Yıllar önce o gürültülü okul spor salonunda, konfetilerin altında kaldırdığım o ilk şampiyonluk kupasının üzerinden tam üç yıl geçmişti. Zaman o kadar hızlı akmıştı ki, geriye dönüp baktığımda yaşadığımız o fırtınalı lise günlerini, Kıvanç'ın şantajlarını, o çaresizce döktüğüm gözyaşlarını sanki bir başkasının hikayesiymiş gibi hatırlıyordum. Çünkü artık bambaşka bir yerdeydim.
Bugün, üzerimde ay-yıldızlı o şerefli forma vardı. Türkiye A Milli Kadın Voleybol Takımı'nın kaptanı olarak çıktığım o devasa uluslararası arenada, binlerce seyircinin "TÜRKİYE!" çığlıkları arasında son smaçı parkeye zımbaladığımda salon adeta yıkıldı. Maç bitmiş, Ay-Yıldızlı kızlarımızla yine şampiyon olmuştuk!
Boynumdaki o ağır altın madalyaya ve formamdaki kaptanlık bandına bakarken,gözlerim tribünlerin en ön sırasındaki o tanıdık, canım kalabalığa kaydı. Hepsi oradaydı...
Ece ve Cihan birbirine sarılmış çılgınlar gibi zıplıyorlardı. Melis, Doruk’un omzuna çıkmış elindeki Türk bayrağını sallıyordu. Grubumuzun müzmin bekarı Kaya bile yalnız değildi artık; aramıza yeni katılan ve çok çabuk ısındığımız yeni sevgilisi Defne’nin elini sıkıca tutmuş, bana el sallıyordu. Defne aramıza sonradan girmişti ama biz Ece, Cihan, Melis, Doruk, Kaya, Baran ve ben olarak, o lise sıralarından beri 3 yıldır hâlâ hiç kopmayan, harika bir gruptuk. Dünyanın en şanslı kaptanıydım; çünkü hayat beni ne kadar zorlarsa zorlasın, arkamda her zaman dağ gibi duran bu efsane tayfa vardı.
Ve tabii ki... Tam ortalarında, beni her zaman olduğu gibi o gözlerinin içi parlayan gururlu gülümsemeyle izleyen o adam.
Baran...
O benim gibi sporcu kalmamıştı. Çizim yeteneğini, o pratik zekasını hayallerine dökmüş ve çok başarılı bir mimar olmuştu. Şimdi kendi ofisinde devasa projeler çiziyor, binalar tasarlıyordu ama benim hiçbir maçımı kaçırmıyor, tribündeki yerini her zaman alıyordu.
Maçtan birkaç saat sonra, salonun o kalabalığından tamamen uzaklaştık.
Maçtan dolayı İzmirdeydik. Final İzmirdeydi. Kazanmıştıkta. İzmirin o sakin, denize nazır tepelerinden birinde, bizim tayfayla yediğimiz o kutlama yemeğinin ardından Baran'la baş başa kalmıştık. Hava hafif serindi ama Baran’ın arabadan çıkarıp omuzlarıme bıraktığı o tanıdık ceket, beni dünyanın en mutlu insanı yapmaya yetmişti.
Baran, elindeki kahvelerle yanıma gelip doğrudan o güven veren gözlerimin içine baktı. Gözlerindeki o hayranlık dolu bakış, lise yıllarındaki o çocukla tamamen aynıydı.
"Milli Takım Kaptanı olarak yine fırtına gibiydin sahada," dedi, gülümseyerek saçlarımı arkaya doğru iterken. "Her smaç vurduğunda, o lisedeki kupa töreninde bana doğru koşuşun geliyor aklıma."
Gülümsedim, başımı onun omzuna yasladım. Denizin üzerindeki yakamozları izlerken iç çektim. "Sen o gün o videoyu o ekrana yansıtmasaydın, benim bugün ay-yıldızlı formayla bu sahada olmam imkansızdı Baran. Sen benim hayatımı, hayallerimi kurtardın."
"Ben sadece senin hakkın olanı sana geri verdim," diye fısıldadı. Sonra ceketinin iç cebinden rulo halinde getirilmiş büyük bir çizim kağıdı çıkardı. "Bu arada... Bugün ofiste son rötuşlarını bitirdim. İlk senin görmeni istedim Kaptan."
Merakla kağıdı açtım. Bu bir ev projesiydi. Deniz kenarında, kocaman pencereleri olan, bahçesinde bizim tayfanın toplanacağı devasa bir çardağı ve minik bir voleybol sahası bile olan büyüleyici bir müstakil ev çizimiydi. Sağ alt köşesindeki mimar imzasının hemen yanında, Baran’ın o tanıdık el yazısıyla bir not düşülmüştü: “Asya & Baran’ın Geleceği.”
Gözlerimin dolmasına engel olamadım. Kağıdı yavaşça katlayıp başımı kaldırdım ve Baran'ın ellerini tuttum, parmaklarımızı birbirine kenetledim.
"Baran... Bu çok güzel," diyebildim sadece, sesim titrerken.
"Yıllar önce birbirimiz için her şeyi feda etmiştik Asya. Sen benim için kariyerini, ben senin için her şeyi riske atmıştım. Şimdi ise feda etme sırası bitti. Artık inşa etme sırası bizde. Bu evi beraber kuracağız. Bizim hikayemizin skoru hiçbir zaman bitmeyecek."
Kollarımı sıkıca onun boynuna doladım. O tanıdık, huzur kokan kokusunu içime çekerken, hayatımın en doğru yerinde olduğumu biliyordum. Ne Kıvanç’ın sinsi oyunları, ne Naz’ın kıskançlıkları ne de geçmişin o ağır yükü... Hiçbiri bizi yıkamamıştı. Biz kazanmıştık. Hayatımızın en güzel skorunu; arkamızda kapı gibi duran dostlarımızla ve birbirimizi kazanarak tüm dünyaya ilan etmiştik.
- BÜYÜK FİNAL -
İlk kitabımı bitirdim ve 'Aşkın skoru' nu yazarken inanılmaz keyif aldım. Bu yolda destek olan ve olacak herkese çok teşekkür ederik♥︎ Başka kitaplarda görüşmek üzere! Kendinize çok iyi bakın★
