Antrenman sahasındaki o tanıdık top sesleri ve ayakkabı gıcırtıları bile kafamın içindeki uğultuyu susturmaya yetmiyordu. Kafam darmadağındı ama hocanın düdük sesiyle hepimiz sahanın ortasında toplandık. Hoca, elindeki panoyu sallayarak hepimizin gözlerinin içine baktı. "Kızlar, buraya bakın! Yarın çok kritik bir final maçımız var," dedi sesi salonda yankılanırken. "Tüm bu yorgunluğunuz, döktüğünüz her damla ter yarın o sahada karşılığını bulacak. Kendinize güvenin. Antrenman bitmiştir, dağılabilirsiniz."
Herkes derin bir nefes alıp soyunma odasına doğru hareketlenirken, ben de yavaş adımlarla yürümeye başladım. Tam koridora çıkacağım sırada arkamdan birinin bana doğru yaklaştığını hissettim. Kafamı çevirdiğimde karşımda Naz’ı gördüm. Ama o her zamanki ukala, dik başlı Naz yoktu karşımda. Gözleri kıpkırmızıydı, kirpikleri ıslanmıştı ve hafifçe ağlıyordu. Aramızda bir kavga çıksın istemez gibi, tamamen savunmasız bir ses tonuyla konuştu:
"Asya... Bir dakika bakar mısın?" dedi, sesi titriyerek. "Baran... Baran neden seni seçti Asya? Neden beni değil? Ben neyi eksik yaptım?"
Onun bu darmadağın halini görmek içimde hiçbir zafer duygusu uyandırmadı, sadece buruk bir sessizlik bıraktı. Naz gözyaşlarını silmeye çalışarak bana bir adım daha yaklaştı. "Asya... Sana o kadar çok şey yaptım, canını o kadar çok yaktım ki... Beni affeder misin? Gerçekten çok pişmanım," dedi gözlerimin içine yalvarır gibi bakarak.
Ona baktım. Yaşattığı o zor günleri, arkamdan çevirdiği dolapları düşündüm. "Seni anlıyorum Naz," dedim, sesimi ne öfkeli ne de yumuşak tutarak. "Ama hayatta bazı şeylerin geri dönüşü olmuyor. O kadar şey yaşandıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranamam. Seni affedemem."
Naz hiçbir şey demeden, başını önüne eğip hızlı adımlarla yanımdan uzaklaştı. Ağır adımlarla soyunma odasına girdiğimde gözlerim anında Melis'i aradı ama o ortalıkta yoktu. Ece, dolabının önünde üzerini değiştirirken benim endişeli halimi fark edip derin bir iç çekti.
"Boşuna bakınma Asya, Melis yok," dedi Ece, çantasının fermuarını çekerken. "Kesin Baran’a hesap sormaya gitti"
Derin bir "Öfff!" çekerek oturdum ve ayakkabılarımı çıkarmaya başladım. Melis’in o deli fişek halleri beni delirtecekti, kim bilir çocuğa ne yapacaktı. Kafamı toparlamaya çalışarak Ece'ye döndüm ve dünkü o koridor sahnesini hatırlayarak sordum: "Ece... Peki Cihan mevzusu ne olacak? Konuştunuz mu hiç?"
Ece şaşkınlıkla omuz silkti, yanakları hafifçe kızarmıştı. "Valla Asya, dünden beri hiç konuşmadık. Bana aşık olmasına inan ben de çok şaşırdım, hala şoktayım. Akşam her şeyi soracağım ona, bir konuşalım bakalım neymiş derdi," dedi.
MELİSİN AĞZINDAN
Antrenman bittiği an üzerimi bile doğru düzgün değiştirmeden salondan fırladım. Söz vermiştim, o Baran’a o koridorun hesabını soracaktım. Okul bahçesinin arkasındaki çardaklara doğru yürürken, Baran’ı dışarıda Kaya ile birlikte otururken buldum. İkisi de kafaları önde, moralsizce oturuyorlardı. Adımlarımı sertçe yere vurarak tam karşılarına dikildim. Beni görünce ikisi de irkildi.
Doğrudan Baran’ın gözlerinin içine bakarak öfkeyle konuşmaya başladım:
"Asya senin yüzünden yarı final maçında oynayamadı Baran, haberin var mı senin bundan?!" diye çıkıştım. Baran şok içinde bana bakarken ben devam ettim, içimdeki o acıyı dışarı vurmak istiyordum. "Annesi telefonda ona ne sordu biliyor musun? 'Kaç sayı aldın kızım?' diye sordu! Asya o telefonda annesine 'Maçta oynayamadım' demek zorunda kaldı! Sırf senin yüzünden annesinden dünya kadar azar işitti o kız, canı ne kadar yandı senin haberin var mı?!"
Baran duyduklarıyla resmen yıkıldı. Ellerini saçlarının arasından geçirip yüzünü buruşturdu. "Melis... Yemin ederim Asya’nın benim için böyle bir şey yaptığından, o maça bu yüzden çıkmadığından haberim yoktu," dedi, sesi acıyla kısılarak.
Kollarımı göğsümde birleştirdim, gözlerimi ikisinin üzerinde gezdirdim. "İki gün sonra turnuva bitiyor," dedim, sesimi iyice alçaltıp ciddileştirerek. "Kıvanç’ı bu şekilde, yaptığı her pislikle yanına kar kalmış gibi gönderecek miyiz gerçekten? Hiçbir şey yapmayacak mıyız bu çocuğa?"
Baran oturduğu yerden dikleşti, gözlerindeki o kırık ifade anında yok oldu ve yerini o bildiğim intikam dolu, sert kaptan bakışına bıraktı. "Yapmalıyız," dedi kararlı bir sesle. "Ama Asya asla böyle bir şeye izin vermez, biliyorsun. O yüzden Asya’nın bu durumdan kesinlikle haberi olmayacak. Melis... Bu işte beraber miyiz? O Kıvanç'ı bitiriyor muyuz?"
Yüzümde karanlık, ama son derece kararlı bir gülümseme belirdi. "Evet," dedim hiç düşünmeden. "Sonuna kadar beraberiz."
Tam o sırada yanımızda oturan Kaya heyecanla öne fırladı, ellerini birbirine sürterek yalvarır gibi bir ses tonuyla, "Oha! Kızlar, beyler... Ben de olayım mı planda? Lütfen beni de alın aranıza!" dedi.
Onun bu çocuksu, heyecanlı haline Baran da ben de kendimizi tutamayarak hafifçe güldük. Gergin hava bir anlığına dağılmıştı. "İyi tamam," dedim gülerek Kaya'ya bakıp. "Sen de ol bari."
Çardaktan arkama bile bakmadan, hızlı adımlarla okul bahçesinden çıkışa doğru yürümeye başladım. Kafamın içinde binbir türlü plan dönüyordu.
Belki şu an arkadan iş çeviren, tehlikeli bir kız gibi görünüyor olabilirim. Ama yemin ederim, yapacağım ve yapacağımız her şeyi sadece Asya için yapıyorum. Benim kardeşimin gözünden akan tek bir damla yaşın bedelini o Kıvanç'a fena ödeteceğim. Savaş şimdi başlıyor.
