken kendisini mayışmış gibi hissetmişti. Gözlerini kapatmak, uyumak istiyordu. Bir yandan da kokusunu hissetmek, Atlas'a hâlâ hayatta olduğunu, uyumaması gerektiğini hatırlatıyordu.
"Sen güvende olduğun sürece bana ne olduğu umurumda değil." Atlas, Hayal'in gözlerinin içine bakarak fısıldadı. Son gücünü de aynı Hayal gibi kendinden emin ve tamamen dürüst tavırlar sergilemek için harcamıştı. Eğer hayatına devam edemezse en azından vicdan yapacağı ya da üzüleceği bir şey kalmazdı geride.
Hayal'in gözleri evden gelen ışığın altında parlıyordu. Tekrar ağlayacak gibiydi. Ama bu sefer Atlas buna izin vermedi. Kurumuş kanla kaplı ve hâlâ hissedebildiği sağlam elini kızın yüzüne götürdü.
"Ağlama artık." Yanağındaki göz yaşını baş parmağıyla sildi. İlk kez Hayal'e ona sormadan bu şekilde dokunuyordu. Bu yaralı hâlinde bile Hayal'e izinsiz dokunduğu için kendisini kötü hissetmeyi becermişti. Ama onu umutlandıran başka bir şey vardı. Hayal bu temasa bir şey dememişti ya da geri çekilmemişti. Hatta gözlerini kapatarak yüzünü eline doğru hafifçe çevirmiş, dokunuşunu hissetmeye çalışmıştı. Ona birkaç dakika önce nasıl sarıldığını da hâlâ hatırlıyordu. "Her şey düzelecek..."
Atlas artık vücudunu da hissedememeye başlıyordu. Çok fazla kan kaybetmiş olmalıydı. Hatta her an şoka girebilirdi de. Ama dışarıda yaklaşan siren seslerini daha yakından duymaya başlarken bunlardan hiçbirinin bir anlamı kalmadı. Rahatlamıştı.
Hayal güvende olacaktı ve Atlas için gerisinin bir önemi yoktu. Gözleri kararırken bir kez daha Hayal'in ismini fısıldadı. Onu bir süredir hayata bağlayan omzundaki eli sıktı. Kızın ona doğru yaklaştığını hayal meyal seçebilmişti.
"Beni kurtardığın için teşekkür ederim..." diye fısıldarken ciğerlerindeki son havayı da dışarı verip kendinden geçti.
Ve bölüm bitti...
