İçeriğe geç

AŞKIN SANATI

Bölüm 3 · 7 dk okuma

AŞKIN SANATI

Bölüm 3

3. BÖLÜM

Bölüm şarkısı: He’s A Pirate- Klaus Badelt

15 Mayıs, Ege’nin gelmesinden 1 gün önce

Tanem’in Anlatımından

Her şey tamamdı. Ege’nin gelmesine düzenlenen parti adı altında geçen ev buluşması için her şeyi ayarlamıştık. Çok abartılı, müzikli şarkılı bir şey değildi. Hepimiz hepimizi tanıyorduk sonuçta. Bana kalırsa partiyle uzaktan yakından alakası yoktu.

Evi sade ve şık bir şekilde süsledik demek isterdim ama sadece sade bir şekilde süslemiştik. Yesmin böyle küçük kutlamaları sevdiğinden kendi kendine pata yapmıştı. Ben de yardım etmek istemiştim ama ‘Ben kendim hazırlamak istiyorum, hem sana da sürpriz olsun’ cevabını alıp diğer işlerle ilgilenmiştim. Sude Teyzemin de yardımıyla evi temizlemiş ve ‘İZMİR’E HOŞGELDİN!’ temalı pankartımızı asıp renklendirmiştik.

Şu anda ise Yesmin, Eylül’ü dersinden almış, birlikte öylesine alışveriş yapıyorlardı. Amaç, Eylül’ü evden uzak tutmak ve bunları görmemesiydi. Eylül beni evimde olduğumu ve acil yetiştirmem gereken bir projeyi hazırladığımı düşünüyordu. Öyle söylemiştik. En başta inanmamıştı -haklı olarak- çünkü ben proje ödevlerimi hep verildiği gün yapan birisiydim. Sonra ise normalde dün yapacağımı fakat antrenmanım normalden daha uzun sürdüğü için yetiştiremediğimi söylemiştik. Kısmen doğruydu, antrenman uzun sürmüştü gerçekten de. Eylül yine tereddütle baksa da eninde sonunda inanmıştı. Eylül’e yalan söylediğimiz için kendimizi suçlu hissetmiştik ama yarın mutlu olacaktı sonuçta. Hem de çok mutlu olacaktı.

Yesmin’le Ege’nin arası hep çok iyi olmuştu. Gerçekten abi-kardeş gibi duruyorlardı. Onların bağını görene dek bu tarz ilişkilere inanmamıştım. Nedeni ise daha öncesinde kardeşim dediğim karşı cinsimin sonrasında benden hoşlanmış olmasıydı. Veya sadece hoşlandığını sanmıştı.

Fakat onlarınki gerçekten kardeş bağıydı, başka bir şey değil. Dışarıdan birisi bile gelse baksa, siz sevgili misiniz? demezdi. Ege Ankara’ya taşınmadan önce İzmir’de yaşıyordu. Haliyle çok sık görüşüyorduk. Birlikte büyümüştük. Kardeşler de birlikte büyümezler miydi?

Düşüncelerimden sıyrılıp telefonumu çıkardım.

Yesmin: Her şey yolunda. Oyalanmak için alışveriş yapacağımızı o da biliyordu ama şu an gayet de alışveriş yapmaya döndü bu olay. Sana da birkaç şey aldık. Sakın itiraz etme!

2 dakika önce yazmıştı bunları. Hemen cevap yazdım.

Ben: Öyle mi? Çok iyi. Bu arada gerek yoktu ama teşekkür ederim.

Anında yazıyor baloncuğu belirdi.

Yesmin: Hayır, ihtiyacın vardı. Senin şu an neye ihtiyacın olduğunu bir ben bilirim, bir de benim gibileri.

Gülerek cevap yazdım, Yapma N’olursun şarkısının sözünü yazmıştı.

Ben: Doğru. Eh, tamam o halde. Burada da her şey hazır sayılır. Bir tek koltukların çarşafını değiştirecekmişiz. Nedenini sorma, bence Erva Teyze bile bilmiyor. Neyse neyse, boş ver şu an bunları. Alışverişinize devam edin siz. İyi alışverişler!

Yesmin: Çarşaf değiştiriyormuş? Peki. Ben gidiyorum o zaman. Teşekkürler ve kolay gelsin size de.

Telefonu kenara bıraktım ve Erva Teyze’ye yardım etmek için ayağa kalktım. Tam o sırada bir bildirim düştü. Merakla baktım ve mesajın Ege’den geldiğini gördüm. Heyecanla elime aldım telefonu. Bu heyecan sanırım Eylül’ün mutluluğundan kaynaklıydı.

Ege: Selam, Tanem. Yesmin’e ulaşmaya çalıştım fakat bakmadı. Bir şey soracaktım. Aslında iki tane. Şey, ikincisi şimdi aklıma geldi. Off, neyse. Hava nasıl orada? Yani hava durumu var tabi ki ama çok güvenemedim. Yanıma nasıl kıyafetler almalıyım diye düşünmüştüm de.

Ben: Tek kelimeyle ERİYORUZ. Gerçekten hava çok sıcak. İzmir’in Mayıs’ından ne bekliyordun ki? Diğer sorun ne?

Ege: Hmm, anladım. Teşekkürler. Bir de Eylül’ün kursu var mı pazar günü? Veya senin? Yesmin’in zaten yok diye biliyorum ama?

Ben: Yani… Eylül’ün vardı fakat son durumu bilmiyorum. Sık sık değişiyor ya. Benim de yok. Yesmin’in etütü vardı sadece.

Ege: Pazar günü? Etüt?

Ben: Şey, bu hafta üst üste 6 derse girmediği için hoca hafta sonu herhangi bir gün ders almasını istedi. O da bugün yapabilmek için elinden geleni yapacak ama Eylül’ü oyalamakla meşgul.

Ege: Hmm, anladım. Belki Yesmin derse girerken sen o sırada Eylül’ü oyalayabilirsin? Sadece bir öneri.

Ben: Belki. Her neyse, gitmem lazım. Hasta Luego.

Ege: Hala hatırladığına inanamıyorum! Chao, Tanem.

Bu Ege’yle çok öncesinde yaptığımız bir eylemdi. Çocukken evlerimiz birbirine yakın olduğu gibi Ege’ye de yakındı. Biz de anlık bir hevesle İspanyolca öğrenmeye çalışmıştık. Aklım istemsizce o zamanlara doğru kaydı.

“Hayır Tanem o oraya değil ki!”

Ben, Eylül, Ege ve Yesmin lego yapmaya çalışıyorduk. Bir gemi legosuydu bu. Takamadığım parçaya sinirlenip ayağa kalktım. “Bunları daha büyük yapsalar ölürler zaten! Ben nereden bileyim ne nereye ya? Doğru düzgün anlatamamış bile!”

Anlık bir hışımla parçaları takmamız gereken yerleri gösteren kitapçığı elime aldım ve yırtmaya çalıştım. Ege de diğer ucundan çekiyordu yırtılmamasına dikkat ederek. Legoya çok sinirlenmiştim. Ayaklarımı yere vurarak salondan çıktım ve Ege’nin odasına girdim. Onun odasında hep arabalar olurdu. Araba posterleri, küçük oyuncak Hot Wheels’lar ve kumandalı araba. Çok ilgimi çekmese de her geldiğimde büyülenirdim. Sonuçta, her renkten araba vardı ve parlıyorlardı hepsi.

Ben yine odadaki oyuncak arabalardan mor olanı tam bulmuştum ki odaya bir anda Ege girdi.

“Yine ne yapıyorsun arabalarımla?”

“Ben onlara dokunmadım bile! Sadece bu mor olan çok ilginç gelmişti o kadar. Al, hepsi senin zaten! Çalmadım merak etme!”

“O hangisi ki?” Umursamaz görünmeye çalışıyordu ama hiç becerememişti. “Hee, o mu? En önemsizi falan. Al senin olsun hatta. Ne yapayım ben mor arabayı?”

Çok sevinmiştim. “Cidden mi?”

“Evet” demişti göz devirerek. “Al da git artık. Lego yapamıyoruz senin yüzünden. Yesmin sensiz yapmazmışmış.”

Kıkırdadım ve salona geri döndüm. Fakat çoktan lego bir kenara bırakılmış, herkes kendi arasında oynamaya başlamıştı. Eylül kendisi gibi kızıl saçlı bir bebeğin saçını örüyordu. Yesmin uyuyakalmıştı bile. Bugün uykusunu hiç alamamıştı.

“Taneem, gel sende oyna!” diye bir teklif sundu Eylül. Ama ben bebeklerle oynamak istemiyordum ki. Ne yapmak istediğimi ben de bilmiyordum.

“İstemiyorum şu an. Farklı bir zaman devam ettiririz yarım kalmış Barbie oyunumuzu.”

Eylül omuz silkmekle yeltendi. Ben de yerde bırakılmış lego kutusuna baktım. Daha okuma yazmayı yeni öğrenmiştik. Türkçe kısmı okudum. Ama başka bir sürü dil vardı. Belki Ege biliyordur diye ona sordum. O bizden bir üst sınıfta yani 3. sınıftaydı.

“Ege, şu dili biliyor musun?”

“Aynı şeyler yazıyor işte Tanem. Sadece farklı bir dilde.”

“Ama merak ediyorum bu dili. Hadi Ege, öğrenelim işte! Hem belki öğrendikten sonra o ülkeye bile gideriz!”

“Of Tanem off…”

Sonra kutuyu inceleyerek merak ettiğim dilin İspanyolca olduğunu gördük. Harfler Türkçeyle çok benziyordu. Bana kalırsa hemen öğrenebilirdik.

“Eee hadi öğrenelim! Çok eğlenceli duruyor!”

Ege en başta kabul etmeyecek gibi görünmüştü ama içten içe merak ediyor olmalıydı ki İspanyolcayı öğrenmeyi kabul etmişti işte. Birlikte koltuğa oturmuştuk ve Ege’nin annesinin telefonundan birkaç şeyi öğrenmeye çalışmıştık. Hatta annesi ileride bize bir İspanyolca kitabı alacağını söylemişti. Yine de telefondan un cafe, bien, mucho gusto, encantado, mira, adios, chao, agua ve hasta luego gibi basit kelimeleri hafızamıza kazımıştık. Ve her vedadan sonra görüşürüz anlamına gelen hasta luego ve chao gibi ifadeleri kullanacağımıza söz vermiştik. Tanem ve Ege sözü…

“Tanem! Kızım yardım eder misin bi?”

Erva Teyze’nin sözüyle daldığım andan çıkış yaptım ve Erva Teyze’ye yönelik, “Hemen geliyorum,” dedim.

(DÜZENLERKEN KALP KOYYYY)

Günü bitirmeye yakındık. Yesmin her zamanki gibi dersine gitmemişti. Söylediğine göre haftaya aksatmayacaktı, sözde. Eylül ve Yesmin çok yoğun alışverişinden dönmüştü. Hatta şu an aldıkları en saçma şeylere bakıyorduk.

“Tamam, spiderman maskesini anladım, Winx makyaj setini anlamaya çalıştım ama mavi peruk kimin fikriydi?”

Evet, biraz daha elimi daldırınca birden çok peruk olduğunu gördüm. Sarı ve pembe peruk da vardı?

“Umm, şey… Biz düşündük ki… Of tamam winx cosplay’i yapalımdemiştik sadece,” diyen tabi ki de Yesmin’di. Büyük bir kahkaha attım. Winx’i sevmediğimden değil, komik bulduğumdan. O Winx setinden anlamalıydım zaten. Saçım tam da Layla için uygun olsa da Stella olacağıma emindim.

“Peki… Kim, kim olacak?”

“Kabul edeceğini söylemiştim!” Yesmin kolunu zafer kazanmış gibi kendine çekti.

“Ona senin peruktan nefret ettiğimi söylemiştim ama yine de Tecna peruğu aldı,” dedi Eylül. Bunu Yesmin de biliyordu fakat aklından ne türlü bir senaryo kurmuştu bir kendisi, bir de Tanrı bilirdi.

“Hayır, sen Bloom olacaksın.Benim saç rengim her ne kadar tam Flora olsa da ben Miusa’yım. Tanem de Stella zaten.” Anlaşılan Yesmin her şeyi düşünmüştü. Kahverengi, dalgalı mı düz mü belli olmayan uzun saçlarımla favori Winx karakterim olan Stella’ya oldukça zıttım. Mesela, Eylül’ün dalgalı ve kızıl saçları tam anlamıyla uyuşuyordu Bloom’la. Bloom, Eylül’ün en sevdiği 2. Winx kızıydı. Onun favorisi ise Flora’ydı. Yesmin ise Flora’ya benzese de Miusa favori karakteriydi.

“Eee, Tecna peruğu kimin?” Eylül’le aynı duyguları paylaşıyordum. Saliselik bir anda, Eylül görmeden bana göz kırptı Yesmin. “Belki de Tecna olmayı seçerim, kim bilir?”

Ben bilirdim. Ege’yi Tecna yapacaktı. Bu kızın deliliği saç beyazlaştırırdı.

(kalpppppppp)

Görev: Eylül’ü eve götürmeme.

Aldıkları şeyleri zaten Yesmin’lerde açmıştık. Şimdi de Eylül evine dönmemeliydi. Malum, evi çoktan dekore etmiş, her şeyi hazırlamıştık. Yesmin’lerde film izliyorduk zamanı geçiştirmek için, yine.

Filmimiz Scott Pilgrim vs. the World’dü. Film bittiğinde ekranda sadece yazılar kalmıtı ama ben ekrana bakakalmıştım.

“Beklediğimden çok, ÇOK daha iyiydi,” dedi Eylül. “Saat de geç olmuş. Ben annem kızmadan eve gitsem iyi olacak. Sonuçta, yarın bizim evde benim sonradan öğrendiğim partimiz olacak.”

“Hayır, hayır!” Yesmin’le aynı anda söylemiştik. Gözlerimi yavaşça açıp kaparak Yesmin’e baktım, sen söyleyebilirsin. O da muazzam hikayesini anlatmaya başladı.

“Bak, şimdi şöyle. Biz… Annenden izin almıştık ve şey… bugün birlikte Tanemlerde kalacağız!”

Eylül garip garip bakarak ikimizi de süzdü fakat anlattıklarımızda yalan yoktu. En sonunda pes etti.

“Peki… Neden bundan en son benim haberim oluyor anlamadım ama yakında çıkar kokusu diyerek bırakıyorum. Yine de şüphelisiniz hala.”

Yesmin’le bakıştık ve Eylül’ün göremeyeceği şekilde arkadan çak yaptık. Görev tamamlanmıştı. Şimdi asıl meseleye gelmiştik…

Bölüm sonu

3 yorum