Masada oturmuş karşımda oturan kişinin, uzun zamandır hayranı olduğum kişi mi diye düşünüyordum.
"Nasılsınız Ada Hanım? Görüşmemizin üzerinden pek fazla zaman geçmedi tabii ama yine de sorayım." Gülümsedi. Ben de elimden geldiğince karşılık verdim.
"İyiyim. Teşekkürler." Evet, bu oydu. Dün kafede masasına oturduğum kişiydi. Deniz.
"Açıkçası böyle bir tesadüf çok garip."
"Bence de. Hayranı olduğum şarkıcının şuan karşımda olması ve yanlışlıkla dün tanışmış olmam çok garip." Bir an Deniz'in yüzünün düştüğünü hissettim. Ama sonra gülümseyince bu düşüncemden uzaklaştım.
"Bir karışıklık oldu galiba."
"Nasıl yani?"
"Benim adımın Deniz olduğu doğru. Ama Rei6 ben değilim." Bir an afalladım. "Ben menajeriyim."
"Gerçekten mi?" Biraz fazla şaşkın söylemiştim. Nedenini ben de bilmiyordum. "Pardon. Size yakıştırmadığımdan falan değil.."
"Hiç sorun yok. Beni bazen adımdan dolayı Rei sanabiliyorlar."
"İkinizin de adı Deniz mi yani? Büyük şans olmuş."
"Evet." Gülümseyince bembeyaz dişleri ortaya çıktı. "Açıkçası sizinle bu şekilde tekrar karşılaşmayı hiç beklemiyordum."
"Ben de." Ona karşılık ben de gülümsedim. "Sizi bir daha göreceğimi düşünmemiştim."
"Tanıştığıma tekrar çok memnun oldum Ada Hanım."
"Ben de. Ada diyebilirsiniz. Hanım denilmesine alışkın değilim."
"Yakında alışmanız gerekecek. Ama siz nasıl istiyorsanız öyle olsun. Bana da Deniz diyebilirsiniz." Gülümsedim.
Daha sonrasında garson bir isteğimiz olup olmadığını sormaya geldi.
"Ben şekerli kahve alayım." Garson Deniz'e dönük olan kafasını bana soran gözlerle çevirince cevap verdim.
"Ben de tekrar kahve istiyorum, şekerli. Yanına da bir dilim pasta alayım." Garson elindeki kağıda bir kaç şey not aldı.
"Neyli olsun pastanız?" Neyli yemek istediğimi bilmiyordum.
"Bir öneriniz var mı?" Deniz hemen atıldı.
"Sen ikimize de kakaolu pasta getir." Garson son notlarını da alıp yanımızdan ayrıldı.
Kakaolu pastalarımız gelene kadar konuşmadık.
"Buranın kakaolu pastası çok güzeldir." Bana değil önündeki kakaolu pastaya bakıyordu.
"Deneyelim bakalım." Bir parçayı ağzıma götürdüm. Tadı gerçekten de harikaydı. Artık favori pastacım burası olacaktı. "Çok güzelmiş gerçekten."
Sonrasında yaklaşık yarım saat falan iş konuştuk. Tahmin ettiğim gibi Rei'yi görmeyecektim. İkimiz de ayrı ayrı söyleyecektik ve onu bir araya getireceklerdi. Herhangi bir olayda Deniz'le haberleşecektim. Yapacağımız düet bir araba markası içindi. Daha birkaç küçük detaylar daha konuşulduktan sonra işle ilgili çoğu şey hallolmuştu.
"Başka sormak istediğiniz bir nokta var mı?"
"Sanırım yok." Pastamızı ve kahvemizi çoktan bitirmiştik. Artık gitme vaktiydi. Çantamı toparlamaya başladım ve telefonumu içine attım. Daha sonra cüzdanımı çıkardım.
"Ada Hanım. Yani Ada. Gerçekten gerek yok. Bu bir iş görüşmesi ve ben sizi davet ettim."
"Ama olmaz ki böyle. Size kahve sözüm vardı."
"Eğer direnirseniz gerçekten çok kırılırım. Kahve sözünüzü de başka zaman tutarsınız."
"Her şey için teşekkür ederim." Gülümseyip cüzdanımı çantama geri attım ve ayağa kalktım. "Ben artık gideyim. Tanıştığıma memnun oldum. İkinci kez." Uzattığım elimi tuttu.
"Ben de memnun oldum." Elimi fazla tuttuğunu farkedince çektim.
"İyi günler."
"Ada."
"Efendim?"
"İstersen evine bırakabilirim."
"Yok. Teşekkür ederim. Seni rahatsız etmeyeyim."
"Benim için bir sorun yok."
"Ama.. Şey.."
"İtiraz kabul etmiyorum." Tekrar cevap vermemi beklemeden arka tarafa seslendi. "Hakan, ben hesabı sonra öderim sana." Cevap beklemeden bana döndü. "Hadi gidelim."
Binadan çıktık ve valeden arabasını getirmesini rica etti.
"Çankaya'da."
"Ben de o tarafta oturuyorum. Sorun olmaz yani. Endişelenmeyin."
Araba gelince önce ön sağdaki kapıyı açıp oturmamı bekledi ve ben de utanarak da olsa arabaya bindim. Sonra kapımı kapattı ve şoför koltuğuna oturdu. Arabayı çalıştırdı ve yola çıktık.
"Radyoyu açsam rahatsız olur musun?" diyerek uzun süreli sessizliğimizi bozmuştu.
"Hiç sıkıntı değil. Hem güzel olur." dedim yoldan gözümü ayırmadan. Hemen o kadar çok müzik uygulaması olmasına rağmen radyoyu açtı ve rastgele karıştırdı. "Neden herhangi bir uygulamadan istediğin bir tane şarkı açmadın?"
"Şarkı falını bilir misin?"
"Nasıl yani?"
"İşte böyle." Rastgele bir kanalı açmıştı. Senden Daha Güzel şarkısı çalıyordu. "Bence şarkılar tesadüfen karşımıza çıkmıyor. Hepsinin bir anlamı var, ne zaman ve ne düşünürken çıktığını düşündüğünde bazen cevaplarına bu şekilde ulaşabiliyorsun." Bi anda büyülenmiş gibi hissettim kendimi. Bu kadar farklı ve güzel düşünmesi farklı gelmişti. Diğer insanlardan farklı en azından.
"Gerçekten çok güzel bir bakış açısı. Hiç böyle düşünmemiştim." Arkadan çalan şarkıya mırıldanarak eşlik etmeye başladım.
"İstersen sesli de söyleyebilirsin. Hem bu kadar sevilen birinin sesini duymayı da çok isterim. Tabi sen de istersen." Gülümseyerek şarkıya eşlik etmeye başladım sesli bir şekilde.
"Kimseleri de takmadım
Ölsem değişmem
Kimseyi tanımadım ben
Senden daha güzel (oh)
Senden daha güzel (oh)
Senden daha güzel (oh)
Senden daha güzel
Kimseyi görmedim ben
Senden daha güzel
Kimseyi tanımadım ben
Senden daha özel"
"Çok güzel." dönüp ona baktım. Bana bakıyordu. Sonra önüne döndü. "Sesin." Boğazını temizledi. "Bu kadar çok sevilmene şaşırılmamalı."
"Teşekkür ederim." Neden bilmiyorum ama bu sözler çok iyi gelmişti. Çok övünen biri değilimdir ama böyle içten sözleri duyunca kelebekler içime sığmayıp dışarı taşıyordu resmen.
Çankaya'ya gelince evimi tarif ettim. Yaklaşık on dakika içerisinde eve gelmiştim. Arabadan birlikte inmiştik.
"Evime kadat bıraktığın için teşekkür ederim."
"Rica ederim. Evinin benim evime bu kadar yakın olduğunu da bilmiyordum. Benim evim de arka sokağın başındaki ev."
"Aa bayağı yakınmış. Ama seni hiç görmemiştim. Evden çok nadir çıkarım da. Çıksam da komşularla pek samimi değilim."
"Anladım."
"Bir kahve falan yapayım..." Salaktım ben. "Derdim tabi ama içip de geldik." Karşısında salak gibi göründüğüme emindim.
"Başka sefere artık." Başka diyecek bişey bulamayınca geriye doğru bir adım atıp eve doğru gittim.
"Görüşürüz o zaman."
"Görüşürüz."
Eve girdim ve hemen ayakkabılarımı çıkarıp içeri geçtim. Kapı sesini duyan canım arkadaşım Sena, koşarak salonun kapısına ulaşmıştı.
"Anlat kız. Neler oldu? Deniz'le tanıştın mı? Nasıl biri? Yakışıklı mı?"
"Sena bir sakin ol." Derin bir nefes bıraktım. "Bir oturayım ya."
"Otur tabi ama ben meraktan çatladım burda." Oflayarak koltuğa kendimi attım. O da gelip karşımda durdu. "Prensesimiz oturduğuna göre anlatmaya başlayabilir bence."
"Deniz'le tanıştığım doğru."
"Oha! Cidden mi? Yakışıklı mıydı? Niye yüzünü göstermiyormuş? Nasıl biri?"
"Daha sonunu dinlemedin kızım ya. Bir sakin."
"Tamam hadi anlat."
"Ben Deniz karşıma geçince bir şok geçirdim. Hatta geçen gün kafede birinin yanına oturduğumdan bahsetmiştim ya, oydu işte."
"Ohaa! Yani sen o hayranı olduğun şarkıcının masasına oturmuşsun haberin mi yokmuş bir de?"
"Hayır. Bahsettiğimiz Deniz'ler farklı aslında. İkisinin de adı Deniz olabilir ama ben şuan menajeriyle buluşmuşum. Ben Deniz denilince Rei sanmıştım. Yani uzun lafın kısası menajerinin adı da Deniz'miş."
"Bir de bir daha nerede karşılaşacağım saçmalama diyordun bana. Bak kader yine çıkarttı karşına."
"Saçmalama Sena. O zaman arka sokağımda oturan birini neden şimdi farkediyorum? Kadere sorabilir miyim acaba?"
"Nee? Bir de arka sokağımızda mı oturuyormuş?" Sena artık şok geçirmekten ağzını kapatamıyordu. Bu hali gerçekten çok komikti.
"Hatta kahve içmeye davet etti."
"Ben sana demiştim. Bu çocuk senden bayağı hoşlanmış."
"Saçmalama Sena ya. Hem beni bilmiyor musun? Ben ilk görüşte aşka inanmam. Bu mümkün değil."
"Biliyorum ama bence çocuk sana karşı bir şeyler hissediyor." Ayağa kalktım.
"Neyse ya. Ben duşa gireceğim." Arkamı döndüm.
"Birilerinin seni sevebileceğini öğren artık. Mutlu değilsin. Ve ben bunu farketmiyor muyum sence?" Kıpırdayamadım. "İyi değilsin ve iyi görünmeye çalışıyorsun. Sen kendini tanımıyorsun belki, ama ben seni çok iyi tanıyorum Ada." Ağzımı açtım ama konuşamadım. Bir harf bile çıkmadı dudaklarımdan. "Lütfen artık biraz da kendini düşün. Biraz da kendini sev, sevindir. O zaman çok mutlu olacağına eminim. Sadece kendine fırsat ver. Kendini mutlu etmenin yolu dünyaya kendini kapatmak değil." O sustu, ben sustum. Bir kaç dakika ikimiz de konuşmadık. Sonra sessizliği bozdum.
"Ben duşa gireyim." Kendimi odama atıp kapımı kapattım ve doğru banyoya girdim. Kapıyı da kapatıp suyu açtım. Suyun altına oturdum. Kıyafetlerimi bile çıkarmamıştım.
Öylece duvarı izlemeye başladım. Ağlamıyordum ama. Ağlayamıyordum çünkü. Ne kadar vakit geçti bilmiyorum. Ne düşündüğümü bilmiyorum. Ne yaptığımı bilmiyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Şuan kafamdan aşağı dökülen suyun sıcak mı soğuk mu olduğunu bile bilmiyorum. Hiç bir şey bilmiyorum. İyi miyim peki? Onu da bilmiyorum. Sahi ya, ne biliyorum ben?
"Ada!?" Adımın bağırmasıyla Sena'ya döndüm. "Ada iyi misin?" Hemen gelip suyu kapattı. "Buz gibi suyun altında ne yapıyorsun? Hasta olacaksın." İşte tam o an gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Sena elimden tutup kalkmama yardım etti. Gözyaşlarım o kadar sessizdi ki. Suratımda kaydığını hissetmesem ağladığımı düşünmezdim. "Gel odana geçelim." Duvarda asılı olan havluyu üzerime sardı ve banyodan çıktık. "O kadar çok banyoda kaldın ki, sana bir şey oldu diye çok korktum." Ben söylediklerine cevap vermeden sessizce gözyaşlarımı akıtıyordum. "Giyinmene yardımcı olayım." Dolabımdan bir şeyler getirip yanıma koydu.
"Ben uyumak istiyorum, çıkar mısın?" Sesim o kadar düz çıkmıştı ki, bir an kendimi robot sanmıştım. Sena ne kadar kötü olduğumu anlayıp biraz geri çekildi.
"Peki. Ama üzerini değiştir tamam mı? Ve kapını kilitleme."
"Tamam." Sena yavaşça odadan çıkıp kapımı da kapattı. Elimin tersiyle gözyaşımı sildikten sonra havluyu yere attım. Hızlıca üzerimdekileri de yere fırlatıp Sena'nın yanıma koyduğu kıyafetleri giydim. Yatağa girdim ve battaniyemi kafama kadar çektim. Gözlerimi kapadım ve kendimi uykuya teslim ettim. Çünkü kafamdaki sesleri durdurmanın tek yolu uyumaktı.. .